45.Bölüm: Ansız
-birbirimizi anladıysak eğer karşılaşırız yine.
YAZAR'DAN
Belirsizliktir her şeyi bitirebilen aslında. İnsan ya siyah ya beyazdır. Ya doğru ya yanlış. Ya kızmıştır ya da affetmiştir.
Ama ya bilmiyorsan neden kızdığını? Ya boş yere kızıyorsan? Ya da hayat yerine sevdiğine kızıyorsan.
Belirsizliktir insanı içten içe çürüten…
Kızgınlığının kaynağını bilmediğinde, kalbinin içinde koca bir düğüm oluşur. O düğümü çözemezsin çünkü ipin ucunu kaybetmişsindir.
Devin belirsizliğin tam da ortasındaydı. Öfkeli gözleri Alaz'ı buluyordu. Ama babasınaydı o öfke. Sadece Alaz'a diye gölgelemişti. Babasının yaptıklarını kabullenmemek istediği için.
Peki kafa karışıklığı kafandaki insanı da tüketir miydi?
İçerden gelen haberlerdeki muhabirin sesi Devin'in tüm dikkatini oraya çekmişti.
"İki gün önce göz altına alınan Oğuz Duman hakkında tutukluluk kararı verildi. Duman kendi suçunu itiraf etti."
Masadaki herkesin bakışı Devin'e yönelirken Alaz onların aksine başını masaya doğru eğdi.
Devin dolan gözleriyle yutkunurken masadan kalktı.
"Teşekkür ederim her şey için Zeyno. İyi geceler arkadaşlar." diyerek bahçe kapısına yöneldi.
Alaz bununla ayağa kalkarken diğerlerine bir baş selamı verip Devin'in peşinden ilerledi.
"Devin."
Devin duyduğu sesle derin bir nefes alırken adımlarını hızlandırdı. Alaz da aynısını yaptı ve aralarındaki mesafeyi kapatarak onu kolundan tuttu.
"Bir durur musun artık?" dediğinde göz göze geldiler. "Benden kaçmayı bırakır mısın?" diye ekledi Alaz kaşları sorgular gibi çatılırken.
Devin başını iki yana saklarken kolunu onun elinden çekti. "Kaçtığım sen değilsin."
"Biliyorum..." diyen Alaz yutkundu. "Ama lütfen bu gerçeğin yükünü bize yükleme." dediğinde sokak o kadar sessizdi ki ikisinin de nefes alıp verme sesleri duyuluyordu. "Yoksa eziliriz bu yük altında."
Devin gözlerini ondan kaçırdı. "Alaz konuşmayalım."
Alaz başını iki yana salladı. "Yeterince konuşmadık zaten."
"Kalbini kırarım." dedi Devin sesi keskin çıkarken. Canı o kadar yanıyordu ki ne yapacağını bilemez haldeydi.
Alaz kaşlarını kaldırdı. "Neden?" dediğinde cümlenin devamı bir fısıltı gibi çıktı ağzından. "Annemin katili baban olduğu için mi?"
Devin'in gözleri kısılırken bir damla yaş yanağından süzüldü. Bu zamana kadar içinde inatla reddettiği o cümle dudaklarından döküldü.
"Ayrılalım."
Dünden beri
İçimde bir sıkıntı yokluyor beni
Alaz'ın kaşları havalandı. "Ne?" dedi büyük bir şaşkınlıkla. Gerçeği bile bile asla vazgeçmediği bu aşk bu kadar basit miydi?
Anlıyorum yakmışsın gemileri
Seviyordum biliyordun ve gidiyordun
"Ayrılalım." dedi Devin tekrar. "Yarayla başladı yarayla bitsin."
Tam elini yavaşça çekip ayağa kalkıyordu ki Devin'in eli, yaralı elinin üzerine yerleşti. Alaz ayakta şok içinde donakalırken Devin'e döndü. Şaşkınlıkla fısıldadı.
''Devin.''
Devin'in gözleri kırpıştırılarak yavaşça açıldığında buhar maskesinin altından zar zor çıkan sesi duyuldu. ''Alaz...''
Geri alabilmek mümkün olsa herşeyi
İnandırmaz mıydım aşka seni
Hem seni hem o taş kalbini
Gözleri kendi elinin üzerine kaydı. Orada artık bir yara yoktu. Devin'in kurşun yarası da geçmişti.
Şimdiki yaraları nasıl daha derin olabiliyordu?
Gider mi insan çok seviyorken?
Şimdi dur demem
Nasıl olsa bir gün anlar
Beni anlarsın
"Niye?" dediğinde sesi titredi. "Hiç mi sevmedin beni?"
Yalanlarla bırakma beni böyle
Gözlerime bak doğruyu söyle
Ama korkak korkaksın
"Sevmek her şeyin çözümü değil." dedi Devin.
