54.Bölüm: Güneşin Sözü Var Bize (FİNAL)

-her hikaye bir son için başlarmış. önemli olan sona ulaşmak değil sonun nasıl bittiğiymiş. 

ve her son yeni bir başlangıcın fragmanıymış aslında...


                         YAZAR'DAN

8 Yıl Sonra

Ding dong.

Çalan kapının sesiyle mutfaktaki annesine seslendi Asel.

"Anneee! Kapıı!" 

Yeni yeni dönmeye başlayan diliyle yarım yamalak söyleyebiliyordu henüz kelimeleri.

Beliz gülümseyerek mutfaktan çıkarken ona döndü ve kapıya ilerlerken konuştu. "Açtım kızıım."

Kapıyı açtığında karşısında kargocu görmeyi beklemiyordu.

"Bora Yılmaz." diyen Postacı ekledi. "Ve Beliz Yağızoğlu."

Beliz kaşlarını kaldırdı. "Burası ama.." dediğinde postacıya işaret parmağını kaldırdı. "Bir dakika bekler misiniz?" dedikten sonra yukarıya doğru seslendi. "Hayatıım bi bakar mısın?"

Merdivenlerden inen Bora konuştu. "Efendim aşkım?"

"Kargo siparişin falan var mıydı?"

"Yoo." diyen Bora kapıya geldiğinde kargocuya sordu. "Kimden abi?" dediğinde postacı onlara iki zarf uzattı.

"Valla üzerinde Önder Koçak yazıyor." dediğinde Beliz kaşlarını çatarak zarfları eline alarak üzerindeki yazıyı okudu.

Bu zarflar sekiz yıl sonra sizin kapılarınıza gelip sahiplerine kavuşmuş olacaklar. Kendinize yazdığınız mektupları okuduktan sonra aşağıdaki adrese davetlisiniz. Saat 20.00'de.

"Aaaa!" dedi Beliz kaşlarını kaldırırken. "Böyle bir etkinlik yapmıştık dimi?"

Bora başını sallarken kargocuya döndü. "Tamam abi sağol."

Beliz kapıyı kapatırken gülümsedi. "Bakalım neler yazmışsın bana Beliz'cim." dediğinde kendi zarfını alarak koltuğa ilerledi.

Bora'da zarfını alarak onun yanına oturdu. "Sesli oku ama." dedi ona bakarken.

Beliz omuz silkti. "Niyeymiş?"

"Annee!" diyen Asel'de emekleyerek yanlarına gelirken Bora onu kucağına oturttu ve konuştu.

"Annesiii sesli oku."

Beliz zarfın kenarını parmağıyla yavaşça açtı.

Kağıdın hışırtısı odada garip bir sessizlik yarattı. Sanki sekiz yıl önceki hali kapının önünde bekliyormuş gibi.

Boğazını temizledi.

“Sevgili Beliz…” diye başladı.
Bir an durdu. Gözleri satırların üzerinde dolaşırken yüzündeki gülümseme yumuşadı. Bora meraklı meraklı bakıyor Asel babasının dizinde zarfın köşesini kemirmeye çalışıyordu. “Eğer bu mektubu okuyorsan umarım hâlâ acılarını biriktirip biriktirip ağlamaktan kaçmıyorsundur. Herkesten önce kendini düşünmeyi de öğrenmişsindir umarım. Bi de şuan karşında oturan beyefendiyi yola getirebilmişsindir. Kendisi aşka inanmıyor da." dediğinde kıkırdayarak Bora'ya döndü. "Getirdim." dediğinde Bora ona gülerken omzuma doğru attığı koluyla onu kendine doğru çekerek saçlarının arasına bir öpücük kondurdu.

Asel bununla mızmızlanırken Bora gülerek konuştu. "Tamam seni de öptüm." diyerek kızının saçlarına da bir öpücük kondurduğunda Asel sessizleşti.

Beliz gülümseyerek kağıda geri döndü.

“Umarım bir gün gerçekten huzurlu bir evin olur. Sessiz değil… huzurlu. Kahkahası olan bir ev.” diye okudu.

Beliz gözlerini etrafa gezdirdi.
Koltuk… oyuncak ayı... yerde dağınık bir şekilde duran oyuncaklar... masanın üzerinde duran çerçevedeki resimleri.

Sonra kısık bir sesle ekledi. “Olmuş.”

