48.Bölüm: Balonlar Hep Mutlu Etmiyormuş
-hayat bazen insanları birbirleri için ne kadar çok şey ifade ettiklerini anlasınlar diye ayırır.
YAZAR'DAN
Hastane koridoru sessizdi. Gelişlerinin üzerinden bir saat geçmişti ama hâlâ iki ameliyathaneden de bir hareketlilik ya da bir çıkış yoktu.
Haluk çalan telefonuyla bahçeye çıkarken arayanın Bora'nın annesi olduğunu gördü. Telefonu açarken sesini düzgün tutmaya çalıştı. "Efendim Şebnem."
"Haluk Bora'ya ulaşamıyorum ben. Sen konuştun mu?"
Haluk yutkunurken hastane bahçesine hızla park edilen kırmızı arabadan inen Ayla girdi görüş açısına. Yan koltuğundan da Cemre indi. İkisi de telaşla hastaneye koşarken Haluk geri önüne döndü.
"Konuştum. Telefonunu kapatması gereken bir etkinliğe katılacaktı en son. Kamp gibi bir şeye gidiyorlarmış. Detoks mu ne diyorlar ya şimdi." dediğinde Şebnem'in sesi rahatlamış bir şekilde geldi.
"Tamam. Teşekkürler."
Telefon kapanırken Haluk sıkıntılı bir nefes verip hastaneye ilerledi.
"Neredeler?" diyen Cemre'nin sesini duydu önce. Adımlarını kapıda durdurdu. Cemre Berk'e döndü ve yalvarır gibi sordu. "İyiler mi Berk?" dediğinde ekledi. "Lütfen iyiler de."
Berk'in gözleri kapanırken iki gözünden aynı anda yaş süzüldü Cemre'ye doğru bir adım attı ve hızla ona sarıldı. "İyi değiller Cemre." dediğinde Cemre'nin ağzından bir hıçkırık koptu.
"Hayıır." dedi ağlarken. Sesi Berk'in omzuna gömülen yüzü nedeniyle sessiz çıkıyordu.
O sırada ameliyathane kapılarından biri aralandı. İçeriden çıkan hemşire maskesini indirip gözleriyle kalabalığı taradı. “Beliz Yağızoğlu’nun yakınları kim?” dedi.
"Ben babasıyım." diyen Kenan öne çıkarken Berk'te merakla oraya bir adım attı.
"Kan örneklerinizin alınması gerekiyor." diyen hemşire ekledi. "Hastanın durumu şuan stabil ancak çok kan kaybetmiş. Bu vücudu için bir tehlike."
"Tamam.." diyen Berk gözlerindeki yaşları delicesine titreyen elleriyle silerken ekledi. "Verelim hemen kan. İlk benden alın hatta ikiziz biz çünkü. Kesin olur benim kanım."
"Olur. Ancak şartların hepsini karşılıyor musunuz?" diyen hemşireyle Kenan başını iki yana salladı.
"Hayır 18 yaşında daha."
Hemşire başını iki yana salladı. "Maalesef 19 yaşınızdan gün almış olmanız gerekiyor."
"Ben vereyim babasıyım. Uyar." diyen Kenan hemşirenin peşinden ilerkerken Cemre arkadan çıkan hemşirenin karşısına geçti.
"Bora Yılmaz nasıl?"
Hemşirenin gözleri onun yüzünde gezindi. "Doktor bey bilgi verir ameliyat bitince kurşunu çıkarmaya çalışıyoruz."
Cemre ellerini yüzüne kapatırken sırtını duvara yasladı ve sarsılarak ağlamaya başladı.
"Bora ben." diyen Bora'nın eline bakan Cemre kaşlarını kaldırdı ve ellerini birleştirdi.
"Cemre bende."
Bora bununla sırıttı. "Memnun oldum abicim."
"Abi derken?" diyen Cemre ellerini ayırdı. "Bildiğime göre iki ay var aramızda."
"Yani.." diyen Bora ekledi. "Abiyim."
Cemre itiraz etmek istese de içini bir duygu kapladı. Sanki o "abi" kelimesi yıllardır unuttuğu bir sıcaklığı geri getirmişti. Gülümsemekle yetindi.
Cemre ellerini yüzünden çekerken gözyaşlarını sildi. Gözleri yine yere daldı gitti.
Cemre merdivenlere dökülen takı kutusuyla oflarken olduğu basamakta eğilip diğer basamaktaki takılara uzanırken aynı zamanda söyleniyordu.
"Off her şey mükemmel sanki de bir de siz dökülün."
Ayağının kayışıyla sendelerken ağzından bir çığlık koptu.
"Hop." diye bir ses duyması ve kolundan tutan elle yukarıya çekildi ve sendeleyerek ayağa kalktığında karşısında Bora'yı gördü. "Napıyorsun kızım ya?"
"Takılarımı topluyordum." diyen Cemre saçlarını önünden çekerken ekledi. "Dengemi kaybettim.. Sağol."
"Tı." diyen Bora sırıtırken Cemre kaşlarını çattı ve başını iki yana salladı.
