52. Bölüm: Bomba
-dağınıklığın kusuruna bakma kalbime birini beklemiyordum.
YAZAR'DAN
Bora duyduğu cümleyle afallamıştı. Artık kaçmayı reddettiği duygular sonunda gün yüzüne çıkarken eli yavaşça havalandı ve Beliz'in saçlarında biriken karları yavaşça indirmeye çalıştı.
Çalıştı çünkü elleri titriyordu. Soğuktan değildi.
Beliz bu hareketle kalbinin sesi dışında bir şey duyamazken yüzüne hücum eden sıcaklıkla derin bir nefes verdi.
Bora tam dudaklarını aralamıştı ki Çağrı'nın heyecan dolu sesi Bora'nın Beliz'in saçlarındaki elinin hızla çekilmesine ve bir adım geri atmasına sebep oldu.
"Soğuktan halisülasyon mu görüyorum ben?" diye bağıran Çağrı hızla yanlarına gelirken Bora'ya döndü. "Sen az önce Beliz'in saçlarını mı okşuyordun? Bana bir çimdik atsana." dediğinde Bora ona cevap vermezken Beliz sinirle dudaklarını birbirine bastırdı ve Çağrı'nın koluna tüm hıncıyla bir çimdik attı. "Aaa!" diyen Çağrı ona döndü. "Napıyosun kızım ya?"
"Çağrı." diyen Bora'ya döndü Çağrı. "Hava soğuk."
"Evet. Tam birbirinizin ellerinizi ısıtmalık." diyen Çağrı ile Bora'nın yüzüne gergin bir gülümseme yerleşirken konuştu.
"Git Çağrı."
"He."
"Git."
Çağrı bununla yüzüne bir gülümseme yerleşirken bir Beliz’e bir Bora’ya baktı. “Ben zaten… şey… kantine geçiyordum.” deyip geri geri uzaklaştı. “Son dediğimi bi düşünün ama."
Çağrı hızla okula girerken Bora Beliz'e döndü.
"Ee.." dediğinde duraksadı. Beliz onun bu haline gülümsemeden edemezken Bora aniden şu cümleyi kurdu. "Bende seni seviyorum galiba." dediğinde Beliz kaşlarını çattı ve ona doğru eğilerek sordu.
"Galiba?"
"Yanii.." diyen Bora'nın eli tekrar Beliz'in saçlarındaki karlara giderken konuştu. "Bazen sen bana yaklaşınca kalbim ufaktan.." dediğinde gözlerini kıstı. "Çok ufaktan hızlanıyor.. Ya öyle süslü cümleler bilmiyorum işte kızım." dediğinde saçında biriken karları temizledikten sonra elini çekerken gözlerini birleştirdi. "Seviyorum seni."
Beliz bununla gülümserken parmak uçlarında yükseldi ve kollarını Bora'nın boynuna doladı. Bora'nın elleri de onun beline yerleştiğinde onlar için zaman durmuş gibiydi. Kar taneleri yavaş yavaş yere düşüyor onlar ise okul bahçesinde öylece sarılıyorlardı.
Kantinin cam kenarında oturan Çağrı heyecanla karşısındaki Berk ve Cemre'ye döndü.
"Hayırlı olsun düğününüz var."
Berk kaşlarını çattı. "Bizim bundan niye haberimiz yok?"
Çağrı ona sırıttı. "Sizin değil." dedikten sonra işaret parmağıyla dışarıyı işaret etti. "Onların."
Cemre ve Berk aynı anda cama bakarken Cemre kaşlarını kaldırdı.
"Ben halisülasyon falan mı görüyorum şuan?"
"Valla bende aynısını görüyorum." diyen Berk kaşlarını çattı. "Sarılıyor mu onlar?"
"Yok ya." diyen Cemre ekledi. "Birbirlerini falan boğuyorlardır sarılmazlar."
Çağrı onların bu haline gülerken konuştu. "Susun sevinçten koşarak yanlarına gitmemek için kendimi zor tutuyorum."
"Noluyo ilk defa kar gören çocuklar gibi cama dizilmişsiniz?" diyen Ege ile Çağrı konuştu.
"İlk defa sevgili olan Bora ve Beliz gördük."
"Ne?" diyen Ege'de cama doğru eğilirken "Oha." dedi şaşkınlıkla.
"Şaşırmanız bittiyse ben bi foto alayım." diyen Çağrı telefonunu cebinden çıkarıp fotoğraflarını çekerken konuştu. "Tıpkı kar küresi gibi ortam. İlk evlilik yıl dönümlerinde onlara kar küresi yaptıracağım."
"Pes artık Çağrı." diyen Hazal yerine otururken Berk'te ona katıldı.
"Al benden de o kadar."
Çağrı Hazal'a dönerken Hazal ekledi. "Bizim ilk evlilik yıl dönümümüzde alacağın hediyesi düşündün mü acaba?"
Berk bununla yüzünü buruşturdu ve az önce katıldığı Hazal'a döndü. "Pes artık Hazal."