Bora başını hafifçe yana eğdi. Sanki “evet olmuş” demenin başka bir yolunu bulamıyormuş gibi sadece baktı.

"Ve bir kızın olsun istiyorum. Saçları dalgalı olsun ve lütfen sana benzemesin. Çünkü sen çocukken çok yaramazdın."

Bora bununla gülümserken konuştu. "Saçı tutturmuşsun."

"Aaa." dedi Beliz Asel'e doğru eğilirken. "Baba sana yaramaz dedi." dediğinde Asel'in karnını gıdıklayarak konuştu. "Benim kızım yaramaz değil kii. Sadece birazcık.." dediğinde doğru kelimeyi bulmak için etrafa baktıktan sonra doğrulup Bora'ya dönerken ekledi. "Zıpçık."

Bora bu kelimeyle kahkaha attı. "Zıpçık daha ağır olmadı mı kızım?" derken gülmeye devam etti.

Bora’nın kahkahası salona yayılırken Asel de hiçbir şey anlamamış ama ortam çok eğlenceliymiş gibi gülmeye başlamıştı. Üçünün kahkahası birbirine karıştı. Ev gerçekten de sessiz değildi… ama huzurluydu işte. O mektubun yıllar önce dilediği gibi.

Beliz zarfı kapatırken sekiz yıl önceki kendisiyle göz göze gelmiş gibiydi. Genç, salak ama aile gibi oldukları günlere. 

Gözlerini zarftan ayırırken Bora'ya döndü. "Hadi sıra sende." dediğinde Bora yüzünü buruşturdu.

"Emin miyiz?"

Beliz başını salladı. "Eminiz."

Bora Asel'in dişlediği zarfı elinden alırken Asel homurdanmaya başlayarak ağlayacağını belli eden sesler çıkardı. 

Bora kağıdı onun da önüne doğru uzatırken başını onun küçük omzuma koyarak konuştu. "Hadi beraber okuyoruz ne yazmış baba." dediğinde Beliz onlara bakarak gülümsedi. "Sevgili Bora. Umarım Çağrı'nın çenesine yakalanmadan duygularından kaçmayı bırakmışsındır." 

Beliz gülerken konuştu. "Yok yakalandı."

Bora okumaya devam etti. "Hadi sağlıcakla kal." Bora gülerek Beliz'e elindeki kağıdı gösterdi. "Bu kadar."

"Yaaa." diyen Beliz ekledi. "Dalga geçecektim."

"Ne kadar iyisin karıcım." dediğinde Beliz güldü.

"Çağrı napıyo acaba? İki yıl önce falan konuştuk en son." 

"Valla ben en son bizim düğünde gördüm." diyen Bora'yla Beliz güldü.

"Emzik takmıştı dimi sana."

"Salak çocuk." dedi Bora gülerken. Sonra Asel ile beraber kalktı. "Gidiyo muyuz o zaman?" dedi zarfın üzerindeki adrese bakarken. "Bakalım kimler gerçekleştirebilmiş hayallerini."

"Gidiyoruz." diyen Beliz ayağa kalkarken Bora burnuna dolan kokuyla burnunu kıvırdı.

"Bu koku ne?"

"Aaa!" dedi Beliz telaşla mutfağa koşarken.

Bora kucağındaki Asel'e bakarken kaşlarını kaldırdı. "Napıyo anne kızım?" dedikten sonra mutfağa seslendi. "Nolduu?"

"Hiiiç. Fırında kurabiye unutmuşum."

Bora bununla gülerken Asel'e döndü. "Gel babacım biz pastaneye gidelim en iyisi." dedi kapıya yönelip kızının montunu üzerine geçirirken imalı bir tonda Beliz'in de duyabileceği şekilde.

"Ya Bora çok kötüsüün." diyen Beliz'in sesi duyuldu mutfaktan.

"Bende seni seviyorum hayatım." diyerek evden çıktı Bora.

***

Çöpü bırakmak için evin önüne çıkan Cemre kapının kenarına sıkıştırılan zarfların yere savrulmasıyla kaşlarını çatarak boş eline zarfları aldığında üzerine isimlerini gördü ve içeriye uzanarak kenardaki ayakkabılığa koydu zarfları.

Elindeki çöp poşetini ilerideki konteynerine attıktan sonra ellerini silkeledi ve eve döndü. 

