47.Bölüm: Ölünce Sevemezsem Seni
-git ona öğret gemiler batınca acımaz denizin canı.
YAZAR'DAN
"Ne demek bulamıyorum Metin?" diyen Kenan'ın sesi salonda yankılanırken Kenan koltukta ayağıyla ritim tutturmuş sabırsızca bekleyen Berk'e döndü. "Şu numarayı bana at."
"Hat devre dışı bırakılmış çoktan." dedi Berk gözlerini yerden ayırmadan.
"Hay ben onların hatlarını da.." diyen Kenan Metin'e döndü. "Bakın bakalım Beliz ve Bora'nın telefonlarının sinyali en son nerede kesilmiş?"
"Baba." dedi Berk başını kaldırırken. "Bekleyelim." dediğinde Kenan kaşlarını çattı.
"Ne demek bekleyelim?" dediğinde Berk dudaklarını ıslatıp konuştu.
"Bir anda gidersek zarar verebilirler. Parayı hazırlayıp aramalarını bekleyelim."
Kenan arkasını dönerken biraz düşündü. "Olmaz ki böyle de. Kızım onların elinde ve ben nasıl sakin kalacağım?" dediğinde Berk başını yere eğdi.
"Haklısın." dediğinde ayağa kalktı. "Napıyoruz?"
"Haluk'la iletişime geçmem lazım." diyen Kenan ekledi. "Onun alacaklıları sonuçta onunla daha iletişim halindeler." dediğinde Berk başını sallarken Kenan telefonunu çıkarıp Haluk'u aradı ve hoparlöre verdi.
"Efendim." Haluk'un sesi sorgulayıcı çıkarken ekledi. "Kimsiniz?"
"Kenan Yağızoğlu." dedi Kenan ve ekledi. "Oğlun kaçırıldı haberin yoksa." dediğinde sesindeki iğneleyici tavrı gizlemedi.
"Bende tam uçağa biniyordum Kenan. İzlerini mi buldun?" dediğinde Kenan sordu.
"Türkiye'ye mi geliyorsun?"
"Evet." diyen Haluk ekledi. "İşimi şansa bırakamam."
Kenan bununla konuştu. "Sana attığım konuma gel." dediğinde telefonu kapattı.
Berk babasına dönerken konuştu. "Nerede buluşacağız?"
Kenan başını telefondan kaldırırken konuştu. "Burada."
Berk çalan telefonunu arka cebinde çıkardığında Cemre'nin aradığını gördü. Sıkıntılı bir nefes verirken telefonu açtı. "Bir haber var mı?" dedi Cemre'nin endişeli sesi.
"Yok. Olursa ararım seni."
Cemre hızla konuştu. "Evde misin?"
"Evet de-"
"Bende geliyorum."
"Cemr-" telefon yüzüne kapatılırken Berk Kenan'a döndü.
"Cemre geliyor."
Kenan başını iki yana salladı. "Yani?" dediğinde ekledi. "Napayım oğlum kırmızı halı mı sereyim?"
Berk bununla koltuğa otururken başını yere doğru eğdi. Gözünden süzülen bir damla yaşa o da hazırlıksız yakalanmıştı.
"Bazen çok şey bakıyorsun." dedi Beliz koltukta oturmuş ellerini dizlerine koyup başını yere eğmiş Berk'e bakarken.
Berk başını kaldırırken sordu. "Ney bakıyorum?"
"Ağlamaklı." diyen Beliz ekledi. "Ve ne zaman üzgün olsan bunu anlıyorum."
Berk kaşlarını kaldırdı. "Hadi ya insan sarrafı mısın yoksa vip ikiz biletini mi kullanıyorsun?"
"Üstelik komikte değilsin." diyen Beliz ekledi. "İnsan sarrafı da değilim. Her üzgün olduğunda böyle oturuyorsun işte." dedi az önce oturduğu şekli gösterirken. "Gözlerin de ağlamaklı bakıyor."
"Vay." dedi Berk hayretle.
"Ama seni sadece Cemre üzebiliyor." diyen Beliz başını yan yatırdı ve ona baktı. "Doğru muyum?"
"Bilmem öyle mi?" dedi Berk.
"Öyle." diyen Beliz sırıttı. "Çözdüm seni Berk Yağızoğlu." dediğinde Berk kaşlarını kaldırdı.
"Nasıl yani bu kadar basit biri miyim?"
Beliz göz devirdi. "Basit değilsin. Sadece kendini okuyamıyorsun Berk."