"Seversen çözemeyeceğin şey yoktur." diye inkar etti Alaz.
Devin bununla yutkundu. "Demek ki.." dediğinde Alaz'ın kaşları hayal kırıklığı ile havalandı. Devin konuşmak için kuruyan dudaklarını ıslatırken dudakları titredi. "Sevmemişim."
Gider mi insan çok seviyorken?
Şimdi dur demem
Nasıl olsa bir gün anlar
Beni anlarsın
Alaz'ın gözleri acıyla kısıldı.
Yalanlarla bırakma beni böyle
Gözlerime bak doğruyu söyle
Ama korkak
Sen bi korkaksın
Devin onun gözlerindeki bu acıyı gördüğünde Canı acıdı. Öyle acıdı ki bu acı karnına yediği kurşunun acısından daha büyük bir acıydı.
Dünden beri
İçimde bir sıkıntı yokluyor beni
Alaz kaşlarını kaldırdı. "Sevmedin." dedi idrak etmek ister gibi. Sonra gözlerini birleştirdi. "O zaman neden benim için ölmeyi göze aldın? Neden atladın o gün silahın önüne?"
Devin gözünden süzülen yaşı silerken konuştu. "Önemi var mı Alaz? Seni sevip sevmememin önemi mi var söyle." Kuracağı cümleyle gözleri kısılırken Alaz'a bir adım attı ve fısıltı gibi konuştu. "Annenin katilin kızının seni sevmesinin bir önemi var mı?"
Anlıyorum yakmışsın gemileri
Seviyordum biliyordun ve gidiyordun
Alaz'ın gözlerine bu cümleyle bir öfke belirtirken elini istemsizce sıktı. "Bunu mu istiyorsun gerçekten?" dediğinde Devin başını salladı. Alaz sesi sert çıkarken konuştu. "Öyle olsun o zaman." işaret parmağını kaldırarak ekledi. "Bunu sen seçtin Devin." dediğinde gözleri öfke doluydu. "Artık ne ölüme ne dirime." dediğinde onun omzuna sertçe çarparak yanından geçti gitti.
Geri alabilmek mümkün olsa herşeyi
İnandırmaz mıydım aşka seni
Hem seni hem o taş kalbini
Devin gözlerini kapatıp derin bir nefes verirken gözlerinden yaşlar süzüldü.
Gider mi insan çok seviyorken?
Şimdi dur demem
Nasıl olsa bir gün anlar
Beni anlarsın
Alaz arabasına bindiğinde bir süre önündeki yola baktı. Beyninde o ses tekrar etti.
"Önemi var mı Alaz? Seni sevip sevmememin önemi mi var söyle. Annenin katilin kızının seni sevmesinin bir önemi var mı?"
Ağzından sinirle bir bağırış çıkarken direksiyona yumruğunu geçirdi.
Yalanlarla bırakma beni böyle
Gözlerime bak doğruyu söyle
Ama korkak korkaksın
"Öyle işte Aysel Teyze." diyen Berk üzerine giydiği kazağı incelerken Aysel Teyze ona gülerek konuştu.
"Rahmetlinin kıyafetleri de pek yakıştı sana."
Cemre bununla gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken konuştu. "Sonunuz benzemesin."
Berk ona dönerek konuştu. "Amin amin."
Aysel Teyze onlara gülerek bakarken konuştu. "Allah sizi napmasın bugün beni çok güldürdünüz. Allah'ta sizi güldürsün."
Lavin ve Çınar aynı anda konuştu. "Amin amin."
Sarp onlara dönerken ekledi. "Bi hatimde indirelim isterseniz."
Lavin yüzünü buruştururken konuştu. "Senin cenabetliğin yüzünden kabul olmaz."
Sarp sahte bir üzüntüyle alt dudağını kıvırdı. "Kalbim kırılıyor Lavin'cim."
"Bi kalbin olsa kırılabilirdi belki." diyen Lavin arkasına yaslanırken önündeki çay bardağını dudaklarına götürdü.
Sarp sırıttı. "Görüyor musun Aysel Teyze bir küfretmediği kaldı ama ben yine de gülümsüyorum. Neden? Pozitif bir insanım çünkü."
Berk bununla ağzının kenarında güldü. "Negatif enerjinin kendisi sensin lan." dediğinde Sarp arkasına yaslandı.
"Mesela Berk bayılıyor bana." dedi Aysel Teyze'ye sırıtarak.
Aysel Teyze onlara gülerken konuştu. "Siz bi duşa girin yavrum kıyafetleriniz kuruyana kadar." dedi Berk ve Cemre'ye.
"Beraber mi?" diyen Lavin'in sesi şaşkınlıkla çıkarken diğerlerinin şaşkın bakışları ona döndü.