"Ne tı?"
"Sağol abi diyeceksin."
Cemre burnundan güldü. "Orada mısın sen hâlâ ya?"
"Abi olduğum tam şuan kanıtlanmış oldu."
"Nasıl?"
"Abiler kardeşlerini hep korurlar çünkü." diyen Bora'yla Cemre konuştu.
"Öz abiler canım onlar. İki güne gideceksin iki gün önce gelmişsin abi dememi bekliyorsun."
Bora bununla kaşlarını kaldırdı. "Ben babam değilim."
Cemre bununla gözlerini ondan kaçırdı. "Ne fark eder?" başını ona doğru dikip ekledi. "Gitmeyecek misin?"
Bora gülümsedi. "Gitmeyeceğim." dediğinde sırıttı. "Abicim." Sonra merdivenlerden inmeye başladı. Merdivenlerden indiğinde arkasından bakan Cemre'ye dönerek alayla konuştu. "Şuan spora gidiyorum fazla sevinme."
Kapı kapanırken Cemre'nin yüzüne bir gülümseme yerleşirken başını iki yana salladı.
Cemre gözyaşlarını silerken ağlamayı bırakmak için kendini zorladı. İçindeki ses ona fısıldadı. "Gitmeyecek."
Cemre ayağa kalkarken donuk bakışları etrafta gezinirken gördüğü kişiyle bakışları şok içinde donakaldı.
Kapıdan içeriye bakan Haluk Cemre ile göz göze geldiğinde ne yapacağını şaşırmış haldeydi.
Ege Cemre'nin yanına geçerken ona doğru konuştu. "Haberi almış yeni geldi." dediğinde Cemre yutkunurken bakışlarını Haluktan kaçırdı. Ege'ye dönerek başını salladı.
Kenan ceketinin kolunu indirerek odadan çıkarken kapıda dikilen Berk hemşireye doğru konuştu.
"Bende vereyim örnek lütfen 19 yaşıma çok az kaldı zaten ve ikiziyim diyorum uymaması imkans-"
Kenan elini onun omzuna koyarken konuştu. "Zorluk çıkarmayalım oğlum hemşire hanıma. Hem benimki de uyar bakarsın hadi yürü."
"Ama baba.." diyen Berk Kenan'ın onu çekip sarılmasıyla gözünden süzülen yaşla sustu. "Keşke ben gitseydim onla.." dediğinde sesi titredi. "Onla gitmemi istemişti başta gitmedim. Benim yü-"
"Şşş." diyen Kenan oğlunun sırtını sıvazlarken ekledi. "Beliz duysa çok kızardı. Senin yüzünden falan değil." dediğinde Berk'ten yavaşça uzaklaşırken onun omzunu sıkarak ekledi. "Topla kendini. En çok sen güç verebilirsin ona." dediğinde zar zor gülümsedi. "İkizisin onun."
Berk başını salladı.
Berk koridora geri dönerken kapıdan giren Çağrı onun karşısında durdu ve direkt olarak ona sarıldı. Eliyle Berk'in sırtını sıvazladı.
Cemre ve Ege'nin yanına giden Hazal merakla sordu. "Durumları nasıl?"
Ege konuştu. "Beliz'in durumu stabil. Kan aranıyor. Bora.." dediğinde duraksarken Hazal'ın bakışları Cemre'yi buldu.
Cemre kendisinden beklenemeyen bir sakinlikle cevap verdi. "Bora'dan haber yok."
Hazal ve Ege bununla birbirlerine bakarken ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Ege sessizliği bozdu.
"Birazdan haber verirler."
Cemre başını saklarken gözlerini tekrar yere dikti.
Saatler geçerken gelen hemşire Kenan'a doğru yöneldiğinde Berk merakla onlara doğru ilerledi.
"Kenan Bey kan örneğiniz uymadı. Başka bildiğiniz bir yakınınız var mı?"
"Ben veririm."
Gelen sesle arkasına dönen Berk Ali'yi görmesiyle kaşlarını kaldırdı.
"Siz yakını mısınız?"
Ali yutkundu ve başını salladı. "Abisiyim."
Berk'in gözleri Ali'ye dönerken konuştu. "Yapar mısın gerçekten?"
Ali başını sallarken hemşireye döndü. "Örnek vermek istiyorum."
Hemşire önden giderken Ali'den peşinden gitti.
Gece sandalyede bacaklarını kendine çekmiş otururken ellerini de bacaklarına dolamıştı.
Yanına oturan Cemre'ye dönmedi bile. Ama sonra Cemre'nin kurduğu cümleydi onu o tarafa çeviren.
"Özür dilerim." Gece Cemre'ye döndüğünde onun da kızarmış gözlerine baktı. Cemre ona dönerken anlamsız bakışlarını gördüğünde açıklar gibi ekledi. "Dedim ya Beliz'den haber almasaydık böyle olur muydun diye. Düşünmeden konuştum." diyen Cemre hafifçe gülümsedi. "Bu özelliğimi aşmaya çalışıyorum. Benim canım acıdığında başkalarının canları da yansın istiyorum."