"Sen okuyorsun yani?"
Beliz sırıttı ve göz kırparak işaret parmağını ona doğrulttu. "İşte orada vip ikizliğim devreye giriyor."
Kapının çalışıyla Berk gözündeki yaşı silerek başını kaldırırken Kenan'ın açtığı kapıdan giren Cemre yanına geldi. Berk ona dönmüş tam bir şey söyleyecekken boynuna sarılan Cemre'nin kolları ve burnuna dolan kokusuyla dudakları geri kapandı.
Elleri bir yapbozun son parçasını tamamlar gibi onun sırtına dökülen saçlarının üzerine yerleşirken baş parmağını yavaşça hareket ettirdi.
"Bulacağız değil mi onları?" diyen Cemre ondan ayrılırken Berk onun yüzüne baktı ve ıslanmış yanaklarını gördü.
Başını salladı yavaşça. Ağzından bir kelime çıkmadı çıkamadı.
"Bulacağız Cemre bulacağız. Birinden yard-" diyen Kenan cümlesine devam edeceği sırada Berk kaşlarını indirip kaldırdı. "Halledeceğiz." diyen Kenan Berk'e doğru ekledi. "Bi konuşalım mı?"
Berk onun peşinden gittiğinde Kenan'a dönerken konuştu. "Bilmeyecek Haluk'un buraya geldiğini."
"Adam birazdan burada Berk." diyen Kenan ekledi. "Nereye kadar saklayacaksın?"
"Ben halledicem. Dediğim gibi Cemre'nin haberi olmayacak."
"Tamam." diyen Kenan çalan telefonuyla çalışma odasına girerken Berk çalan kapıyla kaşlarını çattı. Yüzüne bir gerginlik yerleşirken kapıya yöneldi ve kapıyı açtı. Karşısında Çağrı Ege ve Hazal'ı gördüğünde yüzündeki gerginlik bir nebze de olsun kaybolmuştu.
"Var mı haber?" dedi Çağrı içeri girerken.
Koltuklarda oturan Cemre konuştu. "Yok."
"Ya oğlum neden bu kadar kolay salmışlar adamları?" diyen Ege Cemre'nin yanına otururken ekledi. "Kızın daha yarası iyileşmedi."
Berk'in gözleri bununla Cemre'nin yerde ritim tuttuğu bacağına takıldı.
"Ben size haber vereceğim." diyen Berk Ege'ye döndü. "Siz gidin bence."
Ege bununla kaşlarını çatarken Berk'in ona kaşıyla ileriyi işaret ettiğini gördü ve yerinden kalkarken konuştu. "Ben bi su alayım."
Ege mutfak tezgahının arkasına doğru ilerlerken Berk'te onun peşinden gitti.
"Haluk geliyor." diye fısıldayan Berk'le Ege numaradan içecekmiş gibi yapacağı bardağı şaşkınlıkla masaya geri koydu.
"Ne?" dediğinde sesi fazla şaşkın ve gereğinden gür çıkmıştı.
"Noldu? Haber mi var?" diyen Cemre koltukta mutfağa doğru dönerken Ege ona döndü. Berk hemen atıldı.
"Yok bir şey. Benim araba sayesinde tanıdıklarını falan anlatıyordum." dediğinde diğerleri önüne dönerken Ege Berk'e döndü.
"Ciddi misin lan?"
"Malesef." diyen Berk ekledi. "Bir saati falan kaldı hatta." dedikten sonra Ege'ye baktı. "Buraya geliyor."
Ege'nin kaşları şaşkınlıkla çatılırken sırıttı. "Saçmalıyorsun."
"Ciddiyim." diyen Berk ekledi. "O yüzden Cemre'yi burdan bir şekil götürmen lazım."
Ege hâlâ şokun etkisinde gibi kaşlarını kaldırırken başını iki yana salladı. "Gelmez ki. Hem doğru değil Berk Cemre'den bunu sakl-"
"Bilse nolcak? He?" diyen Berk ekledi. "Ben düşünemiyor muyum bunu?" dediğinde yüzünü buruşturdu. "Aramızdaki güven köprüleri yeniden kurulmuşken yalan söylemek benim işime mi geliyor sanıyorsun?" diyen Berk tezgaha yaslanırken koltuktaki Cemre'yi bulan bakışlarıyla konuştu. "Bilse izin vermez." dediğinde Ege konuştu.
"Öğrenirse nolacak?"