Havalar soğumaya başlamış kış gelmek üzereydi. Bu yüzden üzerindeki ince pijama onu üşütmüştü.

Bu adımlarını hızlandırırken içerden gelen "Annee!" bağırışıyla ve ağlama sesiyle adımları daha çok hızlandı. 

Telaşla kapıyı kapatırken oğluna seslendi. "Atlas."

Merdivenlerin orada oturan Atlas'ın annesini görür görmez ağlaması durmuştu. "Anne." diyerek annesine kollarını açarken Cemre onu kucağına ald0ı ve koltuğa oturdu.

"Noldu annecim düştün mü?"

"Ayağım takıldı."

"Nerden düştün çok mu yukardan?"

"Hayır." diyen Atlas ikinci basamağı gösterdiğinde Cemre rahat bir nefes verdi.

"Günaydııın size de." diyerek merdivenlerden inen Berk Cemre'ye dönerken konuştu. "Bebeğim o kapıyı biraz daha sert kapatamıyor musun? Çok yavaş oldu o da."

"Sen de şu uykunun derinliğini biraz kıssan fena olmaz sanki Berk'cim." diyen Cemre ekledi. "Atlas basamaktan düşmüş onun sesini duyunca telaş yaptım hızlı çarpmış olabilirim biraz."

Berk kaşlarını kaldırarak onların yanına geldi. "Oldu mu bir şey?" diyen Berk Atlas'ı kucağına alırken bacaklarına ve kollarına baktı.

"Olmamış ikinci basamaktan düşmüş." diyen Cemre oğlunun saçlarını okşarken Atlas'a bakarak ekledi. "Bir daha da dikkatli oluyorsun oğlum. Acelen ne?"

Atlas omuz silkti. "Anne kaşlarını çatma." 

Berk bununla gülerken konuştu. "Evet Cemre." dedi ve ekledi. "Çocuk bu düşecek kalkacak büyüyecek."

"Ayrıca acelem vardı anne." diyen Atlas gülümserken Cemre gülümsedi ve kaşlarını çatarken aynı tonda sordu.

"Neymiş acelen küçük bey?"

"Kırmızı oyuncak arabamı merdivenlerin başında elimden düşürdüm o da ayakkabılığın altına kadar gitti." sonra omuz silkti. "Halamın doğum günü hediyesi o. Pislenmesin diye hemen almak istedim."

Cemre bununla ayağa kalkarken ayakkabılığın altındaki kırmızı arabaya uzandı. Doğrulurken gözüne takılan zarfları eline aldı ve yanlarına giderken oğluna oyuncak arabayı uzattı.

Zarflardan üzerinde Berk'in ismi yazanı da Berk'e uzattığında Berk sordu. "Ne bunlar?"

Cemre gözlerini kısmış üzerindeki yazıyı okuduğunda konuştu. "Lisede yazdığımız mektuplarmış. Aren'in evindeydi galiba..." dedi ve ekledi. "Sekiz yıl sonraya mektup yazma etkinliği yapmıştık ya."

"Sekiz yıl olmuş mu ya?" diyen Berk derin bir iç çekti. "Yaşlandık desene."

Atlas yerde kırmızı oyuncağıyla oynarken başını kaldırmadan konuştu. "Yalan söyleme baba saçların daha beyazlamadı."

Cemre buna gülümserken Berk'e kaşıyla oğlunu işaret etti ve yan bir gülüş attı.

"İkna oldum." diyen Berk zarfını açarken aklına sekiz yıl önce hepsini dağıtan o gece geldi.

O geceden sonra hiçbir şey ve hiç kimse eskisi gibi olmamıştı. Yağızoğlu Koleji öğrencilerinin çoğunu kaybetmişti.

Bu gerçeğe o akşam tanıklık eden gençlerin hepsi de başka okullara geçiş yapmış lisenin son sınıfını bitirdikten sonra üniversiteye başka şehirlere geçmişlerdi.

Kenan hâlâ hapisteydi. Berk onu bir kere ziyarete gitmişti. O da babaannesinin ölüm haberini vermek içindi. 

Hanife Teyze oğlunun hapse girişinin ardından hastaneye yatırılmış zaten son evre olan akciğer kanseri nüks etmişti. Yaklaşık bir ay sonra da vefat etmişti.