"Sorun değil." diyen Gece ona başını sallarken önüne döndü.
Hastane kapısından giren Sarp'ın gözleri ilk önce Aren'i bulsa da adımları Berk'in yanına doğru ilerledi.
"Geçmiş olsun." dediğinde Berk'in gözleri onu bulurken ekledi. "İçine bir nebze olsun su döker mi bilmiyorum ama adamlar yakalandı." dediğinde Berk kaşlarını çattı.
"Nasıl yani? Biz ihbar bile etmeyi unutmuştuk."
"Ben ettim." diyen Sarp'la kaşları kalktı. Sarp ekledi. "Yani babamın yardımıyla.."
"Eyvallah." diyen Berk Sarp'ın omzuna elini koyup geri çekerken Sarp başını salladı.
Güneş batmaya başlarken dışarıda oturan Berk yanına oturan Cemre'ye döndü. Cemre ise dümdüz karşıdaki ağaca bakıyordu.
Sonra sessizliği bozdu. "Beş saat oldu." diyen Cemre yutkundu. "Beş saattir ameliyattalar Berk."
Berk başını salladı ve başını önüne eğdi. "Evet."
"Beş saattir Bora benimle uğraşmıyor.." sonra hafifçe gülümsedi. "Beş saattir hatta daha uzun süredir kaçırıldığından beri kahve içmiyor. Ki bu onun için çok büyük bir kayıp." dediğinde Berk zar zor gülümserken konuştu.
"Beş saattir didişmiyorlar." dediğinde Berk Cemre'nin ilk geldiğinde ağladıktan sonra bir daha ağlamadığını fark etti.
"Cemre.." dediğinde gözlerini birleştirdi. "İyi misin?"
Cemre gözlerini kaçırdı. "İyiyim." dediğinde tam ayağa kalkacaktı ki Berk onun kolundan tuttu.
Berk tam dudaklarını aralamıştı ki Gece'nin sesiyle ikisi de o tarafa döndü.
"Berk Ali'nin kanı uyuyormuş Beliz'e."
Berk'in kaşları havaya kalkarken dudaklarına kocaman bir gülümseme yerleşti. "Başka bir şey dediler mi?"
"Evet. Kalp ritimleri de ara ara hızlanıyormuş. Yani yavaş yavaş bilincinin açıldığını söylediler." diyen Gece ekledi. "Ben giriyorum şimdi Kenan Amca'ya da haber vereyim." dediğinde Berk başını sallarken Cemre'ye döndü.
Cemre hafifçe gülümserken onun koluna dokundu. "Hadi sende git." dediğinde Berk bu anı bekliyormuş gibi hastaneye yöneldi.
Cemre banka geri otururken gözlerini ellerine sabitledi.
Benim hala umudum var
İsyan etsem de istediğim kadar
İnat etsem bile bırakmazlar sahibim var
Haluk doktordan ameliyatın hâlâ bitmediği haberini aldığında biraz olsun nefes almak için kapının önüne çıkmıştı ki banka oturan Cemre'yi gördü.
Pişmanlık geldiğinden beri içini kavururken Ayla'nın Cemre'nin yanına oturup Cemre'nin başını annesinin omzuna yaslamasıyla o pişmanlık daha çok büyüdü.
Benim hala umudum var
Seviyorlar bazen soruyorlar
Hayran hayran seyret ister katıl ister vazgeç
İçerden çıkan hemşire Berk ve Kenan'a dönüp gülümseyerek konuştu. "Kan nakli gerçekleşti. Ne olur ne olmaz diye yoğun bakıma alacağız ancak hayati tehlikeyi atlattı diyebilirim."
Berk'in yüzüne bir gülümseme yerleşirken bu kez gözünden akan yaşlar mutluluktandı. Önce babasına sarılırken sonra yanındaki Ali'ye döndü ve ona da sarıldı.
Güzel günler bizi bekler
Eyvallah dersin olur biter
Ameliyathaneden çıkan sedye yoğun bakıma doğru ilerlerken Berk'in dolu gözleri Beliz'in solgun yüzünde gezindi.
Güzel günler bizi bekler
Eyvallah dersin geçer gider
Cemre ve Ayla içeri girerken Ege onlara doğru konuştu. "Beliz hayati tehlikeyi atlattı."
"Şükürler olsun." dedi Ayla. Sonra ameliyathanenin kapısına döndü gözleri. "Hadi be oğlum."
Boyun büküp önünde, ağlasam sessizce
Şu garip gönlüm affolur mu
Berk koridorun kenarındaki Sarp'a gülümserken başını yavaşça eğip selam verir gibi yaptığında Sarp'ta aynı şekilde karşılık verdi.
İçindeki küçüklüğünden beri suçluluk duyan o çocuk biraz da olsun rahatladı.
Bu fırtına durulur mu, benden adam olur mu?
Korkarım aşka zararım dokunur mu?
Ameliyathanenin kapısı açılırken Cemre ve Aren önde olmak üzere herkes merakla o tarafa döndü. Ameliyathane kapısından çıkan doktor konuştu.