Berk kaşlarını kaldırdı. "Öğrenmeyecek Ege. Bora ve Beliz'i kurtaralım gidecek adam zaten."
"İyi." dedi Ege onun yanından geçerken omzunu omzuna çarptı. "Ben gidiyorum o zaman." diyen Ege sesini yükseltirken Çağrı kaşlarını çattı.
"Nereye lan?"
Ege Berk'e yan bir bakış attı. "Desteğimiz pek lazım değilmiş." dediğinde Berk onun ne yapmaya çalıştığını anlamıştı.
"Bırak gitsin Çağrı ya." dedi pek memnun olmayan sesiyle. "Destek olmak isteyen ne olursa olsun kalır da."
"Noluyo size ya?" dedi Hazal yerinden kalkarken.
"Ayla Teyze'nin yanına gidiyorum. Belki onlar bir şey bulmuşlardır. Burada elin kolun bağlı beklemekten iyidir." diyen Ege Berk'e dönerken Berk sinirli çıkan ses tonuyla karşılık verdi.
"Yerleri belli de biz mi burada duruyoruz lan böyle? Düzgün konuş!"
Cemre bununla ayağa kalkarken kaşlarını çattı.
"Napıyorsunuz ya? Zamanı mı şuan kavga etmenin?"
"Yükselen ben değilim." dedi Ege yine rahat bir şekilde.
Berk bununla ona bir kaç adım attı. "Bana bak yeterince canım yanıyor zaten bi de senin canını yakmayayım." dediğinde Ege'nin yakasından tuttu.
Ege bununla kaşlarını kaldırdı. "Yaksana."
Cemre sinirle Ege'yi göğsünden iterken onun kolundan tuttu ve çekiştirdi.
"Ya ne saçmalıyorsunuz!?"
Çağrı'da Berk'in kolundan tutarken konuştu. "Gerçekten saçmalıyorsunuz şuan."
"Tamam." diyen Ege kolunu Cemre'den çekerken konuştu. "Ben gidiyorum Ayla Teyze'nin yanına sizde rahat rahat acınızı çekin." dediğinde kapıya yöneldi.
"Dur bende geliyorum. Seni tek başına göndermem böyle." diyen Cemre çantasını almaya giderken Ege yavaşça arkasına dönüp Berk'e gülümsedi ve göz kırptı. Berk'te bununla yavaşça göz kırptı.
Ege kapıdan çıktıklarında söylendi. "Deli etti beni ya."
"Onun da duyguları karışık şuan." dedi Cemre ve sokakta yürümeye devam ederlerken bir anda durdu. Ege'de bununla dönerken Cemre titreyen sesiyle ona seslendi. "Ege."
"Noldu?" diyen Ege az önce bir kaç adım uzaklaştığı Cemre'ye yöneldi.
Cemre hızla ona sarıldı ve konuştu. "Çok korkuyorum ben."
Savaşıp yenilmişim, inan umurumda değil
Güvenip yanılmışım, inan incitmez beni
Gece odasından çıktığında merdivenlerin başında oturmuş başını ellerinin arasına almış sanki tüm dünyası başına yıkılmış gibi duran Berk'in yanına indiğinde merdiven basamağında onun yanına oturdu.
"Korkuyor musun?" dediğinde Berk ellerini başından indirirken bakışlarını yerden ayırmadan konuştu.
"Çok."
Yalnızlık karıştı, kendimle barıştım
Ben çoktan değiştim, zordu ama alıştım
"Bende korkuyorum." diyen Gece dudağının kenarıyla güler gibi oldu ama bu gülüşün bile zoraki olduğu belliydi. Sesi kırgınlıkla çıktı. "Hani Cemre dedi ya Beliz'in kurtulacağını duymasan böyle olur muydun?"
"Cemre şuan korkuyor ne dediğ-"
"Haklıydı biliyor musun?" dedi Gece bakışlarını yerden ayırmazken. Berk ona döndü. "Beliz'in kurtulma ihtimalini duymasaydım burada kafayı yerdim herhalde. Çünkü.." dediğinde sesi titredi ve yanağından hızla bir yaş süzüldü. "Beliz benim her şeyim." İşaret parmağıyla yanağındaki yaşı silerken yenisi eklendi yerine.
Savaşıp yenilmişim, inan umurumda değil
Güvenip yanılmışım, inan incitmez beni
"Ben onsuz yapamam." diyen Gece alt dudağını ısırdı acıyla ve ekledi. "Onsuz o odada gibi hissediyorum tekrardan kendimi."