Beliz ve Berk için epey sancılı olan bu süreç Derya Ali Çağrı Ege Cemre ve Bora'nın desteğiyle bir şekilde atlatılmıştı. 

Tüm gençleri en son o cenaze bir araya getirmişti. Olayın üzerinden bir ay geçmesine rağmen herkeste izleri dün gibi mevcuttu o gecenin. Bunun en büyük kanıtı da Hanife Teyze'nin cenazesiydi. O geve olmasaydı Hanife Teyze aralarında olur muydu biraz daha diye akıllarından geçmişti.

Berk Lavin'in o gün ne olursa olsun gözlerine bakarak soğuk sesiyle kurduğu "Başın sağolsun." cümlesiyle gözlerindeki öfkeyi hüzünle perdeleyen kıza cevap verememişti.

Cenaze sırasında Çınar'ın Lavin'i bir aydır göremediği ve büyük ihtimalle uzun süre göremeyeceği için uzun uzun bakışlarını ama Lavin'in onun dışında herkese bakışını farkta etmişti.

Yani bir ayda biraz daha olsa iyileşmeye çalışan yaraları o gün bir kez daha yolunarak eskisinden daha çok kanamaya başlamıştı. Sıfıra dönmüştü Berk babaannesinin ölümüyle.

Berk sıkıntılı bir nefes verirken zarftan çıkardığı kağıdı eline aldı. Sonra kağıdı yavaşça yırttı.

Cemre bununla kaşlarını kaldırdı. "Neden yırttın?"

"Sekiz yıl önce.." dedi Berk. "Bana sadece o geceyi hatırlatıyor. İstemiyorum hatırlamak."

Cemre onun yanına otururken konuştu. "Biz o geceden önce çok güzel şeyler yaşadık Berk." dediğinde gülümsedi. "Yani sen ve ben biraz şüpheli ama.." dediğinde Berk gülümseyerek ona döndüğünde Cemre ekledi. "Beraber çok güzel şeyler yaşadık. Hatırlasana mesela Hanife Teyze'nin yanına ilk gittiğimiz zamanı. İlk defa hep birlikte aynı evde kalmıştık. Yani o zaman pek eğlenceli gelmiyordu ama şimdi düşününce..." diyen Cemre derin bir iç çekti. "Ben o ana ışınlanmak isterdim mesela."

Berk istemsizce gülümsedi. "Giderken otobüsün tekeri patlamıştı."

Cemre kıkırdarken başını salladı. "Ormanın ortasında kalmıştık."

"Çağrı yine sabrımı sınıyordu."

İkisi de istemsizce o ana gittiler.

"Ben yokum!" dedi anında. "En son izlediğim korku filminde adamlar böyle bir yere geldi ve üç kişi geri döndü."

Berk Cemre'nin bavulunu da diğer eliyle Cemre'den alırken bıkkın bir sesle Çağrı'ya doğru konuştu. "İnşallah üç kişi eksiliriz de sen de onlardan biri olursun."

Çağrı yürümeye devam ederken elini kalbine koydu. "Beni bir gün çok arayacaksınız ama iş işten geçmiş olacak."

Berk gergin bir şekilde ona döndü. ''Kaybol söz aramayacağım.'' 

İkisi de gülerek birbirine dönerken Cemre Berk'in koluna girdi ve başını omzuna yasladı.

"Babaannenin dedene olan aşkını duyduklarında bizimkilerin tepkisi peki?" dedi Cemre gülerken.

Hanife teyze onlara bakarken konuştu. "Boş yedi oda var." dedi ve ekledi. "Ama bizum rahmetlinin-" sözü Çağrı'nın mırıldanmasıyla kesildi.

"Allah rahmet eylesin." 

"Eylemesun!" dedi sinirle bastonunu sinirle kaldırırken bir anda Hanife Teyze. "O ite Allah bile rahmet eylemesun." dediğinde herkes şok içinde gözlerini açarken Berk, Ege ve Cemre bu duruma zaten alışık oldukları için yadırgamadılar.

Berk gülerken konuştu. "Korkmuştu hepsi babaannem deli diye." dediğinde Cemre'nin cümlesindeki aklını kurcalayan kelimeyi tekrarladı fısıldayarak. "Bizimkiler..." dediğinde zarfın üzerindeki adreste durdu bakışları. "Gelir mi bizimkiler sence?"