Ege bununla sırıtırken aniden sırıtması soldu. "Lan." dediğinde herkes merakla ona döndü.
"Noldu?" dedi Cemre merakla ona bakarken.
"E hepiniz çift oldunuz ben tek kaldım." diyen Ege'yle Berk kendini daha fazla tutamadı.
"Derdini sikeyim kardeşim."
Cemre kaşlarını kaldırdı. "Yoo aslında." dediğinde Berk'e imalı bir bakış attı. "Biz de arkadaşız unuttunuz mu?"
Berk burnundan sıkıntılı bir nefes verdi. "Unutmak ne mümkün." diye homurdandı.
"Uzattınız sanki sizd-" diyen Çağrı'nın sözü yarıda kalırken gözleri bir yere kilitlenmişti.
Berk başını iki yana salladı. "Konuşsana artık oğlum." dediğinde parmaklarını onun önüne getirerek sıklattı. "Aloo!"
Sonra onun baktığı yöne döndüğünde kantine giren Bora ve Beliz'in el ele olduğunu gördü.
"Of Çağrı'yı kaybettik." diyen Hazal arkasına yaslanıp kahvesini yudumlarken Berk burnundan soluyarak arkasına yaslandı.
"İyi yönünden bakalım bir süre Çağrı'nın çenesinden kurtulacağız."
Çağrı sırıttı ve konuştu. "Kötü yanı yok ki."
"Günaydıın!" diyen Beliz'le Cemre onlara dönerken gülümsedi.
"Günaydın." dediğinde boş olan sandalyeleri gösterdi.
Beliz oturmaya yeltendiğinde unuttuğu bir şey vardı. Bora'nın elindeki eli. Oturmaya çalışmasına rağmen Bora'nın elini sıkı sıkı tutuyordu.
"Şey.." dedi Bora Beliz ona dönerken sırıtarak ekledi. "Elim kaldı."
"Üüff!" diyen Berk kantinin camına uzanarak camı açtı. "Çok kötüydü çok." dedi yüzünü buruşturarak Cemre'ye dönerken.
Cemre onun omzuna vururken mırıldandı. "Kıskanma."
"Eeee." dedi Ege sessizliği bozarak. "İstemeye ne zaman geliyorsunuz?"
Çağrı dudaklarını birbirine bastırırken Berk'e döndü. Sonra bakışlarını Berk'ten ayırmadan yavaşça Ege'ye eğildi. "Bro yanlış sularda yüzüyorsun."
"Şu Çağrı'nın ağzından ilk defa doğru bir şey duydum." diyen Berk'le Çağrı arkasına yaslanırken ofladı.
"Ne yapsak yaranamıyoruz arkadaş ya."
Berk tam ona cevap verecekti ki Cemre'nin koridora bakarak sorduğu soruyla duraksadı.
"Lavin nereye gidiyor acele acele?" dediğinde Berk kaşlarını çatarken camdan dışarı baktı ve Lavin'in hızla arabasına bindiğini gördü.
Hemen eli cebindeki telefonuna giderken arabanın kapanmak üzere olan kapısı duraksadı ve telefon açıldı. "Efendim."
"Alo nereye gidiyorsun?"
"Çınar'ı biri aradı çıktı apar topar." diyen Lavin'in endişeli ve titrek sesiyle yutkundu.
"Bekle bende geliyorum." diyerek ayağa kalktığında Cemre sordu.
"Nolmuş?"
"Çınar'ın peşinden gidiyormuş."
Çağrı rahat bir tavırla konuştu. "E girme aralarına."
"Önemli bir şey varmış Çağrı." dedi Berk ve hızla okul çıkışına ilerledi.
"Haber ver!" diye bağıran Bora'ya dönmeden başını salladı.
Berk arabaya bindiğinde Lavin'in ellerinin titrediğini gördü.
-2. Bölüm Alıntı-
"Ben orda karanlıktan korkuyorum diye bağırırken annem bana alışırsın derdi. O kadar alışırsın ki bir gün sende karanlık olursun. Ama olmadı." dediğinde Berk'e döndü Lavin. "Ben karanlık bir yerde duramıyorum artık. Karanlık olmadım. Karanlıktan korkar oldum." dedi ve yutkundu. Berk gözlerini onun titreyen ellerine dikti. Tereddüt etse de ellerini onun ellerinin üzerine koydu.
Lavin'in eli direksiyondayken Berk yavaşça kolunu tuttu. "Ben süreyim istersen."
Lavin başını iki yana salladı ve ellerinin titremesini kontrole alarak arabayı sürmeye başladı.
"Telefonu kapatır kapatmaz hiçbir şey söylemeden gitti. Sabahtan beri de enerjisi bi düşüktü zaten."
Berk'in gözleri bununla yola döndü. Beyninde yankılanan seslerle gözlerini kırpıştırdı.
Çınar'ın kaşları çatılırken sinirle Vefa'ya döndü. "Bir can karşılığında.." dediğinde idrak edemez gibi baş ve işaret parmağıyla burun kemerini tuttu bir kaç saniye. "Lan değer mi?"