Yalnızlık karıştı, kendimle barıştım
Ben çoktan değiştim, zordu ama alıştım
"O gün ağlamak için odaya kapandım. Bir daha da çıkmadım. Vücudum acıyı dibine kadar yaşıyordu. Gözlerim kuruma noktasına gelse bile ağlıyordum. Gözümden yaş gelmiyordu ama ağlıyordum. Sonra.." dedi derin bir nefes verirken. "Bir hafta sonra annem başka bir adamla eve geldi. Odamın penceresinden gördüm bunu." Burnundan güldü. "Evleneceklermiş. Adamın çocukları varmış bizle beraber o evde yaşayacaklarmış. Epey büyük tepkiler gösterdim hiçbiri net değil bende. Sonra fark ettim ki acım asla umursanmıyor. Yine kapandım odama. Annem her gün ikna konuşmaları yapmak için geliyordu ama onu dinlemiyordum. Tek yaptığım şey babamla konuşmaktı. İçimden konuşuyordum onunla. Sonra bir gün yine misafirler gelmiş bize. Ben odamdayım. Annem yanıma geldi odadan çıkmam için." omuz silkti.
"Çıkmadın." dedi Berk tahmin ederek.
Gece başını salladı. "Çıkmadım. Sonra kapı kapandı. Bir kaç dakika sonra bir kez daha açıldı. Bu kez annemin adım sesleri değildi bunlar. Bir kız geldi oturdu yanıma." dedi ve kocaman gülümsedi. "Beliz'miş adı." dediğinde Berk'in dudaklarına da bir tebessüm yerleşti. "Beliz o gün yanımda sadece oturdu. İlk defa biri benimle sustu. Gitme saatleri geldiğinde de bakıcım onu çağırdı ve yavaşça yanımdan kalkıp gitti. Sonraki gün uzun zaman sonra o merdivenlerden indim ve anneme beni dün gelen misafirlere götür dedim."
Gece Berk'e döndü ve konuştu. "O gün benimle susan kızı bana getirebilir misin Berk?"
Berk yanağından süzülen yaşı silerken gözlerini kırpıştırdı. Dudaklarının arasından bir fısıltı koptu. "Söz."
Sonra ikisi de birbirlerine sarıldılar.
Bu saatten sonra yansam ne olur?
Yağıyor yağmurlar
Olan olmuş artık, dönsen ne olur?
Sönüyor yangınlar
Aren bir banka oturmuş ayağıyla yerde bir ritim tutturmuş belki gözünden akan yaşlardan da birhaberdi. Elindeki iki suyla yanına oturan Sarp ona suların birini uzattı.
"İçinin yangınını söndürmez ama.." dediğinde Aren'in gözleri önce onu buldu sonra yavaşça onu süzerek elindeki suya baktı. Yavaşça elindeki suyu aldı.
Bir daha kandırmam
Kendimi inandırmam
"Sağol." dedi kısık çıkan sesiyle. Sonra sudan bir yudum alıp suyu kapattı ve yanına koydu. "Gidebilirsin sen." dediğinde gözlerini karşısındaki denize dikti. "Zorla yanımda tuttum zaten yeterince bugün seni. Kusura bakma onu da bunu atlatır atlatmaz düzelteceğim saçmaladığımı-"
Sevilip sayılmışım, inan umurumda değil
Bir hata mı yapmışım? O da tecrübem benim
"Gitmek istesem giderdim." diyen Sarp arkasına yaslandığında Aren ona döndü. Sarp kaşlarını kaldırdı. "Gitmemde ısrarcıysan gidebilirim. Yalnız kalmaya falan ihtiyacın varsa yani?"
Aren başını iki yana salladı. "Aksine. Birinin varlığına ihtiyacım var." dedi.
Ne kazandım, kaybettim, beni her gün mahvettim
Soğuyordum kendimden, ölüyorken fark ettim
"Ne zamandır arkadaşsınız Bora'yla?"
Aren gözünden akan yaşı silerken titreyen sesiyle konuştu. "Altı yaşından beri."
"Beraber doğmuşsunuz resmen." dedi Sarp gülümseyerek.
"Sayılır." diyen Aren yutkundu. "Dünya'nın en korumacı insanı. Bana kalırsa en duygusalı da aynı zamanda..." dediğinde gülümsedi. "Bu cümleme şaşırabilirsin ama gerçekten öyle. O sadece uçlarda yaşamıyor üzüntüsünü endişesini falan. Onun yerine yanındakine güven vermeye çalışıyor. Kendi içinde korkudan tir tir titreyen bir çocuk varsa bile dışardan dünyanın en gevşek adamı gibi görünebilir." dediğinde ekledi. "Bizde böyle tanıştık zaten." dediğinde gülümseyerek denize döndü.