"Bi an Çağrı kaçtı içine." dedi Berk ayağa kalkarken. "İlk ben girerim."
"Ne münasebet ya ben daha çamurluyum." dedi Cemre sitemle. Ayağa kalkıp Berk'e dönerek ekledi. "Hem senin yüzünden bu haldeyim ben."
Berk ona dönerken konuştu. “O ‘senin yüzünden’ kısmını cümlelerinden çıkarsan hayatın çok daha kolay olurdu.”
Cemre ters ters baktı. “Seninle mi kolay olacakmış?”
Berk başını yana eğdi. “Deneriz... belki olur.”
Cemre'nin yüzüne bir sırıtış eklenirken başını hafifçe yana doğru eğdi. Berk hızla yanından geçerken konuştu. "Duştayım ben."
Cemre bununla kendine gelirken kaşları çatıldı. Banyonun kapısının kapanma sesini duyduğunda oflayarak yerine oturdu ve saçlarındaki kurumuş çamurları Lavin'e doğru göstererek konuştu. "Saçlarımda çok kötü oldu."
Lavin başını sallarken alt dudağını kıvırdı.
Derya çocukların çıktığı terasa doğru yönelirken kenarda oturan Bora ve Beliz'i gördü ve başını kaldırarak onlara doğru seslendi.
"Çocuklar dikkat edin düşersiniz ordan." dedikten sonra merdivenden çıktı ve Ali'ye bakarken konuştu. "Aşk olsun oğlum arkadaşlarını bu soğukta burada mı ağırlıyorsun?"
"Kimse şikayetçi değ-"
Ali'nin cümlesi Derya'nın çıkışmasıyla yarıda kesildi. "Ayıp çok ayıp!" Sonra diğerlerine dönerek ekledi. "Hadi kalkın çocuklar. Kek yaptım hem size."
"Ben buradan Berk'i bulup giderim. Teşekkürler Derya Teyze." diyen Beliz ayağa kalkarken üzerini silkeledi.
Derya başını iki yana salladı. "Berkler Aysel Teyzenizdelermiş ve pek müsait değillermiş."
"O ne demek ya?" diyen Ali ayağa kalktı. "Bir şey mi olmuş?"
"Biraz çamurlanmışlar sadece." diyen Derya'yla Çağrı sırıttı.
"Hepsi mi lütfen hepsi olsun."
"Berk ve Cemre." diyen Derya'yla Hazal güldü.
"Keşke o takımda olsaydım ya." dedi sonra hayıflanarak. "Ruhumu emdiniz burda."
Ali burun kıvırdı. "Biz hayrandık sanki sana."
"En uyumsuz takım olduk inşallah dersten kalmayız kardeş." diyen Arap ayağa kalkarken merdivenlere yöneldi.
Ali onun arkasından bakarken sordu. "Nereye lan?"
Arap gülümseyerek Derya'ya baktı ve konuştu. "Derya Teyze'nin keklerine zaafım var." dediğinde merdivenlerden indi.
Derya gülümserken diğerlerine dönerek konuştu. "Hadi sizde."
Beliz merdivenlerden inerken Arap aşağıdan ona seslendi. "Lan bir elli dikkat et."
Beliz kaşlarını çattı. "Bana mı dedin sen bir elli?"
"Yok arkandaki sırığa." dedi Arap alayla arkadaki Bora'yı gösterirken.
Bora ona baktı. "Sırık derken?"
"Ufaklık mı diyim?" dedi Arap ona bakarken.
"Bende sana maviş diyim?" dedi Bora sırıtarak.
Arap yüzünü buruştururken omuzlarını silkeledi. "Çok gıcık bi çocuksun sen."
"Aman yavrum dikkat et." diyen Derya Beliz'in sırtından eliyle destek verirken Çağrı konuştu.
"Beliz hadi ya! İki üç basamak ineceksin sende kaç insanı bekletiyorsun." ve sırıtarak ekledi. "Yoksa seninde mi Berk gibi yükseklik korkun var?"
Ali bununla kaşlarını kaldırdı. "Berk'in yükseklik korkusu mu var?"
"Evet." dedi Çağrı ve ekledi. "Çocukluktan geliyormuş."
Derya'nın boğazına bu cümleyle bir yumru otururken yutkundu.
***
"Kekler çok güzel olmuş gerçekten ellerinize sağlık." diyen Beliz Derya'ya gülümsedi.
"Afiyet olsun yavrum." Kapının çalışıyla Ali ayağa kalkarken Derya arkasından seslendi. "Berk'i aramıştım. Onlardır."
Ali kapıyı açtığında karşısında Berk, Gece, Cemre, Lavin, Sarp ve Çınar'ı gördüğünde gülümsedi. "Hoşgeldiniz buyrun."
"Hoşbulduk Ali'cim." dedi Berk sırıtarak yanından geçerken.