"Sen niye sakladın?" diyen Vefa ile duraksarken Berk aralarına girdi.
"Tamam!" diyen Berk yutkundu. "Ben yapacağım ihbarı." dediğinde Çınar'a döndü. "Sana söz verdiğim gibi." dediğinde ekledi. "Bana iki hafta verin. Sadece iki hafta. Sonra herkes her şeyi öğrenecek." dediğinde yutkundu. "Tamam mı?"
Çınar onun gözlerine bakarken gözündeki acıyı görüyordu. Başını salladı usulca.
Çınar'ın iyi olmasını istedi sadece. Bu yalanın içinde daha fazla boğulmamak için. En başından beri ne kadar bu konuda çatışsalar da onu tek anlayan Çınar'dı. Bu yalanın içinden onunla beraber çıkmak istiyordu.
Lavin'in arabası Çınar'ın evinin önünde durduğunda Çınar'ın arabası burada yoktu. Tam oflarayarak geri çıkıyordu ki Berk onu durdurdu.
"Dur." araba durup Lavin ona dönerken Berk arabadan indi. Evin bahçesindeki çiçeklerle ilgilenen bahçıvana doğru yürüdü. "Kolay gelsin amca. Çınar geldi mi buraya?"
"Az önce gittiler." diyen bahçıvan ile arabadan inen Lavin oraya yürürken sordu.
"Lar? Kimle?"
"Bi tane kadın geldi buraya. Çınar'ı görücem oğlum o benim diye tutturdu. Alkollüydü de anlaşılan.." Lavin'in gözleri kısıldı. "Ben onu sakinleştirmeye çalışırken kadın bayıldı. Bende Çınar Bey'i aradım. Az önce apar topar geldi aldı."
Lavin yutkunurken geriye doğru bir adım attı ve sonra arabaya dönerken yürümeye başladı.
"Tamam abi sağol." diyen Berk hızla Lavin'in arkasından ilerlerken seslendi. "Nereye?"
"Hastaneye." diyen Lavin kapıyı kapatırken Berk'te arabaya bindi.
"Kim o kadın?" diyen Berk'le Lavin arabayı sürerken konuştu.
"Annesi."
Berk'in kaşları kalktı. "Ona iftira atan kadın mı yani?"
Lavin başını salladı. "Evet." gözleri sulandı. "Hayatını mahveden kadın... Annesi." dediğinde yola kilitlediği gözleri buğulanırken konuştu. "İnsan annesinden ne kadar nefret ederse etsin ona bir şey olsa yine de yüreğinde tarif edilemez bir boşluk oluşuyor Berk." diyen Lavin gözünden süzülen yaşı sildi.
-2. Bölüm Alıntı-
"Annem.." dedi Lavin gözlerini ilerdeki çiçeklere dikerken. "Beni hiç sevmedi. Sevgisini hiç göstermedi. Hatta bir sabah beni terk etti." Berk afallamış bir şekilde onu dinlerken ne yapması gerektiğini bilmiyor sadece Lavin'e bakıyordu. "Ben duvarları karalardım hep. Ceza olarak beni karanlık bir odaya kitler orada bırakırdı. Beni karanlığa mahkum ederdi. Bunlar olurken babam evde yoktu. Bilmiyordu haliyle. Çoğunlukla evde yoktur zaten o." dedi ve burnunu çekti Lavin. Berk'in gözleri dolarken gözlerini sıkıca kapattı aklından kendi geçmişinin gitmesi için.
"Biliyorum." dedi Berk. "Aynısı babalar için de geçerli." verdiği titrek nefes aralarındaki sessizliği sağladı.
Araba hastanenin bahçesinde durduğunda ikisi de tek kelime etmeden hastaneye girdiler. Lavin danışma masasına elini koyarken bir kaç saniye kadının ismini hatırlamaya çalıştı. "Serap Mutlu."
"Acilde." diyen danışman ile ikisi de oraya doğru ilerlediler. Acilin kapısının önündeki sandalyelerde oturan Çınar'ı gördü Berk. Gözleri yere kilitlenmişti. Donuktu bakışları.
Burnunun direğinde bir sızlama hissetti.
13 Yıl Önce
"Babaanne annem ne zaman çıkacak hastaneden?"
Hanife küçük Berk'in saçlarını okşadı. Annesinin itinayla uzun bıraktığı ve gözü gibi baktığı o saçlarda hâlâ annesinin saçını yıkadığı dalinin kokusu vardı.
"İyileşsin çıkacak yavrum."
"Ya iyileşemezse?" dedi Berk gözlerine ilk defa umutsuzluk çökerken babaannesine kaldırdı gözlerini.
"O nereden çıktı? İyileşir elbet.."
Berk omuz silkti. "Doktorlar babama çok kötü şeyler söylediler."
Hanife başını çevirdi Berk’in yüzüne baktı.