Cemre başını onun omzundan kaldırırken ona yaklaştı. "Bunu gitmeden öğrenemeyiz."

"Yalnız." diyen Berk dudaklarına çapkın bir gülüş eklenirken gözleri Cemre'nin dudaklarına kaydı. "Sen bana bu kadar yaklaşırken gidemeyebiliri-"

"Baba halamı arayalıım!" diyen Atlas'ın sesiyle Cemre onu göğsünden iterken sırıttı.

"Gideriz gideriz."

Berk sıkıntılı bir nefes verirken oğluna döndü. "Göbek bağın halanla mı kesildi oğlum senin?"

Atlas bu soruyu düşünürken kaşlarını çattı. "Hayır?" dedi sonra emin olamayarak. "Baba konuyu dağıtma hadii!" diye ısrar etti babasının yanına gelip bacağını sarsarken.

Berk telefonunu eline alarak Beliz'i görüntülü aradığında Atlas heyecanla anne ve babasının ortasına geçti. 

"Noldu beni rüyanda mı gördün?" diyerek telefonu açan Beliz'le Berk telefonu Atlas'a doğru çevirirken konuştu.

"Ben değil o görmüş."

"Halaacııım!" diyen Beliz'le Atlas sevinçle gülümsedi ve el sallarken Berk telefonu kendi önüne çekti.

"O ses tonu değişimi ne ya?" dedi yüzünü buruştururken. "Atlas'ı daha mı çok seviyorsun yani?"

"Öf Berk." diyen Cemre telefonu Berk'in elinden alırken Beliz'e doğru konuştu. "Zarf geldi mi size de."

Beliz başını salladı. "Geldi. Siz gelicek misiniz?"

Cemre gülümseyerek başını salladı. "Gelicez."

"Nereye gidiyoruz annee?" diyen Atlas'la Cemre telefonu Atlas'a verdi. 

"Halan anlatsın sana bebeğim konuşursunuz hem." dediğinde Atlas gülümseyerek ekrana bakarken Beliz konuştu.

"Çok çoook eski arkadaşlarımızla buluşmaya." 

"Yaşasııın! Asel'de gelecek mi?"

"Gelecek tabi ki." diyen Beliz'in yanına gelen Bora omzunu onun koluna atarken Atlas'a bakarak konuştu.

"Sen yine sabah sabah benim karımı niye arıyorsun zıpzıp?"

"Seni aramadım git." diyen Atlas kaşlarını çatmıştı.

"Düzgün konuş lan benle dayınım ben senin."

Atlas bununla sırıttı ve ona dilini çıkardı. "Sende bana Atlas de o zaman zıpzıp değil!" dediğinde Bora sırıttı.

"Zıpzıpsın ama."

"Yaa babaa.." diye mızmızlanan Atlas telefonu babasına verdiğinde Bora ekranda görünen Berk'e elini alnına koyup çekerek asker selamı verirken konuştu.

"Günaydın başkan."

"Günaydın." diyen Berk ekledi. "Benim oğlumla düzgün konuş oğlum." dediğinde koltukta oturan Atlas ona sırıttı.

"Senin oğlun çapkınsa biz napalım?" dedi Bora alayla. Sonra babasının omzundan tutunan Atlas'a bakarak ekledi. "Zıpzıp."

Beliz Bora'nın yüzünden telefonu çekerken konuştu. "Atlascım çok öpüyorum seni halacım. Görüşürüz akşam."

"Görüşürüz halaa." diyerek ekrana öpücük gönderen Atlas'la telefon kapandı.

***

Çağrı kapının ısrarla çalışıyla bir küfür savururken üstündeki ince pikeyi sinirle kenara ittirdi ve yataktan kalkarak kapıya yöneldi.

Şiş gözleriyle açtığı kapıyla gözlerini kırpıştırarak karşısında dikilen kızı zar zor seçebildi.

"Günaydın Çağrı." diyen Ceren ona gülümsedi.

Çağrı uykulu sesiyle başını salladı. "Günaydın."

Kızın gözleri Çağrı'nın açıkta kalan vücudunda gezinirken Çağrı üzerine tişört almayı düşünemeyecek kadar uykuluydu.

Kız etkilenmiş bakışlarını gizlemeden elindeki zarfı uzattı. "Sabah bir kargocu geldi ama kapı açılmayınca bana bıraktı. Yan evde oturuyorum ya."