Hepsi içeri geçerken Ali kapıdan seslendi. "Anne ben bir Zeyno'ları çağırıp geliyorum."
Kapı kapanma sesi duyulduğunda Berk duş aldığı için dağınık kalan saçlarını karıştırırken sırıttı ve konuştu. "Telefon icat edilmeden önce insanlar."
Arap ona yan yan bakarken konuştu. "Çok komikti bi daha olmasın."
"Bence de." dedi Gece Berk'e doğru eğilip fısıldarken.
"Ayıp ettin."
Gece omuz silkti. "Dürüstüz en azından."
"Yavrum önümüzdeki keklerden de yiyin sizin için yaptım."
"Yaa çok teşekkür ederiz. Zahmet etmeseydiniz." dedi Lavin yüzündeki gülümsemeyle.
"Ne zahmeti yavrum." diyen Derya çalan kapıyla ayağa kalkacakken Çınar ayağa kalktı.
"Ben açarım Ali'lerdir zaten."
Çınar kapıyı açtığında karşısında gördüğü kişiyle kaşları çatıldı çenesi gerildi. Çünkü karşısında dikilen kişi Kenan Yağızoğlu'ydu.
Kenan ona gülümseyerek yanından içeriye geçerken Çınar sinirli bir nefes verdi ve tam kapıyı kapatacağı sırada kapı ona doğru geri ittirildi.
Aren kapıyı iterken gülümseyerek konuştu. "Hoşbulduk Çınar."
Çınar başını salladı. "Hoşgeldiniz." sonra etrafa bakındı. Devin'in yokluğunu fark ederek sordu. "Devin nerede?" sonra biraz daha bakındı ve ekledi. "Alaz?"
"Gitti onlar." dedi Ege arkadan kapıyı kapatırken. Hepsi içeri geçtiğinde Ege Kenan'ı görünce hayretle konuştu. "Oo Kenan Amca bile var." dediğinde yerine otururken Berk konuştu.
"Hangi rüzgar attı seni buraya bende merak ediyorum." dedi Kenan'a doğru.
Derya'nın sinirli bakışları Kenan'ın üzerindeyken Kenan konuştu.
"Ali yok mu?"
"Yok." dedi Derya büyük ihtimalle fırına uğramış olan Ali'yi kastederek. "Ne zaman gelseniz de olmayacak Kenan Bey." dedi sert bir yaklaşımla. "Siz boşuna zahmet etmişsiniz. Ben sizi uğurl-" sözünün yarıda kalmasının sebebi kapıdan elinde poşetlerle giren Ali'ydi.
Ali'yi gören Kenan'ın yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı.
Ali'de Kenan'ı görmesiyle duraksarken konuştu. "Hoşgeldiniz."
"Hoşbulduk oğlum." dedi Kenan oğlum kelimesini bastırırken.
Beliz buna göz devirirken çay bardağını dudaklarına götürdü.
"Kenan Bey." dedi Ali ve dik bakışlarını Kenan'dan başka bir yere çevirmeden sesindeki kararlılıkla konuştu. "Size benim babam olmadığınızı defalarca söyl-" Kenan etrafa baktıktan sonra konuştu.
"Ben senin baban değilim belki ama sen benim oğlumsun Ali."
Bu cümle Berk'in dişlerini sıkmasına neden olurken yutkundu ve yavaşça ayağa kalktı. "Dışardayım ben." dedi.
Dışardaki masaya oturduğunda bakışları yere sabitti. Beyninde geçmiş yankılandı.
12 Yıl Önce (6 Yaşında)
"Senin gibi bir beceriksiz benim oğlum olamaz ya." diyen Kenan Berk'in suya kaçırdığı topu sudan çekerken küçük Berk yanında öylece bekliyordu. Kendini savunmak amaçlı konuştu.
"Yanlışlıkla oldu baba."
"Yanlış dediğin bir olur iki olur. Bu beşinci alışım topu havuzdan." dedi Kenan söylenirken topu eline aldı ve ona döndü. "Top senin neyine?" diyerek içeri ilerlediğinde Berk arkasından seslendi.
"Baba tamam bir daha düşürmeyeceğim." dediğinde Kenan küsümseyici bir şekilde baktı.
"Ben sana bu topu versem bir tane yararla geri dönmeyecek bana. Futbolcu olcam diye tutturmuşsun sözde." dedi ve güldü. "Sen bu gidişle benim oğlum bile olamazsın."
Kenan içeri girerken küçük Berk'i önündeki sandalyeye oturup başını eğdirip saatlerce düşündüren o şey daha önce söylediği kırıcı cümleler değildi. Sadece son cümleydi. Çünkü aslında bu zamana kadar yaptığı veya yapmaya çalıştığı her şey bir şey içindi. Babasının oğlu olmak.