"Bora Yılmaz'ın yakınları."
"Durumu nasıl?" diyen Cemre ile doktor konuştu.
"Kurşun çok hayati bir noktadaydı. Fark etmişsinizdir ki çıkarmak epey uzun sürdü. Yaklaşık altı saatlik bir ameliyat sonucu kurşunu çıkardık." dediğinde Aren gülümseyerek ellerini ağzına götürdü. Ancak doktorun devam edişiyle gülümsemesi yüzünde dondu acıyla. "Ama iç kanama riski çok yüksek. Hayati tehlike de aynı şekilde. Size diyebileceğim tek şey kendinizi her ihtimale hazırlayın. Geçmiş olsun." dediğinde geri ameliyathaneye girerken Aren başını iki yana salladı. Gözünden süzülen yaşlarla fısıldadı.
"Hayır." dediğinde bunu inkar etmek istercesine daha çok bağırdı. "Hayııır!"
Aren'in yanına gelen Ege onun kolundan tutarken konuştu. "Gel şöyle otu-"
Aren kolunu Ege'den çekerken başını iki yana salladı. "İstemiyorum. Oturmakta istemiyorum. Kendimi her ihtimale hazırlamakta istemiyorum! Ne demek kendinizi hazırlayın ya? Ne demeek!" Ege yüzünde bir acı belirirken Aren'e sarıldı.
Elveda sana yeter tamam
Bitsin artık bu dram, bu fotoroman
Ham meyvayız hala, koparmışlar dalımızdan
Berk'in bakışları Cemre'ye dönerken Cemre'nin yavaşça kendini sandalyeye bıraktığını gördü. Ama hiç ağlamadı.
Ayla yavaşça kızının yanına oturdu. Kendi gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Ne demeliydi ona? 'Geçecek mi?'
Diyemedi.
Cemre'nin yutkunduğunu gördü Berk. Ağlaması gerekmez miydi? Neden bu kadar güçlüydü? Güçlü olmak zorunda değildi ki.
Berk'in adımları Cemre'nin yanına ilerlerken sandalyesinin önünde diz çöktü ve Cemre'yle gözlerini birleştirdi.
"Cemre." dediğinde Cemre'de ona seslendi.
"Berk."
"Sarılmak ister misin?" dedi Berk kaşlarını kaldırırken.
Cemre başını iki yana salladı. "Hayır." dediğinde yavaşça kalktı yerinden. "Biraz hava alacağım." dediğinde gözleri karşıdaki Haluk'la birleşti. Hemen ayırdı gözlerini ve dışarı çıktı.
Berk onun arkasından bakakalırken Ege'ye döndü. Ege elini onun omzuna koyarken ona doğru konuştu. "Biraz yalnız kalsın. Belki şoktan çıkar." dediğinde Berk başını salladı.
Cemre dışarı çıktığında yüzüne çarpan soğuk havayla boğazını sıkan eli daha net hissetti.
"Ama iç kanama riski çok yüksek. Hayati tehlike de aynı şekilde. Size diyebileceğim tek şey kendinizi her ihtimale hazırlayın."
Elini boynuna götürürken derin bir nefes aldı. Gözlerine dolmak üzere olan yaşları engellerken boğazı yandı. Geri hastaneye döndü. Koridorun bir köşesinde duran ve gözlerinden yaşlar akan Haluk'un üzerinde kaldı gözleri. Adımları durdu.
14 Yıl Önce
Eline cam parçacıkları giren Cemre doktorların dikişleri bitirip yaraya pansuman yapmasının ardından yattığı sedyede doğruldu.
"Canın acıdı mı?" diye sordu dikişini atan doktor sargılı elini göstererek.
Cemre başını salladı. "Acıdı."
"Ağlamadın ama hiç.." dedi doktor buna cevap olarak onun dolu olan gözlerine bakarken.
"Babamı bekliyorum. Ona sarılıp ağlayacağım." diyen küçük Cemre'nin sesiyle acilin perdesinin ardından onları dinleyen Haluk perdeyi açtı ve hızla kızına sarıldı.
Cemre başını babasının göğsüne yasladığında sanki içindeki bütün acı birden dışarı taşmış gibiydi. Küçücük bedeni titrerken gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Cemre adımlarını hızlandırarak Haluk'a ilerlerken kollarını ona sardığında Haluk kaskatı kesilmişti. Kollarını hızla Cemre'ye dolarken Cemre hıçkırarak ağlamaya başladı.
İnsanın yıkılmak için doğru duvarı beklemesi her yaşta aynıydı belki de.
Dünya adil bir yer değil, anladım
Yenildim her gün oysa hiç, savaşmadım
"Sen benim kahramanımsın baba." diyen Cemre önündeki peynirlerden birini ağzına attıktan sonra Haluk'a gülümsedi.
"Tabi öyleyim." diyen Haluk kızının saçlarını karıştırdı. "Sende benim prensesimsin."
Cemre omuz silkti. "Ben prenses olmak istemiyorum."
"Neden?"
"Çünkü Berk hep bana peri kızına benzediğimi söylüyor." dedi Cemre gülümserken.