“Doktorlar bazen öyle konuşur.” dedi yumuşak ama net bir sesle. “Her şeyi en kötüsüne göre anlatırlar ki insan hazırlıklı olsun.”
Berk kaşlarını çattı. “Babam da annen bir daha eve dönmeyecek dedi ama.."
Bu cümle Hanife’nin yutkunmasına sebep olurken içinde oğluna karşı olan öfke kabardı. Ahu'nun uyanmayacağını o da biliyordu. Ama çocuğa söylenecek şey miydi bu?
Hanife torununu hızla göğsüne çekti. "Annen seni bırakır mı hiç? En sevdiği sensin." dediğinde Berk gülümsedi.
"Benimde en sevdiğim o." dediğinde bakışları yoğun bakım kapısında durdu. "Annem uyanınca bana kızacak." dedi ve babaannesine döndü. "Çünkü ödevimi yapmadım."
Berk annesinin kızacak olma ihtimaline sevindi; çünkü o ihtimal annesinin uyanacağı düşüncesine tutunabildiği tek yerdi.
Lavin ne yapacağını bilemez bir halde Çınar'a bakarken Berk ona doğru fısıldadı. "Bize su getirir misin?"
Lavin onları hâlâ fark etmeyen Çınar'a baktıktan sonra hızla başını salladı ve oradan ayrıldı.
Berk Çınar'ın yanına oturduğunda Çınar başını yavaşça ona çevirdi.
"Durumu nasıl?" dedi Berk ona bakarken.
"Alkol zehirlenmesi." diyen Çınar gözlerini kırpıştırdı. "Hastalığını nüks ettirmiş."
"Kritik mi?"
Çınar başını salladı. Fısıldar gibi bir sesle. "Kritik." dedikten sonra yutkundu. "Ben aslında nefret ediyorum ondan ama.. ölürse..." sesi titredi devam edemedi.
Ah ne hayatlar ümidiyle zamansız yollara düştüm
İlk yenilen biz değildik elbet, gün oldu dünyaya küstüm
Berk elini Çınar’ın dizine koydu. Ne sıkı sıkı tuttu ne de geri çekti. Sadece oradaydı.
“Ölürse nefret ettiğin kişi ölmez.” dedi. “Annen ölür.”
Çınar'ın gözünden bir damla yaş süzüldü.
Ağlama anne benim için ağlama
Ben de herkes kadar aldım acılardan
Berk elini Çınar'ın dizinden çekerken arkasına yaslandı ve konuştu. "Bu bekleyişin belirsizliğini iyi bilirim." dediğinde buruk bir tebessüm takındı. "Yani beş yaşını ne kadar hatırlayabilirsen o kadar hatırlayabiliyorum da.. O sol yanındaki inanılmaz ağrının unutulmayacak kadar şiddetli olduğunu hatırlıyorum." Ona dönen Çınar'la birleştirdi gözünü. "Böyle bekliyordum bende. Sadece bakışlarım seninkiler gibi donuk değil umut doluydu. İşte gelmişiz üç beş gündür burdayız herkes farkında aslında ama bana söyleyemiyorlar. Bende oturmuşum.." yutkundu. Ne kadar kolay anlattığını sansa da boğazında bir yumru oluştu. "Annem uyanacak da bana kızacak diye bekliyorum ödevimi yapmadığım için."
Ağlama anne benim için ağlama
Ben de herkes kadar yandım
Gözleri yere kilitlendi.
Kapıdan çıkan doktorla sandalyede oturan babasının ayağa kalktığını gören Berk'te ayağa kalkarken doktor konuştu.
"Başınız sağolsun."
Kenan'ın bakışları hastane kapısına kilitli kalırken Berk kaşlarını çattı. Ardından gözünden bir damla yaş süzüldü.
Daha annesi kalkıp ona kızacaktı.
"Kızamadı mı?" dedi Çınar ona bakarken.
Berk başını iki yana salladı ve gülümsedi.."Kızamadı... Kızamazdı zaten bana da. Sitem ederdi işte. Onu da yapamadı." dedikten sonra gözünden süzülen yaşı sildi ve derin bir nefes alarak elini Çınar'ın omzuna attı. "Annen iyileşince.. Sende ona kızacaksın. Bu yaşına kadar kızamadıklarına kızacaksın sana yaşattıkları için kızacaksın. Ama annene kızacaksın." dediğinde Çınar başını salladı.
Sen ne olur çocukluğumu sakla
Tek kalan bu elimde avucumda
"Hem.." diyen Berk gülümsedi. "Devin anneni sana emanet etmedi mi oğlum? Bana bak şikayet ederim seni beyaz ışık arkadaşıma."
Çınar bununla gülümsedi.
Elinde su şişeleriyle gelen Lavin onlara şişeleri uzatırken Çınar ayağa kalktı ve Lavin'e sarıldı.
"Teşekkür ederim." dedi ondan ayrılırken. Lavin gülümserken ellerini onun yanaklarına koyup yavaşça okşadı.
"Annen iyileşecek." dediğinde Çınar başını salladı.