Şimdi Berk aynı şekilde sandalyeye oturmuş uzun uzun düşünüyordu yine. Bu kez babasının oğlu olamamak değildi meselesi. Küçük Berk'in babasının bir oğlum diyişine hasret kalışına karşılık Ali'nin bu kadar kısa sürede bu kelimeyi kendinin bu yaşa kadar duymadığı bir içi dolulukla duymasıydı.
Nihayetinde yüksüz ve mülksüzsün dünyada
İnsanın en bariz lüksü bu rüyana
Karabasanlar bile hayran olur o zaman
Kapıdan çıkan kişiye bile başını kaldırmayacak kadar derindi düşünceleri. Yanındaki sandalye çekilirken de kaldırmadı başını. Ama anladı Cemre olduğunu. Aralarındaki sessizlikten.
Dudaklarını ıslatıp konuştu. "Kıskanmıyorum onu." dedi ve başını kaldırıp Cemre'ye döndü.
Cemre seni anlıyorum der gibi başını salladı. "Kızgınsın. Tek bir kişiye..." dediğinde yutkundu. "Babana."
Yarışa girmezsen kaybetmen imkansız
Üstelik yetmiş seksen yıl ömrün varmış
Berk'in yüzünde ona bakarken buruk bir gülümseme oluştu. "Başardık galiba." dedi fısıldar gibi.
"Neyi?" dedi Cemre ona dönerken.
"Uzun zaman sonra birbirimizi anlamayı."
Peşinde kaç hırsız çalmak için koşacak
Ama korkma
Cemre bununla gülümsedi.
"Umarım başardığımızdandır." dedi ve ekledi. "Aynı eksiklikten değildir."
Bu cümle ikisinin de içindeki baba diye bağıran çocukların bi yerlerine dokundu. Biri duyulma ümidiyle duyulmayacağını bile bile bağırmıştı, diğeri ise giden bir arabanın ardından...
Bundan kötüsü gelemez başımıza
Bundan kötüsü gelemez
Berk Cemre'ye bakarken konuştu. "Değil.." dediğinde elini Cemre'nin elinin üzerine koyacak gibi oldu ama sonra vazgeçerken önüne döndü. "Kızgınım evet." dedikten sonra ekledi. "Ama bu şuanın meselesi değil." dedikten sonra duraksadı. Sesi titredi. "Altı yaşındaki o çocuğun ne suçu vardı?"
Ondan rahatım sen de rahat ol
Zemine uzananlar düşemez
Cemre başını iki yana salladı. "Yoktu." dediğinde ikisinin de gözleri doluydu. Gözlerini birleştirdi ve konuştu. "Sevilmemek bizim suçumuz değildi Berk." Bu cümlenin ağırlığı onların omuzlarına ağır gelmezdi belki ama küçüklüklerine epey ağırdı.
Bundan kötüsü gelemez başımıza
Bundan kötüsü gelemez
O sırada açık olan pencereden Ali'nin kararlı sesi duyuldu. "Benim babam öldü Kenan Bey. Ne siz benim babamsınız ne ben sizin oğlunuzum."
Berk'in yüzüne buruk bir gülümseme yerleşti. "Vay be." dedi ve arkasına yaslandı. "Belki de babam haklı." dediğinde gözlerini yere dikti. "Niye beni sevsin ki? Bu kadar cesur dik başlı tıpkı kendine benzeyen bir oğlu varken."
"Üzülüyor musun seviniyor musun peki?" dedi Cemre.
"Neye?"
"Ona benzememene." dedi Cemre ve gülümsedi. "Annene benzemene."
Berk bununla gülümsedi. "Bilmiyorum."
Ondan rahatım sen de rahat ol
Zemine uzananlar düşemez
İçerdeki atmosfer farklıydı. Beliz koltukta bacağıyla bir ritim tuttururken Gece elini onun omzuna destek verir gibi koydu.
"Bir gün.." dedi Kenan. "Bir gün bana baba diyeceksin Ali."
"Kenan Bey gider misiniz lütfen?" diyen Derya'nın sabrı taşmış gibiydi. "Çocukları huzursuz ediyorsunuz." sonra hızla giderek kapıyı açtı.
Kenan bununla güldü. "Tamam gidiyorum." diyerek kapıdan çıktı. "Ama sonra çok görüşeceğiz."
***
Çınar eve geldiğinde koltukta haberleri açıp izlerken uyuyakalmış Devin'i görünce derin bir iç çekti. Yanından kumandayı yavaşça alırken televizyonu kapattı ve onun omzuna dokundu. "Devin.. Devin.."
"Hı?" diyen Devin gözlerini telaşla açtıktan sonra doğruldu. Gözleri ilk televizyonu buldu sonra Çınar'ı. "Babamdan haber var mı?"