Haluk kaşlarını kaldırdı. "Allah Allah o nerden bilirmiş bacak kadar boyuyla?" dediğinde Cemre kıkırdadı.
"Baba." dedi sonra ciddiyete bürünürken. "Geçen yurtdışına çıktın ya." dediğinde Haluk başını salladı.
"Evet kızım toplantım vardı."
"Ama ben seni çok özledim." diyen Cemre başını yana yatırdı. "Bir daha gitmesen olur mu?"
Haluk kızının masum çıkan sesiyle gözlerindeki o masum ışıltı karşısında onun yanağını okşayarak konuştu.
"Benim işim bu babacım. Ama söz bir gün senle de gideceğiz."
"Söz mü?" dedi Cemre kaşlarını kaldırırken.
"Söz."
Cemre derin bir nefes verirken kollarını biraz daha sıkılaştırdı. Sanki giden adama değil de onun kahramanı olan o adama sarılır gibi.
Sanki yıllarca içindeki o öfkenin sebebi bu adam değilmiş gibi.
Geçti yıllar ben hep aynı güne uyandım
Ah, nasıl bu yaşımda yaşlandım?
Sabaha karşı herkes evine giderken Cemre Bora'nın alındığı yoğun bakımın önünde dikiliyordu. Durumu ağır olduğu için perdeler indirilmişti. Onu göremiyordu ama o inatla gözlerini cama dikmişti.
Arkasından gelen adım seslerinin ardından ina sarılan kollarla burnuna Berk'in kokusu doldu. Gözlerini kapatıp başını onun omzuna yasladı.
Bir umut vardı içimde
Kaybettim yirmilerimde
Gelen adım seslerinin ardından Ege'nin sesi duyuldu. "Bensiz mi?" dediğinde onların yanına giderek onlara sarıldı.
Her şey ne güzel diyeceğime
Kayboldum yirmilerimde
Gece Beliz'in yoğun bakımının önündeki pencereye elini yaslamıştı. Gözleri Beliz'in üzerinde geziniyordu.
Farkında değilken hiçbir şeyin iyidim öyle
Yaptım yıktım tekrar tekrar kumdan kale
Beliz'in gözleri kırpıştırılırken Gece şaşkınlıkla elini ağzına götürürken yüzüne bir gülümseme yerleşti.
"Beliz." dediğinde Beliz'in yavaşça açılan gözleri sanki onu duymuş gibi açıldı. "Doktor!" diye bağıran Gece'nin sesiyle Berk, Ege ve Cemre telaşla oraya geldiğinde Gece ekledi. "Beliz uyandı."
Berk camdan bakarken gülümsediğinde Beliz yavaşça işaret parmağını kaldırdı.
İçeri giren doktor tüm tetkikleri yaptıktan sonra kapının önüne çıktı ve ona merakla bakan gençlere gülümseyerek konuştu. "Normal odaya alıyoruz. Gözünüz aydın. Çok kısa bir aralık olmak şartıyla normal odaya geçince görüşebilirsiniz. Fazla yormayalım hastayı."
"Çok teşekkürler." diyen Gece gülümseyerek Berk'e dönerken ona sarıldı.
Cemre dudaklarına yayılan buruk gülümsemeyle Beliz'e baktı.
Neden biter tüm ninniler uyu, büyü diye?
Hevesli mi insan yavaşça ölmeye?
"Günaydın yaa!" diyen Gece odaya girerken arkasından giren Berk'te Beliz'e gülümserken Beliz onlara ufak bir tebessüm etti.
"Bora nasıl?" dedi zar zor çıkan sesiyle. Gece ve Berk bununla birbirine baktı ne diyeceğini bilemeyerek. Sonra Beliz'in ısrarıyla ona döndüler. "Noldu? Söylesenize. İyi mi Bora?"
"Yoğun bakımda." dedi Berk ve ekledi. "Ameliyat çok uzun sürdü şimdi yoğun bakıma alındı."
Beliz'in dudakları titredi. "Ciddi mi?" dediğinde ekledi. "Ciddi mi durumu?"
Gece yavaşça başını sallarken Beliz'in gözünden bir damla yaş süzüldü.
Bir umut vardı içimde
Kaybettim yirmilerimde
Beliz yavaşça doğrulmaya çalışırken konuştu. "Onu görmem lazı-"
"Beliz saçmalama yarana bir şey olacak yeni uyandın." diyen Gece'nin elini ittirdi.
"Benim Bora'yı görm-"
"Göremezsin." dedi Berk. "Göstermiyorlar."
"O kadar m-" diyen Beliz'in yüzü acıyla buruşurken gözünden yaşlar süzülmeye başladı. "O kadar mı ciddi?"
Berk ona doğru eğilip sarıldı.
Her şey ne güzel diyeceğime
Kayboldum yirmilerimde
Beliz ağlarken beyninde Bora'nın sesi yankılandı.
Beliz Bora'ya döndü. "Hadi yine iyisin." dediğinde sırıttı ve göz kırptı.