Saat akşam saatlerini gösterirken Çınar Lavin'i zar zor evine göndermiş kendisi de normal odaya alınan annesinin odasının kapısına yöneltmişti adımlarını.
Derin bir nefes alarak kapıyı açtığında Serap'ın uyandığını gördü.
"Oğlum.." diye bir fısıltı duyuldu odada. Çınar gözlerini sıkıca kapattı ve açtı. Titrek bir nefes verdikten sonra ona doğru ilerledi ve yatağın yanındaki koltuğa oturdu.
"İyi misin?" dedi bakışlarını onun yüzüne çevirirken.
Serap'ın yüzüne bir gülümseme yerleşti. "İyiyim... Devin gelmedi mi?"
"Gitti Devin." diyen Çınar ekledi. "İngiltere'ye."
"Sen buna izin verdin mi?"
"Alışkın olmadığımız bir şey değil bizim ayrı kalmak." diyen Çınar gözlerini onun gözlerine dikti. "Sayenizde Serap Hanım."
Serap yutkundu. "Çınar ben.."
Çınar başını iki yana salladı. "Özür dileme." sesi titredi ama gözleri bile dolmadı. O kdar kasmıştı kendini. "Özür dilersen affederim. Yapma. Beni seni affettiğim için kendimden nefret ettirme."
Serap gözlerini kaçırdı.
“Affet demiyorum.” dedi kısık bir sesle. “Sadece… duy beni.”
Çınar güldü. Kısa içi boş bir gülüştü.
“Duydum zaten.” dedi. “Yıllardır.” dedikten sonra eli kenarda yumruk oldu. "Yıllardır o ses benim kulağımdan gitmedi. Ne diyordu biliyor musun o ses? 'Çınar'ın yüzünden' Duymam yetmedi inandım bir de."
"Zorundaydım. Seni yanımda tutmak istedim..."
"Yanında tutmak istediysen neden beni oraya gelmiş zaten dağılmış haldeyken omzuma bindirdiğin bir suçla yalnız bıraktın. Her fırsatta dadılara bıraktın beni. On sekiz bile olmadan bana ev aldın." Derin bir nefes verdi. "Gözümü parayla boyadın vicdanımın sesini susturdun. Sen beni öldürdün anne o gün. O gün beni Ada'yla beraber oraya gömdün sen."
Serap'ın gözünden bir damla yaş süzülürken odayı soğutan o cümle döküldü ağzından. "Özür dilerim. Senin yüzünden olmadı. Sen suçlu değilsin."
Ağlama anne benim için ağlama
Ben de herkes kadar aldım acılardan
Çınar duyduğu cümleyle o odada daha fazla kalamazdı. Adımları hızla kapıya yöneldi.
Kapı kapanırken Serap gözlerinden süzülen yaşları silerken fısıldadı. "Çok canı yandı." başını iki yana salladı.
Önce kendisi ihanet etmişti oğluna. Onu almış suçlusu olmadığı bir cinayetin katili yapmıştı. Yıllarca bununla büyüyen Çınar tam buraya gelmiş hayatını düzene sokmaya çalışırken babası hapse girmişti. Kafası o kadar meşguldu ki buna bile tepki verememiş kardeşini toplamaya çalışmıştı daha kendi dağılmadan. Sonra da yıllardır ayrı kaldığı kardeşi gitmişti. Yine ayrı kalmışlardı. Ama kardeşi için en iyisi buydu. O yüzden burada da dağılmadı.
"Çok yandı."
Ağlama anne benim için ağlama
Ben de herkes kadar yandım
Çınar kapının önüne çıkarken derin bir nefes verdi. Nefesinin soğuktan havada duman oluşturuşunu izledi bir süre. Sonra Devin'e mesaj attı.
-Annem iyi merak etme.
Yutkundu ve başını avuşturdu. Korkmuştu annesine bir şey olacak diye.
Ah ne hayatlar ümidiyle zamansız yollara düştüm
İlk yenilen biz değildik elbet, gün oldu dünyaya küstüm
Dizleri ona ağır gelmeye başlarken yandaki banka oturdu. Gözlerini gökyüzündeki yıldızlara çevirdi.
"Sen buraları nerden biliyorsun?"
"Bilmem. Yalnızlığım her beni boğduğunda arabama atlar turlarım. Öyle bi günde keşfettim." dediğinde gökyüzüne bakıyordu. "Hem yıldızlara daha yakın burası."
Yüzüne küçük bir tebessüm yerleşti.
Ağlama anne benim için ağlama
Ben de herkes kadar aldım acılardan
Lavin gece telefonunun çalışıyla endişeyle oturduğu yerden doğrulurken ekranda gördüğü yabancı numarayla telefonu açtı.
"Efendim?"
"Merhaba Lavin. Benim Serap."
Lavin'in kaşları havalandı. "Geçmiş olsun. Ben yanınıza gelecektim ama Çınar-"
"Çınar'ı buradan götürür müsün?"
"Neden?" diyen Lavin ayağa kalkmıştı bile.