Çınar başını sallarken koltuğa oturdu. "Avukatla konuştum. Suçu kabul ettiyse mümkün değil çıkarmamız diyor."
"Tehdit falan mı etmişler. Çınar belki öyledir birileri tehdit edip suçu üst-"
Çınar onun sözünü kesti. "Kimsenin babamı tehtid etmeyeceğini ve babamın kimsenin tehdidine boyun eğmeyeceğini bilecek yaştayız bence." dediğinde Devin'in oturduğu tekli koltuğun kenarına oturdu ve Devin'e sarılarak onu göğsüne çekti. "Bazen.." dedi ve yutkundu. "Kabullenmek gerekir."
Yanlışlar yaptın çokça
Doğrular yanlış olunca
Bilinmezlikte altın çağ
Bu çağ
Devin başını salladı. Gözünden bir yaş süzüldü. "Kabullen diyorsun. Çocukluğuma dair tutunduğum tek şey babam benim.." dedi ve başını iki yana salladı. "Sen yoktun.. annem yoktu. Bi tek o vardı ve o da katil. Ben bunu nasıl kabulleneceğim Çınar?" dediğinde başını kaldırıp Çınar'a baktı. "Beni yaşatan adamın başkasını öldürdüğünü nasıl kabulleneceğim ben?"
Yolunda gitmiyorsa
Yoldan gitmezsin sen de
Açarız bi kaç patika
Sen korkma
Çınar'ın bununla gözünden bir yaş süzüldü. Aklında Lavin'in cümlesi yankılandı.
"Çınar annen ölüyor."
Devin'e biraz daha sıkı sarıldı.
Bundan kötüsü gelemez başımıza
Bundan kötüsü gelemez
Beliz Berk'in kapısını çalıp içeri girdiğinde camın önünde oturmuş öylece dışarıyı izleyen Berk ona dönüp bakmadı bile. Beliz'de bununla onunnyanına oturdu. Sonra da yavaşça yere uzandı. Berk bununla kaşlarını çatarak ona döndü.
"Napıyorsun?"
"Zemine uzanıyorum." dediğinde Berk aynı merakla sordu.
"Niye?"
Beliz omuz silkti. "Çünkü zemine uzananlar düşemez."
Berk bununla hafifçe gülümserken onun yanına uzandı.
Ondan rahatım sen de rahat ol
Zemine uzananlar düşemez
"Garantiye mi aldık şimdi kemdimizi? Düşmemek için."
Beliz tavana bakarken cevap verdi. "Hayır... Düştüğümüzü kabul ettik."
Berk bu cevapla yutkunarak tavana döndü.
Bundan kötüsü gelemez başımıza
Bundan kötüsü gelemez
"Beni yalnız bırakma olur mu Berk?"
Berk kaşlarını çattı. "O ne demek şimdi?"
"Bilmem." dedi Beliz. Omuz silkti. "Beni korusan korusan sen korursun gibi.." dedikten sonra düzeltti. "Yani babam da korur da şuan öncelikleri başka."
Ondan rahatım sen de rahat ol
Zemine uzananlar düşemez
"Gerek yok babama falan." diyen Berk ekledi. "Ben korurum seni."
Beliz bununla gülümserken onun saçlarını karıştırdı.
"Bora yanıma geldi bugün." dedi sonra yüzüne aptal bir gülümseme yerleşirken. Sonra yerden doğruldu.
"Yine mi Bora?" dedi Berk'te doğrulurken. "Yeter be kızım."
Beliz kaşlarını çattı ve ona döndü. "Ben sana hiç Cemre Cemre yeter diyor muyum?"
"Demiyorsun." diyen Berk ekledi. "Çünkü ben Cemre demiyorum."
"Ya yürü git. Geçen gece uykunda sayıklıyordun."
Berk kaşlarını kaldırdı. "Uydurma."
"Valla." diyen Beliz sırıttı. "Niye yalan söyliyim?"
"Neyse." diyen Berk omuz silkti. "Olabilir insan uykuda arkadaşını sayıklayabilir."
Beliz gülerek konuştu. "Hadi ya. O zaman Çağrı'yı da sayıkla."
"Sana mı sorcam kızım kimi sayıklayacağımı?" diyen Berk konuyu hızla değiştirdi. "Bora diyorduk."
Beliz bununla sırıttı. "Evet." ve ekledi. "Berk ben ciddi ciddi aşığım bu çocuğa." dedi olayın ciddiyetini yeni fark ediyormuş gibi.
Berk bununla kaşlarını kaldırdı. "Hadi ya. Ben hiç fark etmemiştim."
"Çok mu belli ediyorum?"
Berk başını salladı. "Evet. O salak Sarp bile anlamıştır öyle diyim.
Beliz telaşla sordu. "Bora?"
"Yok o anlamaz." dediğinde sırıttı.