Bora ona anlamsızca bakarken kaşlarını çattı. "Ne?"
"Kurtarıyorum bizi." diyen Beliz zar zor arka cebine soktuğu törpüyü çıkardı ve ona arkayı işaret etti.
Bora kaşlarını çattı. "Beliz sakın." dediğinde ekledi. "Parayı getirecekler ve gideceksin zaten sabret biraz daha."
"Sen ölmeyi mi bekleyeceksin?" diyen Beliz sinirle söylediği cümlenin yeni farkına varmış gibi duraksadı. Düşüncesi bile ne kadar kötüydü.
En güzel yaşlarımı
(Kaybettim yirmilerimde)
Berk'e sarılırken gözlerini kapattı. Yine Bora'nın yüzü belirdi.
Bora ayağa kalkarken kapıya doğru ilerledi. Beliz onun peşinden giderken Bora kolunu onun önüne uzatarak onu arkasına aldı.
Beliz bununla kaşlarını çattı. "Noluyorsun az önce korkuyordun?"
Bora dikkatle kapıyı açarken ina döndü ve fısıldadı. "Şuan seninle kavga etmek isterdim ama hatırlat çıkınca."
"Tamam." diyen Beliz'le gülmeden edemezken hemen ciddileşti.
Gözünü daha sıkı kapadı. Bora'nın gülüşü gözünün önünden gitmesin diye.
Gülüşlerimi, göz yaşlarımı
(Kaybettim yirmilerimde)
"Yalnız biz seninle bir pazarlık yapmadık." diyen adam Kenan Yağızoğlu'na döndü. "Yağızoğlu parayı verir kızını alır gider." dediğinde ekledi. "Senin oğlun da..." diyen adam güldü. "Önce Allah'a sonra bize emanet." Sonra işaret parmağını kaldırdı. "Bir sorun çıkaracak olursanız ikisi de sağ çıkamaz burdan."
Bora bununla hızla geriye döndü. "Odaya dönüyoruz." dediğinde Beliz sertçe onun kolunu tuttu.
"Hayır dönmüyoruz."
"Birazdan gelip çıkaracaklar kızım seni duymadın mı?"
Beliz omuz silkti. "Ben şimdi çıkmak istiyorum." dediğinde Bora'yı da hızla çekerken kapıyı açtı.
Berk'in sırtında olan elleri yumruk şeklini alırken parmak boğumları beyazladı. Kendine öfkeliydi.
Dostlarımı, ilk aşklarımı
(Kaybettim yirmilerimde)
Unuttum niye yaşadığımı
Cemre yoğun bakımın önüne geri döndüğünde sandalyelerde oturan Haluk'la duraksadı. Sarıldıktan sonra bir daha konuşmamışlardı.
Bakışlarını başka yöne çevirdi.
Bir umut vardı içimde
Kaybettim yirmilerimde
"Şşt." diyen Bora Cemre'nin yanına oturdu.
"Ne var Bora?" dedi Cemre ona yan yan bakarken.
"Ne bu huysuzluk ya." dediğinde Cemre ona sadede gel der gibi baktı. "Bugünki sekiz yıl sonraki kendine ne yazdın diye soracaktım."
Cemre ona gülümseyerek dönerken saçlarını karıştırdı. "Çok masum geldin gözüme."
"Masumum zaten." dedi Bora gülümserken. "Asla senin bakışlarından korktuğum için konuyu değiştirmedim."
Cemre bununla kahkaha atarken konuştu. "Kariyerim hakkında bir şeyler yazdım." dedi cevap olarak. "Sen?"
"Ben..." diyen Bora etrafa bakındı. "Var olmayı diledim."
"O ne demek?" dedi Cemre gülerken kaşlarını çattı.
"Yani çok gözümde büyüdü sekiz yıl. Sanki hayal bile edemeyeceğim kadar uzak..." dediğinde sırıtarak ekledi. "Tamam yani var olmaya da bayılmıyorum ama yokta olmayayım dimi?" dediğinde Cemre'nin yanağından bir makas aldı. "Çünkü ben olmasam sen naparsın." dedi böbürlenerek. Sonra ekledi. "Oturur somurtursun anca."
Cemre ile ikisi bununla güldüler.
Cemre gözünden süzülen yaşı silerken sırtını duvara yasladı.
Her şey ne güzel diyeceğime
Kayboldum yirmilerimde
Kayboldum yirmilerimde
Saat üçe geldiğinde olay yaşanalı bir gün olmuştu. Hastane koridoru ilk geldikleri kadar soğuk değildi belki ama hala titretiyordu.
Berk'in koridordaki sandalyede az önce kapattığı gözlerini açmasına neden olan Beliz'in kapısının açılma sesiydi.
Karşısında Gece'yi gördü. "Beliz nerede?" dedi Gece ona dönerken.
"İçeride değil mi?" dedi Berk kaşlarını kaldırırken.
"Yok." diyen Gece'yle ayağa kalktı ve odaya baktı. Sonra dışarı çıkarak danışmaya ilerledi.
"Merhaba benim kardeşim vardı.." danışman sözün arasına girerek konuştu.