"Benim için mahvolmayı hak etmiyor. O artık mutlu olmayı hak ediyor. Ben iyiyim yarın taburcu edecekler beni zaten." dediğinde bir burun çekme sesi duydu Lavin. Serap ağlıyor muydu? "Çıktı şimdi odamdan gelmez de sabaha kadar bekler beni dışarda. Gerek yok." dediğinde Lavin başını salladı.
"Tamam ben geliyorum."
Serap telefon kapanırken telefonu yanına koydu ve ellerini yüzüne kapatarak ağlamaya başladı.
Ağlama anne benim için ağlama
Ben de herkes kadar yandım
"Çınar."
Çınar duyduğu sesle başını kaldırırken karşıdan Lavin'in geldiğini görerek kaşlarını çattı. "Senin ne işin var burda?"
Lavin onun ellerini tutarken kaşlarını çattı. "Asıl senin ne işin var bu soğukta burada? Ellerine bak buz tutmuş. Ne zamandır buradasın?"
"Bilmiyorum." diyen Çınar'ın gözlerindeki hafif buğuyu fark etti.
"Hadi gidiyoruz." diyen Lavin Çınar'ın elini çekiştirirken Çınar duraksadı.
"Burada yalnız bırakamam."
"Yalnız değil." dediğinde kapıdaki bir kaç adamı gösterdi.
"Lavin buna gerek y-"
Lavin onu arabaya doğru çekiştirirken konuştu. "Sana gerek olup olmadığını sormadım." dediğinde arabanın sürücü koltuğunun kapısına kadar gelmişlerdi. Lavin alayla gülümsedi. "Kapını da açayım mı?"
Çınar'ın bununla yüzüne bir gülümseme yerleşirken burnundan güldüğünü belki eden bir tısırtı duyuldu.
Sonra elini bir anda arabanın üzerine dayayarak Lavin'i arabayla arasına hapsetti.
"İyi ki varsın." dedi nefesleri birbirine çarparken.
Lavin başını hafifçe kaldırdığında Çınar’ın gözleriyle karşılaştı o tanıdık yorgunluk vardı hâlâ ama bu kez altından başka bir şey sızıyordu. Güven gibi. Teslimiyet gibi.
“Bunu söylemek için mi saatlerdir burada donuyorsun?” dedi Lavin yine şakayla karışık.
"Belki de." diyen Çınar gözlerini onun gözlerine kilitledi. "Belki de birinin gelip beni çekip almasını bekliyordum."
Lavin elini Çınar’ın montunun yakasına götürüp onu kendine doğru biraz daha çekti. "Sen de.. iyi ki varsın."
Çınar'a bu cümle ağır geliyordu. Alnını onun alnına yasladı. Gözlerini kapattığında omuzlarındaki yük bir anlığına da olsa hafifledi. Göz kapakları ona ağır gelmeye başladı.
Lavin elini onun yanaklarına koyduğunda fısıldadı. "Çınar yanıyorsun."
Çınar gülümsedi. "Yanıyorum."
Lavin onu yavaşça uzaklaştırırken arabanın kapısını açtı. "Bin hadi."
Çınar koltuğa otururken kapıyı kapattı ve arabaya bindi.
***
"Kimden çıktı bu karda kışta barbekü fikri ya?" diye söylenerek botunu giyen Beliz'in montunun şapkası yüzüne doğru kapanırken arkasındaki Berk sırıttı.
"Berk!" dedi dişlerinin arasından Beliz. Sonra botunun fermuarını çekip şapkasını kaldırdı ve arkasına döndü. "Uğraşma ya benle."
"Alcam senden de hesabı sonra." dedi Berk ona yan yan bakarken.
"Ne hesabı?"
"Biliyosun sen."
Beliz bununla sırıttı. "Ay sevgilim günaydın yazmış." dedi arka cebinden telefonunu çıkarırken. "Kıskanma sana da yazarlar büyüyünce."
"Benden çıktı." diyen Hanife teyzenin sesiyle Beliz kaşlarını çattı.
"Ne?"
"Bu karda kışta barbekü fikri diyorum benden çıktı."
Berk'in keyfi geri yerine gelirken sırıttı ve imayla Beliz'e kaşlarını kaldırdı.
"Çok iyi oldu bence Hanife Sultan." diyen Gece merdivenlerden inerken ekledi. "Ben bi arkadaşı daha çağırdım dün sorun olmaz değil mi?"
Berk onlara göz devirirken kapıyı açtı. "Beş dakikaya o arabayı çalıştırır basar giderim sizi de bekleyemem."
Herkes Lavin'in evinde yavaş yavaş toplanırken çalan kapıyla Lavin kapıyı açtı. "Hoşgeldiniiz." dediğinde önde Hanife Teyze olmak üzere Gece Beliz ve Berk'te eve girerken Berk Lavin'e sordu.
"Çınar geldi mi?"
Lavin başını salladı. "Geldi."
"İyi mi?"