Bu saatten sonra yansam ne olur?
Yağıyor yağmurlar
Olan olmuş artık, dönsen ne olur?
Sönüyor yangınlar
Sarp yaslandığı yerden doğrulurken kaşlarını kaldırdı ve sordu. "Nasıl?"
"Denizde." dediğinde Sarp'ın gülümsemesi solarken gözlerini önlerindeki denize çevirdi. Dalgaları kıyıya vururken zihni onu o güne götürdü ama o hızla gözlerini kırpıştırdı. "Ben simitsiz yüzmek istiyordum o gün. Annemlerden gizlice simidimi kenara bıraktım." dediğinde belirtti. "Ki bu hiç zor olmadı umurlarında değildim zaten... Girdim işte denize. Gittikçe cesaret alıyorum. Ama deniz o gün nasıl dalgalı. Bendeki de deli cesareti yani. Gittikçe gittim baktım su boyumu geçmeye başladı daha da gaza geldim biraz daha ilerledim. Sonra bir an... Bir anda altımdan zemin kaydı. Ayaklarım değmiyor kollarım çırpınıyor ama sanki biri aşağıdan beni çekiyor gibi… Nefesim kesildi. Gözümün önünde sadece mavi sonra bulanık bir karanlık. Sonra sesler gitmeye başladı. Kalbim atıyor ama sanki içimde değilmiş gibi. Bitti sandım."
Bir an sustu ve sadece gözlerinin dalmasına izin verdi. "Sonra bir el geldi." dedi Aren yavaşça. "Bir kol omzuma dolandı. O el annemin ya da babamın değildi bunu biliyordum. Ama o hiç tanımadığım el bana o kadar güvende hissettirdi ki... Çırpınmayı bıraktım. Sonra suyun üstüne çıkınca karşımda benim yaşlarımda bir çocuk vardı. Ben zar zor nefes alıyordum o da beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Sonra annemler geldi falan.. Akşam döneceğimiz sırada o çocuğu gördüm. Sahilde oturmuş kumdan kaleler yapıyordu. Yanında gittiğimde ne dedi sence?" dediğinde gülümseyerek Sarp'a döndü.
Sarp alt dudağını büzdü hafifçe. "Ne dedi?"
"Sakın denize gireyim deme valla kurtarmam bu sefer." diyen Aren'le Sarp gülerken konuştu.
"Tam Bora'lık bir cümle."
"Evet." dedi Aren gülümserken. "Ve ben biliyorum ki şuan yine Beliz yanında diye ona güven vermek için dalgaya vurmaya çalışıyor ama içinde tir tir titreyen bir çocuk var."
Sarp gözlerini kaçırdı ve konuştu. "Buluruz yerlerini." dediğinde ekledi. "Babam peşlerinde."
"Buluruz dimi?" dedi Aren.
Sarp gözlerini tekrar birleştirdi. "Buluruz."
"Sarp." dedi Aren onun gözlerine bakarken.
"Efendim."
Aren hafifçe gülümsedi. "İyi ki gitmemişsin."
"Dinlemeyi seviyorum galiba." dedi Sarp önüne dönerken.
Aren kaşlarını kaldırdı. "Denizi mi?"
Sarp bununla ona döndü. "Simitsiz denize girmeye çalışan birini." dediğinde aralarında bir sessizlik oldu.
Bir daha kandırmam
Kendimi inandırmam
"Uyuyor musun gerizekalı?!!" diye bağıran Beliz'in sesiyle kapanmak üzere olan gözlerini açan Bora irkilirken yüzünü buluşturdu.
"Ne bağırıyorsun Beliz?"
Beliz göz devirirken konuştu. "Ya sen nerdeyiz farkında mısın? Kaçırıldık kaçırıldık."
Bora omuz silkti. "Farkındayım."
"Niye uyuyorsun o zaman?"
"Napayım Beliz başka bir şey mi yapabiliyorum?" dediğinde Beliz konuştu.
"Yapma sen hiçbir şey yapma tamam mı? Yat uyu konforunu beğendin herhalde sandalyenin. Ben yaparım." dediğinde kendini öne doğru eğdi.
"Ne yapacaksın?" dedi Bora kaşlarını kaldırarak.