Çağrı zarfı onun elinden alırken konuştu. "Sağol."

"Bu arada akşam parti var evimde. Kesinlikle beklerim."

Çağrı yüzünü buruşturdu. "Parti falan pek benlik şeyler değil. İyi eğlenceler size." dediğinde kapıyı kapattı.

Ceren'in buraya taşındığından beri ona ilgi duyduğunun farkındaydı. Her seferinde ona ümit vermemek için aşağılık bir şekilde davranıyordu ama kız yine de yakasından düşmüyordu. 

Zarfı da kargocudan kendisinin aldığına emindi. Çünkü evde olmadığı zamanlar kargosu evin önündeki posta kutusuna bırakılırdı.

Esmeye başlayan havayla geceden beri açık unuttuğu pencereyi kapattı.

Elindeki zarfı tam umursamadan kenara fırlatacaktı ki üstündeki yazıyla duraksadı.

Bu zarflar sekiz yıl sonra sizin kapılarınıza gelip sahiplerine kavuşmuş olacaklar. Kendinize yazdığınız mektupları okuduktan sonra aşağıdaki adrese davetlisiniz. Saat 20.00'de.

Kaşları çatılırken üst kattaki odasına çıkmıştı. Çatı katı odası kendi tercihiydi. Ev seçerken özellikle çatı katı olmasına dikkat etmişti.

Balkona çıktığında hâlâ tişört giymeyişiyle üşütmüştü. Umursamadan balkona oturdu. Elindeki zarfı yere bıraktı ve kenarda duran sigara paketinden bir dal sigara çıkardı.

Sigarayı dudaklarının arasına sıkıştırdı ve çakmakla yaktı. Uzun bir çekişten sonra etrafa yayılan dumanla diğer eliyle zarfı açtı ve içinden kağıdı çıkardı.

Aklının ucundan o gün geçti.

"Yazdıktan sonra napacağız?" dedi Çağrı Vefa'nın elinden zarfı alırken. 

Yanındaki Ege alayla konuştu. "Uçak yapıp uçuracaksın o sekiz yıl sonra seni bulur." 

Berk bununla gülerken Çağrı'ya döndü. "Ne saçma sorular soruyorsun lan? Yemin ederim ilkokuldaki başlık kalem rengi soran çocuklar gibi." dediğinde ekledi. "Napacaksın saklayacaksın." diye cevap verdi.

Sigarayı tekrar dudaklarının arasına götürürken bir nefes daha çekti içine.

"Ne yazdın?" diyen Çağrı Ege'ye döndü.

Ege sırıttı. "Sekiz yıl sonra yanımda olursan beraber okuruz kardeşim."

Alaycı bir gülümseme yerleşti yüzüne. Sigaradan bir nefes daha çekerken dumanını havaya üfledi.

Sigarayı kül tablasına bastırarak söndürdüğünde kağıdı açtı ve okumaya başladı.

Sekiz yıl sonraki Çağrı. Nerdesin ne yapıyorsun bilmiyorum ama umarım mutlusundur. Ha bi de Hazallasındır. Oğlum zaten zor sevgili olduk bi bildiğim varsa bu kızı kolay kolay bırakmazsın sen.

Dudaklarına bir tebessüm yerleşti. Hangi duygu vardı bilinmez.

"Senin bi bok bildiğin yok." dedi sekiz yıl önceki kendiyle konuşurken.

Hazal ile iki yıl önce ayrılmışlardı. 

Son zamanlarda iletişimlerinin olmaması gerekçesiyle önce ara vermişlerdi ilişkilerine. Sonra Çağrı Hazal'ın iş arkadaşı olan Umut ile olan yakınlığından rahatsız olmuş içine sinmeyen şeyleri dile getirmişti. Hazal'da ona güvenmiyorsa bu ilişkinin bitmesini söyleyince ipler kopmuştu inceldiği yerden. Bir ay sonra da sevgili olduklarını öğrenmişti zaten.

Bir yıl önce de Cemre'den Hazal'ın evlendiğini duymuştu.

Uzun zamandır kimseyle muhattap olduğu da yoktu zaten. Kendiyle bile.