"Beliz hanım değil mi?" dediğinde Berk başını salladı.
"Odasına baktım da yok. Nerede biliyor musunuz acaba?"
Danışman başını salladı. "Az önce bir hemşiremizden yardım alarak karşıdaki yoğun bakım ünitesine doğru ilerlediler."
"Tamam teşekkürler." diyen Berk oraya yönelirken peşinden giden Gece söylendi.
"Of Beliz of."
Berk'te söylendi. "Keçi inadı var."
"Keçi az kalır katır." dedi Gece.
Berk duraksadı ve ona döndü. "Keçi daha inatçı değil mi?"
"Hayır." dedi Gece. Berk bununla yüzünü buruşturdu.
"Ne alaka o zaman köprünün ortasındakileri katır yaparlardı."
Gece kaşlarını kaldırdı. "Bunu mu tartışalım şimdi Berk?" dediğinde Berk kaşlarını kaldırdı.
"Doğru diyosun."
"Katır bu arada." diyen Gece önden yürürken Berk arkasından söylendi.
"Ya sabır."
Beliz yavaş adımlarıyla Cemre'nin oturduğu sandalyeye yaklaşırken Cemre başını o tarafa çevirdiğinde Beliz'i görmesiyle ayağa kalkarken elini tuttu.
"Beliz." dedi şaşkınlıkla. "Ne işin var burada?"
"Oturabilir miyim yanına?" diyen Beliz'e yardım ederken o da yanına oturdu.
"İyi misin?" dedi Beliz'e dönerken.
Beliz başını salladı. "Ben iyiyim." sonra gözleri karşıdaki perdeleri indirilmiş yoğun bakım penceresine dikildi. "O iyi mi?"
Cemre yine dolmaya başlayan gözlerini kaçırdı. "Değil." dedi titreyen sesiyle. "Doktorla konuştum az önce. Kan basıncını sabit tutmakta zorlanıyorlarmış." dediğinde gözlerini sildi. Titreyen dudaklarıyla konuşmaya devam etti. "Gittikçe düşüyormuş direnci. İç kanamadan şüpheleniyorlar hâlâ." dediğinde tüm direnci kırılmış gibiydi.
Beliz'in gözünden akan bir damla yaşla dudakları titredi. Başını iki yana salladı.
"Ben.." dedi ve derin bir nefes verdi. Gözlerindeki yaşlar sıkılaştı. "Ben çok üzgünüm..."
"Ben balonları alırım." diyen Beliz'le Çınar yüzünü buruşturdu.
"Ne balonu?"
"Sürpriz yapacağız ya." diyen Beliz gülümsedi. "Hem balonun mutlu etmediği kimse yoktur."
"Balonlar hep mutlu etmiyormuş Cemre." dediğinde sesini serbest bırakmış her zamankinden güçsüz çıkmıştı.
İçindeki acı o kadar büyüktü ki Berk hastanedeyken bile acısını gizlemeye çalışan o kız şimdi acısını gizleyemiyordu bile.
Gelen Berk ve Gece Beliz'e seslenemeden yoğun bakıma giren doktorlarla oluşan hareketlilikle Cemre ve Beliz ayağa kalkarken hepsinin dikkati oraya çekildi. Cemre hemşirelerden birinin yanına geçerek onu durdurduğunda sordu.
"Ne oluyor?"
"İç kanama çıktı sonuçlarda." diyen hemşireyle Berk'in eli ağzına kapanırken Cemre idrak etmek ister gibi gözünü kırpıştırdı.
Beliz kalktığı sandalyeye geri otururken gözlerinden yaşlar hücum etti.
İçerden çıkan doktor aceleyle emir verdi. "Ameliyathaneyi hazırlayın!"
Kapıdan giren Haluk aceleyle doktora sordu. "Noluyor?"
"Hasta iç kanama geçiriyor. Kanama hızlı ilerliyor. Hızlı müdahale etmemiz gerekiyor. Yoksa hastayı kaybedeceğiz." dediğinde hızla ameliyathaneye ilerledi.
Hemşire odadan çıkarken Cemrelere ilerledi. "Sizi dışarı alalım lütfen."
"Gitmem." diyen Cemre hemşireye direnirken Gece Beliz'i yavaşça kaldırıp oradan çıkardı. "Ben gitmesem olur mu?" dedi ağlayarak Cemre. "Lütfen bir kere göreyim."
Hemşire başını iki yana salladı. "Böyle bir şey mümkün değil malesef."
Berk bununla zar zor ayakta duran Cemre'yi belinden tutup götürmeye çalışırken konuştu. "Cemre gel had-"
"Berk." diyen Cemre'nin sesi çaresiz çıkıyordu. Elini Berk'in göğsüne koyarken yalvarır gibi ağlayarak konuştu. "Lütfen.. Onu görmem lazım. Belki hisseder beni.." dedi ve burnunu çekti. Ağzından bir hıçkırık kaçarken ekledi. "Biz ikiz değiliz öz kardeş bile değiliz ama belki hisseder. Lütfen Berk."