Beliz sinirle ona döndü. "Görürsün şimdi." dediğinde elindeki ipleri sandalyeye sürtmeye başladı.
"Beliz-"
Bora cümlesini tamamlayamadan Beliz'in sandalyesi yan bir şekilde yere düştüğünde Bora gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı ama sonra yerdeki Beliz'in yüz ifadesiyle kahkaha attı.
"Ne gülüyorsun ya kaldırsana beni?" diyen Beliz'le Bora bağlı olan kollarını göstererek konuştu.
"Valla hiç kaldırasım yok şuan."
Beliz sorduğu sorunun saçmalığını fark ederek ofladı. "Oof oofff yüce rabbim neden ben?" diyen Beliz gülmemek için başka yerlere bakan Bora'ya dönerek konuştu. "Hiçbir şey yapmıyorsun ve gülüyorsun ya!"
Bora ona dönerken konuştu. "Seninki baya dahiyane bir kurtuluş yoluydu çünkü dimi?"
Beliz oflarken kapı açıldı ve içeri adamlardan biri girdi ve alayla konuştu. "Yavru kuş noldu yere mi düştün?" dediğinde sırıtırken yerdeki Beliz'e doğru eğilerek konuştu. "Yuvadan uçamadın herhalde."
Bora'nın çenesi sinirle seğrirken konuştu. "Kaldır kızı."
Adam ona dönerken konuştu. "Konuştu turunçgil hazretleri. Burası Yılmaz yalısı değil yalnız orasını unuttun herhalde." dediğinde geri Beliz'e dönerken sandalyeyi yerden kaldırdı. "Bir daha kaldırmam ona göre."
"Tuvalete gitmem gerek." dedi Beliz hızla.
Adam ikisine de anlamsızca bakarken konuştu. "Siz burayı iyice otel sandınız he?"
"Napayım?" diyen Beliz ekledi. "Kaçırmadan haber verseydiniz de giderseydim ihtiyacımı."
Adam hayretle konuştu. "Ağzı da laf yapıyor he." Sonra cebinden çıkardığı bıçakla ayağındaki ipleri kesti sonra da ellerindeki. Beliz ayağa kalkarken elindeki bıçağı gösterdi. "Tek hareketinde.." dediğinde Beliz'e baktı ve başını salladı. "Akıllı kızsın anladın sen."
Beliz tam Bora'nın yanından geçerken Bora ona doğru eğilerek fısıldadı. "Beliz sakın saçmalama."
Beliz ona bakarak gözlerini kırpıştırdı ve önden çıkan adamın peşinden ilerledi. Adam ona tuvaleti işaret ederken konuştu. "Beş dakikan var."
"Allah'ım sabır ver." diyen Beliz tuvalete girerken kapıyı kapattı.
Gözleri etrafta gezinirken yukardaki küçük pencereye baktı önce. Sonra gözleri lavabonun üzerinde gezindi ve üzerinde duran küçük törpüyü fark etti. Aslında o pencereden kaçabilirdi. Ama onu törpüye muhtaç eden bir duygu vardı içinde, biri vardı.
Çünkü Beliz'in istediği buradan kurtulmak değildi. Buradan Bora ile beraber kurtulmaktı.
Törpüyü arka cebine soktuğunda kapıyı açtı. Adam onun kolundan tutarken Beliz hızla kolunu geri çekti.
"Kaçacak olsam şuana kadar kaçardım zaten." dediğinde önden yürümeye başladı ve geldikleri odaya geri döndü. Sandalyesine oturdu ve ellerini arkasında birleştirip adama kaşlarını kaldırdı. "Hadii bağla."
Adam ona hayretle bakarken konuştu. "Tüm tantana tuvalet için miydi?"
"Evet." diyen Beliz kaşlarını kaldırdı. "Cici bir kızım ben unuttunuz mu?" dediğinde Bora ona burnundan gülerken ağzının içinden mırıldandı.
"Tanımasam inanıcam."
"Uslu durun." diyen adam kapıdan çıkarken Beliz Bora'ya döndü.
"Hadi yine iyisin." dediğinde sırıttı ve göz kırptı.
Bora ona anlamsızca bakarken kaşlarını çattı. "Ne?"
"Kurtarıyorum bizi." diyen Beliz zar zor arka cebine soktuğu törpüyü çıkardı ve ona arkayı işaret etti.
Bora kaşlarını çattı. "Beliz sakın." dediğinde ekledi. "Parayı getirecekler ve gideceksin zaten sabret biraz daha."