"Yani.. Biraz hasta. Uyuyor şuan." dediğinde Berk başını sallarken Lavin Gece'ye döndü. "Seninki şurda." dedi şöminenin dibinde Ege ile sohbet eden Ayaz'ı gösterirken.
"Benimki de orda." dedi Berk Gece'nin yanında ilerlerken.
"Bro?" diyen Berk Ege ile tokalaşırken konuştu. "Erkencisin."
"Erken kalkan yol alır bro." dedi Ege sırıtarak.
"Hoşgeldin." diyen Gece Ayaz'a döndü.
"Hoşbuldum. Sende hoşgeldin." diyen Ayaz diğer koltuğa oturan Gece'ye bakarken ekledi. "Çok güzel olmuşsun."
Gece kendi kıyafetine bakarken konuştu. "Her zamanki halim." Sonra Ayaz ile konuştuğunu fark ederek yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. "Yani... Teşekkür ederim."
Ege Berk'e gülerek dönerken onun da güldüğünü görerek elini omzuna koydu.
"Cemre geliyo." diye mırıldandı kulağına.
Berk gülümseyerek onun baktığı yöne dönerken Lavin ile konuşan Cemre'ye doğru ilerlemeye başladı.
"Hoşgeldin Cemre."
Cemre duyduğu sesle oraya dönerken "Hoşbuldum." dedi.
"Bi konuşalım mı?" diyen Berk'le Lavin kaşlarını kaldırırken bir süre düşündü ve sonra bahanesini bularak konuştu.
"Benim Çınar'a bi çorba yapmam lazım. Hasta hasta barbekü yemesin."
O hızla mutfağa ilerlerken Cemre arkasından seslendi. "Dur sen herkesi karşıla ben yaparım."
Lavin tereddüt eder gibi Berk'e dönerken Berk hızla atıldı. "Biz yaparız."
"İyi o zaman." diyen Lavin kapının kenarına geçerken gülümseyerek konuştu. "Ellerinize sağlık şimdiden."
Cemre mutfağa girerken arkasından giren Berk kapıyı kapattığında Cemre konuştu. "Ömründe bir kere çorba yaptı-"
Yukardaki dolaplara uzanmıştı ki Berk'in kolundan tutup onu çekişiyle duraksadı. "Yaptım." dedi Berk ve yavaşça aşağıdaki dolapları açtı. İçerden bir tencere çıkarırken ekledi. "Çorba tencereleri alt dolaplarda olur." derken tencerenin içine kenara hazırda konulmuş olan tarhana kavanozunu açarak içine yeterli miktarda koyup suyu da üzerine eklerken aygazı açtı ve tencereyi koydu. "Sana yapmıştım çorba."
Cemre ile gözleri birleşirken ikisi de o güne gitti.
"Yanıyorsun Cemre yat şuraya işte."
"Ya bir serum taktırayım geçer hastaneye gidelim." diyen Cemre koltuktan kalkmaya yeltenirken Berk onu geri yatırdı.
"Şimdi sana bir çorba yapacağım hiçbir şeyin kalmayacak garantisini de veririm."
"Berk." dedi Cemre onun kolundan tutarken. "Gitmeyeceğinin de garantisini verir misin?"
Berk gülümseyerek başını salladı. "Verebilirim." dedikten sonra eğilerek Cemre'nin alnına bir öpücük kondurdu.
"Karıştırmayı unutma." dedi Cemre gözlerini kaçırırken.
Berk çekmeceyi açarken bir tahta kaşık aldı ve çorbayı karıştırmaya başladı.
"Devam mı edeceğiz böyle?" dediğinde Cemre omuz silkti.
"Nasıl?"
"Arkadaş gibi."
Cemre bununla gülümsedi. "Niye beğenemedin mi kanka?" derken göz kırptı.
"Tı." dedi Berk kaynamaya başlayan çorbadan tahta kaşığı çıkarırken. Sonra Cemre'nin diğer yanına elini koyarken Cemre'yi tezgahla kendi arasına sıkıştırdı. Gözleri dudaklarına kayarken ekledi. "Beğenemedim."
Cemre'nin gözleri onun dudaklarına kayarken gülümsedi. "Tamam o zaman.. demem bi daha."
Berk bununla gülümsedi. "Deme." dediğinde izin alır gibi yavaşça yakınlaştı dudaklarına. Cemre'nin de yavaşça ona yaklaşmasıyla tam dudaklarını birleştiriyordu ki kapının aniden açılmasıyla ikisi de donakaldı.
"Oha." diyen Çınar başını diğer yana çevirirken Cemre ve Berk hızla birbirinden uzaklaştı. Aygazdan duyulan tıs sesi ile Cemre hızla aygazı kapatırken taşmış olan çorbaya baktı.
"Taştı."
Çınar aygaza bakarken konuştu. "Taşmış. Görmediniz mi? Napıyordunuz?"
Berk yan yan ona baktı. "Sanane oğlum. Napıyorsak yapıyoruz sanane?"
Çınar bununla imayla ona bakarken Lavin ve Alaz mutfağa geldiler.