"Ya düzgün konuş çocuk hakkında."
Berk ellerini havaya kaldırdı. "Bir şey demedim." sonra Beliz'e dönerken konuştu. "Sen napacaksın o kadar uzun çocuğu. Perde mi astıracaksın?"
Beliz bununla yüzündeki gülümsemeyle iç çekti ve konuştu. "İnşallah."
Berk yüzünü buluşturdu. "Ne biçim hayaller bunlar?"
"E evlenince asacak tabi."
Berk kaşlarını hayretle kaldırdı. "He evlendiniz bi de."
Beliz omuz silkti. "Evleniriz."
"Rüyanda görürsün." diyen Berk kaşlarını çattı. Beliz'de bununla kaşlarını çatarak ona döndü.
"Niye ne alaka?"
"Ben vermem ki seni?"
Beliz güldü. "Babam vericek zaten sen değil."
"Yo bana sorulacak."
"Berk aynı anda doğduk farkında mısın?"
Berk başını iki yana salladı. "Cık... Yanlış cevap. Ben senden önce doğmuşum."
"Ne fark eder? İkiziz sonuçta."
"Ben seni Bora'ya vermem. Nokta."
Beliz bununla meydan okur gibi konuştu. "Bora'da sana Cemre'yi vermez o zaman."
Berk omuz silkti. "Cemre'yi isteyeceğimi kim söyledi?"
"Kaçıracak mısın?"
"Ya ne alaka Beliz?" diyen Berk yüzünü buruşturdu. "İnsan arkadaşını kaçırır mı?"
Beliz gülerken konuştu. "Ya çocuk kandırıyorsunuz sanki siz de."
"Yo ciddiyiz. Arkadaşı-" telefonunun çalışıyla duraksarken cebinden çıkardığı telefonun ekranında Cemre'nin ismi vardı. Beliz bunu görünce sırıttı.
Berk telefonu açarken ayağa kalktı ve odadan çıktı. Beliz arkasından sırıtarak söylendi.
"Bende arkadaşımla hep dışarda konuşurum zaten."
"Cemre?"
"Merhaba Berk." diyen Cemre'nin sesiyle duraksadı. Ne zamandır telefonda da konuşmamışlardı. Bir kez daha garipsedi bu ayrılığı.
"Merhaba."
"Ee ben nasıl oldun iyi misin diye aramıştım." diyen Cemre'nin sesi tereddüt doluydu. Anlaşılan aramadan defalarca vazgeçmiş yine de aramıştı.
Berk gülümseyerek cevao verdi. "İyiyim... Sen?"
"Bende iyiyim."
"İyi ol." dedi Berk.
"Sende."
Ardından küçük bir sessizlik oldu.
Berk hafifçe gülümsedi. “Beni özlemiş gibisin.”
Cemre hemen karşılık verdi. “Sen de kendini özletmiş gibisin.”
Berk kaşlarını kaldırdı. “Demek suç bende.”
“Tabii ki sende.” dedi Cemre hafif gülerek. “Ben aradım sonuçta.”
“Geç de olsa…” diye takıldı Berk.
Cemre kıkırdadı. “Bir teşekkür etsen kötü mü olurdu?”
Berk'te bununla burnundan güldü. Cemre bunu duyunca daha büyük gülümserken Berk konuştu. "Teşekkür ederim arkadaşım." dediğinde bu kez sesi ciddiyetle kavrandı ve ekledi. "İyi gekdi sesini duymak."
Cemre'nin kaşları bununla havalanırken konuştu. "Bana da."
"İyi geceler o zaman."
"İyi geceler." diyen Cemre telefonu kapatmazken Berk konuştu.
"Kapatmayacak mısın?"
Cemre kıkırdarken konuştu. "Önce sen kapat."
Sonra telefonun diğer ucundan gelen dıt dıt sesiyle yüzündeki gülümseme doldu. "Oha." diyen Cemre telefonu kulağından indirdi. "Kapattı gerçekten." Cemre telefonu elinde çevirip kendi kendine homurdandı. “İnsan biraz bekler ya… gerçekten kapattı.” Ama dudaklarındaki gülümsemeyi gizleyemedi.
O sırada kapı hafifçe aralandı. İçeri başını uzatan Bora sordu. “Kime sırıtıyorsun öyle gece gece?”
Cemre hemen toparlandı. “Kimseye… şey bir arkadaşımdı.”
Bora kapıdan girerken kaşlarını çatarak sordu. "Hangi arkadaş? Sarp falan değil herhalde?"
"Of sende taktın Sarp'a. Ben ona Berk'i sevdiğimi söyledi-" cümlesini yeni fark ederken Bora çoktan şok içinde ağzını kapatmıştı.
"Ciddi misin?" dediğinde hızla yatağa oturdu. "Anlat kız anlat. Ne dedin? O ne dedi? Nasıl bir tepki verdi?"