"Sen ölmeyi mi bekleyeceksin?" diyen Beliz sinirle söylediği cümlenin yeni farkına varmış gibi duraksadı. Düşüncesi bile ne kadar kötüydü. "Yani.." dediğinde afalladı. Sonra toparlanır gibi olarak konuştu. "Ben burada kaderimi bekleyemeyeceğim." dediğinde arkasındaki ipe törpüyü sürtmeye başladı.
"Beliz kapının önünde bir sürü adam var."
Beliz kaşlarını çattı. "Sen adamlardan mı korkuyorsun?"
"Ne münasebet?" diyen Bora ekledi. "Silahlarından korkuyorum onlardan değil."
"Şuradan bi kurtulalım gerisini hallederiz." diyen Beliz kopan iple gülümsedi ve ayaklarındaki ipi de kesti. Sonra Bora'ya yöneldi. Önce ellerindeki sonra ayaklarındaki ipi kesti onun da.
Bora ayağa kalkarken kapıya doğru ilerledi. Beliz onun peşinden giderken Bora kolunu onun önüne uzatarak onu arkasına aldı.
Beliz bununla kaşlarını çattı. "Noluyorsun az önce korkuyordun?"
Bora dikkatle kapıyı açarken ina döndü ve fısıldadı. "Şuan seninle kavga etmek isterdim ama hatırlat çıkınca."
"Tamam." diyen Beliz'le gülmeden edemezken hemen ciddileşti.
Bora önden çıkarken koridorun boş oluşuyla şaşırdı. Önden ilerlerken çıkışa geldiklerinde aralık büyük çelik bir kapının arkasındaydılar.
Beliz heyecanla öne atılırken Bora gördüğü kişiyle Beliz'i koluyla tekrar arkasına aldı.
"Dur." diye fısıldadı.
Beliz kaşlarını çatıp onun baktığı yere baktığında babasını gördü. Onun ardında da tanımadığı bir adam vardı. Adamın yanında ise Berk.
"Hoşgeldin Haluk Yılmaz." diyen adamın sesiyle Beliz kaşlarını kaldırdı.
"Baban mı?" diye fısıldadığında Bora'nın babasına ne kadar öfkeli olduğunu kasılan çene kaslarından anlayabiliyordu. Bora başını salladı.
"Yalnız biz seninle bir pazarlık yapmadık." diyen adam Kenan Yağızoğlu'na döndü. "Yağızoğlu parayı verir kızını alır gider." dediğinde ekledi. "Senin oğlun da..." diyen adam güldü. "Önce Allah'a sonra bize emanet." Sonra işaret parmağını kaldırdı. "Bir sorun çıkaracak olursanız ikisi de sağ çıkamaz burdan."
Bora bununla hızla geriye döndü. "Odaya dönüyoruz." dediğinde Beliz sertçe onun kolunu tuttu.
"Hayır dönmüyoruz."
"Birazdan gelip çıkaracaklar kızım seni duymadın mı?"
Beliz omuz silkti. "Ben şimdi çıkmak istiyorum." dediğinde Bora'yı da hızla çekerken kapıyı açtı.
Ve Bora'yı hızla çekip koşarak dışarı çıktı. Sonra hızla yan kapıya yöneldi. "Kaçıyorlar." diye bağıran bir adamın sesiyle Bora peşinden koşan adamları görerek hızla elini Beliz'in eline geçirdi ve adımlarını hızlandırarak öne geçti.
Arkadan gelen silah sesiyle Beliz irkilirken Bora'ya bağırdı. "Boraa!"
"Duvarın arkasına giricez hazır ol." diyen Bora köşeye doğru koşarken sırtında hissettiği yanma hissiyle adımlarını durdururken Beliz'de sendeleyerek yüzüstü bir şekilde yere düştü. Yüzü acıyla buruşurken Berk'in onun adını seslenen sesini duydu.
"Beliz."
Sonra karnındaki acıyla parmaklarını gevşetti. Elindeki törpünün sapını bıraktığında törpünün karnında bıraktığı acıyı hissetti. Gözleri zar zor yere düşen Bora'yı bulduğunda görüş açısı bulanıklaştı.
Toprağından dönsün yüzüm
Ölünce sevemezsem seni
Kan ağlasın iki gözüm
Bora'nın kapanmak üzere olan gözlerinde durdu önce gözleri. Sonra belirginleşen damarlarından ne kadar acı çektiğini anladı.