Bizimkilerin durumunu tahmin ediyorum şimdi. Berk'le Cemre kesin evlenmiştir. Bir de çocuk yapmışlardır net. Ben bebeğin amcamsı dayısıyım ve erkek hissediyorum.

Çağrı gülümserken yanındaki telefona uzanıp instagram'a Berk'in kullanıcı adını girdi ve üçünün attığı posta tıklayarak konuştu.

"Bingo."

Ege'yi tam kestiremiyorum onda tam bir işkolik iş adamı tipi var ama her an bir aile babası da olabilir. 

"Bu da bingo." dedi ağzına ikinci dal sigarayı sıkıştırırken. Çakmakla uzunu tutuştururken devamını okudu.

Hazal senin yanındadır zaten. Kesin tatilden tatile koşuyorsunuzdur.

Çağrı sigaradan bir nefes alırken dudağının kenarını ısırarak derin bir nefes verdi. Sonra hiç düşünmeden sigaranın ateşli ucunu kağıdın köşesine doğru bastırdı.

Yavaş yavaç alevlenen kağıdı elinde tuttuğu köşesine kadar kül olana kadar izledikten sonra küllüğün üzerine koydu ve ayağa kalktı.

Zarfı eline alarak iceriye geçtiğinde zarfı masanın üzerine koydu ve üzerindeki adrese düşünceli gözlerle baktı. Gidecek miydi?

Üzerine yatağın üzerine rastgele fırlatılmış tişörtünü geçirdi. Eline telefonunu aldı ve merdivenlerden aşağı inip mutfağa ulaştığında ilk iş kendine bir kahve yapmaktı.

Sekiz yıl önceki Çağrı olsa bunu yapmazdı. Aksine sağlıksız olduğu hakkında bir ton boş konuşur şakalar yapardı.

Ama o değildi artık işte.

Normalde düşünmezdi bunları. Umursamasız hayatına devam ederdi. Sabah gelen mektup sokmuştu hep aklına bunları.

Tezgahın üzerine bıraktığı telefonunu açtı. Elleri hızla arama kısmına areninkadraj yazdı. Sekiz yıl önceye dair her şey orada sanki capcanlıydı.

Son gönderide takıldı gözleri. Topluca çekildikleri fotoğraf şu açıklama ile paylaşılmıştı.

etiket atmam biraz uğraş... siz bizi biliyorsunuz❤️

***

Ege yeni uyanmış yataktan kalkmadan yanındaki karısının yüzünü inceliyordu sanki daha fazla ezberleyebilirmiş gibi.

O sırada Zeyno'nun gözleri kırpıştırılarak açıldığında karşısında ona bakan Ege'yi görerek gülümsedi. "Sen yine beni mi izliyorsun?"

"Evet." diyen Ege onun saçından bir tutamı okşadı usulca. 

Zeyno yüzlerini yaklaştırarak konuştu. "O zaman bırakmam seni." diyerek kolunu Ege'nin göğsüne doğru attığı de Ege sırıtarak ona doğru döndü ve belini kavrayarak aralarındaki mesafeyi kapattı. 

"Benimde bırakmaya pek niyetim yok zaten." diyerek Zeyno'nun boynuna öpücükler kondurmaya başladığında Zeyno kıkırdadı.

"Birazdan Asya uyanıcak biliyorsun dimi?"

Ege başını iki yana sallarken konuştu. "Uyanmasın uyusun biraz boyu büyüsün." dediğinde Zeyno burnunu onun çenesine sürttü.

“Bilimsel dayanağı yok bunun haberin olsun.” dedi.

Ege güldü. “Ben babayım sezgisel çalışıyorum.”

"Çok yoruyor mu sezgisel bi baba olmak?" dedi Zeyno alayla.

"Tı." diyen Ege alnını Zeyno'nun alnına yasladı. "Çok aşık bir koca olmak yoruyor ama."

Zeyno muzip bir sırıtmayla sordu. "Nasıl?"

“Her sabah seni ilk kez görüyormuşum gibi bakıyorum. Sonra yine aşık oluyorum. Çok yorucu bir döngü.”

Zeyno güldü. “Vah zavallı.”

“Hiç de zavallı değil.” dedi Ege burnunu onun burnuna sürterek. “Bayağı şanslıyım.”

Zeyno bununla dayanamayıp Ege'nin dudaklarına yaklaşarak küçük bir öpücük kondurdu.