"Noluyo?" dedi Lavin Çınar'a dönerken. "Niye kalktın sen?"
"Valla sana bakmaya.."
"Hadi gel sen salona." diyen Lavin onu salona götürürken Alaz Berk ve Cemre'ye sırıttı.
"Çorba taşmış."
"Eee?" dedi Cemre başını iki yana sallarken.
"Nasıl oldu?"
"Alaz benim sabrım da taşıyor bak." diyen Berk'le Alaz ona gülerek salona giderken Cemre kaseye doldurduğu çorbayı bir tepsiye koyarak önden ilerledi.
Berk'te eline meyve sepetinden bir elma alırken peşinden ilerledi.
"Siz nerdesiniz oğlum? Sen yapacaktın ya barbeküyü." diyen Çağrı Berk'e bakarken Berk konuştu.
"Çorba yapıyorduk."
"Çorba mı?" dedi Çağrı kaşlarını kaldırırken.
"He çorba." dedi Çınar sırıtırken. "Taştı valla. Bilmiyorum niye taştı? Ne oldu anlamadım?"
Berk ona dönerken konuştu. "Bak ben burdayım Çınar." diyerek elindeki elmayı ona fırlatırken Çınar elmayı havada yakaldı.
Bahçeden gelen Beliz ve Bora'ya gözleri dönerken Beliz kaşlarını çattı.
"A aa çorba mı taştı neden?"
Berk kaşları çatık bir şekilde ona döndü. "Niye taştıysa taştı ya sanane?"
Beliz bununla gülümsemeden edemezken konuştu. "Tamam bi şey demedim canım."
"Daldım ben." dedi Cemre tepsiyi Çınar'a verirken. "Ben dalınca taştı."
"Balıklama olsa.." diyen Çağrı omzuna vuran Berk'le sustu.
"Ateşi yaktım. Devamına izin çıkmadı." diyen Bora Berk'e Beliz'i işaret ederken Çağrı dirseğini koltuğa yaslayıp elini de yanağına yasladı ve gülümseyerek onlara bakmaya başladı.
"Geliyorum ben geliyorum." diyen Berk üzerine montunu geçirirken bahçeye çıktı.
***
İçeriye kurulan masaya herkes oturduğunda Hanife Teyze konuştu. "Vardı iki torunum şimdi sayamıyorum bile."
"En büyüğü ben oluyorum yalnız." diyen Bora kendini gösterirken Çağrı konuştu.
"Artı en büyük damat-"
Neee?" diyen Hanife Teyze'yle Bora masanın üzerindeki üzümlerden bir tanesini Çağrı'ya doğru fırlattı.
"Sus bi sus."
O sırada Berk'in gözleri az önceki Hanife'nin sözüyle gülümseyerek ona bakan Ali'ye takıldı. Sonra Vefa ile birleşti.
Vefa kardeşinin bir katile baba demesini istemiyordu. Berk onun endişesini şimdi daha net anlıyordu Ali'nin umut dolu bakışlarından.
Telefonunun çalışıyla ekrandaki babasının aramasını açarak masadan ayrıldı. "Efendim baba?"
"Nerdesiniz?"
"Lavin'lerdeyiz."
"Hay Allah bizde toplantı için oraya geliyorduk. Neyse bi selam verir çıkar bize geçeriz."
"Siz?"
"Selim Bey ile. Hem Lavin'e sürpriz yapacaktı."
"Tamam." diyen Berk telefonu kapattığında başını masaya çevirdi. Gözü önce gülerek Çınar'a bir şeyler anlatan Lavin'e takıldı. Sonra ona hayranlıkla bakarak dinleyen Çınar'a.
Derin bir soluk verdi.
İki hafta istemişti Çınar ve Vefa'dan. Şimdi bilmiyordu o kadar saklayabilecek gücü var mı. Eli telefonundaki gizli klasöre gitti. Hızla şifresini girdikten sonra o günden beri açıp izlemeye cesaret edemediği o video karşısındaydı.
Gözleri geri kahkahalar yükselen masaya döndü. Gözünden bir damla yaş süzülürken kapı çaldı.
Bir bomba pimi çekildikten kaç saniye sonra patlar? Ya da kaç saat kaç gün kaç ay..
Bir sürü soru vardı aklında.
Hepsinin cevabını almaya hazır mıydı bilmiyordu ama yaklaşan son ona bu kadar gözükürken gözlerini kapatamaz kulaklarını kapatamazdı.
Bazı şeyler inceldiği yerden kopmazdı. Koptuğu yerden incelirdi. Bu gece yaşanacak her şey gibi. Acımasız ve geri dönüşsüz.
Bu gece de öyleydi. Sabah olduğunda hayatta kalacaklardı belki ama içlerinden biri mutlaka eksik olacaktı. Ya da farklı...
Ve kimse bunun tam olarak ne zaman olduğunu hatırlamayacaktı; sadece “o geceden sonra” diye başlayacaktı bütün cümleler.
52. BÖLÜM SONU
Yorumlar
Yorum Gönder