Ölünce sevemezsem seni
Ölünce sevemezsem seni
"Beliz." diyen Berk'in onu yavaşça ters çevirdiğini hissettiğinde başını çevirmedi. Gözleri Bora'da sabit kaldı. "Beliz dayan.. Sana yalvarırım dayan.."
Beliz'in gözünden bir damla yaş süzüldü.
Hak rahmetin görmeyim
Gonca gülün dermeyim
Muradıma ermeyim
Ölünce sevemezsem seni
Ölünce sevemezsem seni
Bora'nın gözleri yavaşça kapanırken Beliz başını iki yana salladı. "B..Bora." dedi güçsüz sesiyle.
Yaşamak yıldızlarda
Seninle olmak istiyorum
Sevişmek hüner değil
Yanında kalmak istiyorum
Eli güçsüz bir şekilde hareket etti ve Bora'ya doğru uzandı sanki yetişebilirmiş gibi.
Yaşamak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum
Berk’in elleri kıpkırmızıydı. O kadar sıkı bastırıyordu ki parmak uçları uyuşmuştu. Ama kan durmuyordu. Ne kadar bastırırsa bastırsın sanki o kan onun parmaklarının arasından değil yüreğinin içinden akıyordu.
“Beliz ne olur… gözlerini kapatma!” Sesi çatlamış kelimeler birbirine karışmıştı.
"Çalışıyorum." dedi Beliz. Sonra yutkundu. "Keşke sen gelseydin benle." dediğinde gözünden yaş süzüldü. "O zaman daha rahat bırakırlardı belki ikimizi."
"Biri daha balona geçsin." dedi Gece Beliz'e dönerken. "Ciğerleri yetmez bir de abartır biri onu frenlesin."
"Berk!" dedi Beliz sırıtarak Berk'in saçlarını karıştırırken.
Berk onun ellerini iterken saçlarını düzeltti. "Kaşınıyorsun Beliz." dedi ve kafasını kaldırdı. "Ben gitmem."
Çağrı bununla hızla konuştu. "Bora."
Bora etrafa bakınırken konuştu. "En kolayı hangisiyse ona geçicem ben."
Çağrı onun kulağına fısıldadı. "Valla balon en kolayı bana güven."
"Güvenmeli miyim?" dedi Bora Ege'ye dönerken.
Ege başını salladı. "Tabi oğlum."
"Tamam balona yaz beni." dedi Bora Lavin'e.
Çağrı ve Ege bununla gülerek birbirinin ellerine çaktı.
Berk'in gözünden bir damla yaş süzüldü. Hayatında hiç hissetmediği kadar suçlu hissediyordu. Bir elini Beliz'in saçlarının arasına götürdü. Gözünden yaşlar süzülmeye devam ediyordu.
"Beni yalnız bırakma olur mu Berk?"
Berk kaşlarını çattı. "O ne demek şimdi?"
"Bilmem." dedi Beliz. Omuz silkti. "Beni korusan korusan sen korursun gibi.." dedikten sonra düzeltti. "Yani babam da korur da şuan öncelikleri başka."
"Gerek yok babama falan." diyen Berk ekledi. "Ben korurum seni."
Beliz bununla gülümserken onun saçlarını karıştırdı.
"Özür dilerim." dedi titreyen sesiyle.
Ben bu yerde ölsemde
Ay yüzlüm yine elde
Muhtaç olayım namerde
Beliz'in gözleri kapanırken ambulans sesi duyuldu.
Ölünce sevemezsem seni
Ölünce sevemezsem seni
O an her şey sustu. Silah sesleri, ambulans sesi, koşuşturmalar, bağırışlar… hiçbir şey duyulmuyordu. Sanki dünya iki kalp atışı arasında asılı kalmıştı.
Yaşamak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum
Beliz'in gözleri yavaşça aralanırken üzerinde durduğu sedye ilerledi. Yan taraftan duyduğu bir sese odakladı beynini zar zor.
"Erkek, 19 yaş, nabzı çok zor alıyorum."
Beliz'in eli sedyenin kenarından sarkarken gözleri geri kapandı.
Yaşamak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum
Toprak kanla buluşurken gökyüzü şahit oldu; sevginin bazen kurtuluş değil, bir yemin kadar keskin bir yara olduğunu öğrendi. Birini sevmek onu yaşatmak sanılırdı hep; oysa bazen sevmek onunla birlikte ölmek istemekti.
47. BÖLÜM SONU
Yorumlar
Yorum Gönder