"Bora." dedi Cemre kınayıcı bir tonda. "Moodundasın yine."
"Her zaman." diyen Bora ile kıkırdadı.
***
Sabah okul bahçesine giren Aren rüzgarın uçurduğu saçlarını düzenlemeye çalışırken yolun ortasında durdu. Arkasından ısrarla çalınan kornayla oflarken sinirle arkaya döndü ve arkasındaki spor arabanın sahibine bağırmaya başladı.
"Patlama çekildik kardeşim ya!"
O sırada arabanın camından başını uzatan Sarp'la sustu.
"Patlarım." diyen Sarp sırıtırken Aren kaşlarını çattı. Sarp bununla bir kez daha korna çaldı. "Çekilirsen geçicez." dediğinde kendi arabasının arkasında kalan arabaları da gösterdi.
Aren bir adım geri atarken kaşları çatık bir şekilde diğer arabaların da geçişini izledi. Sarp arabayı park ettikten sonra onun yanına doğru geldi.
"Saçların yüzünden okulu birbirine kattın." dediğinde Aren ona göz devirdi.
"Bahçeye girmeseniz böyle olmaz." dedi ve ekledi. "Hem yasak bahçeye araba sokmaz."
Sarp kaşlarını kaldırdı. "Hadi ya. Hiç duymamıştım. Bundan sonra hep bahçeye park ederim." dediğinde Aren ona baktı.
"Ne kadar gıcık bir çocuksun sen ya?"
"Öyleyimdir." diyen Sarp'ın gözü bir anlığına arabadan inen Cemre'nin üzerinde takılırken Aren sırıttı.
"Hâlâ mı Cemre?" dediğinde Sarp çatık kaşlarıyla ona döndü.
"Ne alaka?"
"Biliyorum Cemre'ye platonik olduğunu." diyen Aren'le kaşları daha çok çatıldı.
"Saçma sapan konuşup benim ağzımı açtırtma." dedi.
Aren kaşlarını kaldırdı. "Saçma sapan falan değil."
Sarp oflarken bir anda bahçe kapısında gözleri durdu ve sırıttı. "E seninki de geliyor o zaman." dediğinde Aren gözlerini kısıp bahçe kapısına baktığında Çağrı'yı gördü.
"Saçmalama." dediğinde Sarp sırıttı.
"Söyliyim mi Çağrı'ya?" dediğinde Aren ona sinirle döndü.
"Sarp salak salak konuşma!"
Sarp onun gergin halinden zevk alır gibi başını Çağrı'ya çevirdi.
"Söyliyim işte Çağrı'da bilsin." dediğinde Çağrı ve Ege neredeyse tam yanlarından geçiyordu ve Çağrı onu duydu. Yerinde duraksarken o tarafa döndü.
"Ne söyleyecekmişsin lan bana?"
Aren'in gözleri hızla büyürken Sarp'ın kolunu tuttu. "Saçmala-"
"Noldu merak mı ettin?" dedi Sarp Çağrı'ya alayla. Çağrı başını sallarken Sarp Aren'e dönüp konuştu. "Bak o da merak etmiş ben söylüyorum o zaman."
Aren yutkunurken aniden elini Sarp'ın eline kenetledi.
Sarp'ın yüzündeki sırıtış kaybolurken gözleri ellerine kaydı. Afalladı.
"Biz sevgiliyiz." diyen Aren'le kaşlarını havaya kaldırırken Çağrı'lara kararla bakan Aren ona döndü ve göz göze kaldılar.
Bazı hikayeler apar topar başlar. Nereden geldiğini bilmiyorsundur. Tek geldiğin geldiğin yerde çok yaralandığındır. Ve belkide bu apar topar geldiğin yer senin yaralarının yansımasıdır. Oraya rastgele çıkmamıştır yolun. Bir sebebi vardır.
Aren ve Sarp göz göze kaldığında ikisinin de aklında bir biz olma duygusu yoktu. Hiç böyle bir şeyi hesaplamamışlardı. Hesapta yoktu.
Oraya vardığında zamanın farklı aktığını hissedersin. Her şey aceleyle yerli yerine oturmuş gibi ama bir o kadar eksik… Sanki dünya seni sınamak istercesine kendini tamamlamaya çalışır.
Ama en ilginç olan şey o apar topar geldiğin yerde aslında kaybolmadığını fark etmendir. Kaybolmuş gibi hissedersin ama gerçekte kendi parçalarını bir araya getirmek için oradasındır. Her köşe her taş her ses sana bir ipucu verir. Ve belki de, tam o anda anlarsın: geldiğin yer, senin yaralarının değil, senin direncinin de aynasıdır.
45. BÖLÜM SONU
Yorumlar
Yorum Gönder