Berk onun başını kendi göğsüne bastırırken gözünden bir damla yaş aktı. Berk'in yanağından süzülen yaş Cemre'nin saçlarının arasına karışırken Cemre direnmeyi bıraktı ve Berk ondan ayrılarak onu dışarı çıkardı.
***
Ameliyat hâlâ devam ederken Cemre'nin ağlaması yavaş yavaş durmaya sessiz bir hâl almaya başlamıştı.
Eli yanındaki telefona giderken galeriye tıkladı ve Bora'nın bir kaç gün ona attığı küçüklük fotoğrafına bakıp gülümsedi. Gülümsemesiyle yanağındaki sıcak ıslaklığı da hissetti.
Elini ekrana götürürken onun yüzünü okşadı.
Bugün resmine dokundum ben, öptüm yine, yine
Telefonu kapatıp yanına bırakırken gözleri sandalyede sarılan Berk ve Beliz'e kaydı.
Beliz'in suçlayıcı bakışları yine Cemre'yi buldu. Cemre gözlerini sıkıca kapatırken başını arkasındaki duvara yasladı. Bora'nın bakışları ona dönerken ona doğru ilerledi ve sarıldı ona.
Cemre kollarını göğsünde birleştirirken geriye yaslandı ve gözlerini kapattı.
Zaman, ağır ol, henüz erken, demek için "Güle güle"
Aren Cemre'nin yanına otururken konuştu. "Şebnem ablaya haber vermeli miyim sence?"
Cemre başını iki yana salladı. "Bilmiyorum. Ama..." derin bir nefes aldı. "Bora istemezdi."
"Ya.. Ya bir şey olursa Cemre."
Cemre ellerini yüzüne kapattı. "Olmasın Aren."
Sesini kaybediyor, kaybetmeyen çok
Haberim yok, durmuş dünya, niye?
Seninle birlikte kaybolanları arayan başka şeylerde
Beliz Berk'ten ayrılırken ellerini sandalyenin iki kenarına sabitleyerek gözlerini ameliyathane kapısına dikti.
"Sen neden her gün kaçırılıyormuş gibi davranıyorsun mesela?"
Bora gözlerini kapayıp derin bir nefes aldı. “Çünkü panik yapınca çözülmüyor hiçbir şey Beliz.” dedi iplerle oynamayı sürdürürken.
“Tamam da senin bu sakinliğin psikopatlık seviyesinde yani.” diye homurdandı Beliz. "Fazla sakinsin."
"Balonun var. Sende sakin ol.” dedi Bora alaycı bir şekilde Beliz'in cebindeki balonu gösterdikten sonra gözlerini bileklerindeki düğüme çevirmiş halde.
Beliz kaşlarını çattı. “Şu anda espri mi yapıyorsun gerçekten?”
“Evet."
Beliz gözlerini devirdi. “Mükemmel öldürülmeden önceki son sözümüz mizah olacak.”
Bora'nın yüzündeki gülümsemeyle bir an için dondu. Önüne dönerken konuştu. "Bir daha onu söyleme."
Aklından geçen anla başını yere eğdi.
Aşk şarkısı değil bu, geldi içeriden
Gülümse bir kez benim için, eğer duyuyorsan
O an anlam kazandı söylenen sözler gizlenen korku ve duygular. Normalde saçma sapan gelen bir söz bile insanın canını ne kadar acıtabileceğini anlattı insana.
Birini toprağa bırakmadan, bir telefonu sonsuza kadar çalmadan, “son kez” diye bilmeden yaptığımız vedaların geri dönmediğini anlamıyoruz.
Bugün yanında olan insana yarın ulaşabileceğini sanıyorsun. Ama belki de o, bugün senin yanında son kez oturuyor. Bugün göz göze geldiğin o bakış, belki de bir daha asla görmeyeceğin bir bakış. Ve sen, bunun farkında olmadan, sıradan bir anmış gibi davranıyorsun.
Halbuki hiçbir an sıradan değil. Her an, bir daha asla geri gelmeyecek kadar eşsiz.
Biz sanıyoruz ki zaman bize ait. Oysa zaman, bize ait olmayan tek şey. Sadece ödünç verilmiş bir nefes gibi. Ve biz, o nefesin kıymetini bilmediğimiz için hoyratça harcıyoruz. Bir sözümüzü sakınıyoruz, bir sevgimizi gizliyoruz, bir özrü erteliyoruz. Sanki elimizde tükenmez bir yarın varmış gibi.
“Yarın” dediğimiz şeyin ne zaman biteceğini kimse bilmiyor. Ve bir gün, gerçekten yarın olmuyor.
Üç günlük dünya, sana bir oyun oynar. Sen ölümsüzsün gibi davranırken, her an bir kayıp hazır bekler. İnsan, kaybın ağırlığını taşırken, bir daha asla aynı olamaz.
Ve biz, bu üç günlük dünyanın içinde, bir gün fark ederiz ki, aslında sahip olduğumuz her şey bir anda yok olabilir.
48. BÖLÜM SONU
Yorumlar
Yorum Gönder