Ege gülümsedikten sonra Zeyno'ya bir kez daha yaklaştığında Zeyno onu göğsünden ittirirken konuştu.

"Hadi kalk işe geç kalacaksın."

"Patronum ben kızım." diyen Ege ile Zeyno kaşlarını kaldırdı.

"Patronlar geç kalmaz hadii."

Ege doğrulurken konuştu. "Yazarız gerekçesini."

Zeyno ayağa kalkarken sordu. "Ne yazacaksın?"

Ege dolaptan bir pantalon alırken konuştu. Mutlu evlilikten dolayı gecikmeler.."

Zeyno bununla bir kahkaha atarken kapalı kapıdan bir tıkırdama sesi geldiğinde Ege sırıtarak kapıya gitti. 

"Kim oo? Postacı mı yoksa?" diyen Ege'nin sesinin ardından odanın kapısının ardından Asya'nın sesi duyuldu.

"Babaa."

Ege oyuna devam edecekti ama kızının sesini duymasıyla dayanamayıp kapıyı açtı.

Karşısında yeni uyanmış elindeki oyuncak ayıyı sürüyerek gelmiş olan Asya'yı gördüğünde onu hızla kucağına aldı ve yanağına öpücük kondurdu.

"Prensesim beniim."

Asya babasının omzuna başını yaslarken mırıldandı. "Beraber ayıya kahvaltı hazırlayalım mı?"

Zeyno onları gülümseyerek izlerken konuştu. "Annecim senle ben hazırlayalım baba işe gitsin olur mu?"

Asya başını kaldırırken iki yana salladı. "Ama ben babamla hazırlamak istiyorum."

Zeyno tam ağzını açmış bir şey söylüyordu ki Ege onun sözünü kesti. "Hazırlarız tabi bee!" dediğinde kızıyla mutfağa doğru ilerledi. Şortunun cebine attığı telefonu cebinden çıkarıp asistanını aradı ve kulağına götürdü.

"Ben bugün biraz gecikeceğim. Olan programlarımı öğleden sonraya ve yarına dağıtırsın."

Telefonu kenara koyduğunde Zeyno sırıtarak kapı pervazına yaslandı ve konuştu. "Mutlu evlilikten dolayı gecikmeler.." dediğinde ekledi. "Bu mutfağı gereğinden fazla dağıtırsanız mutsuz evlilikten dolayı olur o gecikmeler haberin olsun."

Kapının çalışıyla Zeyno kapıya giderken Ege Asya'ya dönüp fısıldadı. "Fazla agresif fazla."

Asya kıkırdadı. 

Zeyno kapıyı kapattığında Ege mutfaktan ona seslendi. "Kimmiş hayatım?"

Zeyno elinde iki zarfla gelirken bir zarfın üzerindeki o notu okurken mırıldandı. "Bu kez gerçekten postacı." sonra üzerindeki yazıyı bu kez sesli okudu.

Bu zarflar sekiz yıl sonra sizin kapılarınıza gelip sahiplerine kavuşmuş olacaklar. Kendinize yazdığınız mektupları okuduktan sonra aşağıdaki adrese davetlisiniz. Saat 20.00'de.

Ege onun yanına gelerek kendi zarfını aldı. "Vay bee. Sekiz yıl he?" dedi şaşkınlıkla dudakları yukarı doğru büzülürken.

"Akşam nereye gidiyoruuuz?" diyen Asya'nın sesiyle gülümsediler.

***

Saat 20.00'i gösterdiğinde Gece arabasını konuma yazdığı adresin onları getirdiği restorantın önüne park etti. 

Ayaz işlerinden dolayı geç gelecekti.

Kolundaki akıllı saate baktığında saat 20.08'di.

Omuz silkti. "Sekiz yıl beklemişler sekiz dakikanın lafı olmaz." diyerek kendini motive ettikten sonra arabanın kapısını kapatıp kilitledi ve büyük ihtimalle kapatılmış olan mekana girdi.

Kenardaki iki çalışanın laubali konuşmalarından anlaşılıyordu ki müşteri yoktu. Gece boğazını temizleyerek onlara yaklaştı ve konuştu.

"Merhaba. Ben-"

Çocuk ayağa kalkıp sordu. "Önder Bey'in misafirlerinden misiniz?"

Gece kısa bir an düşündükten sonra aklına zarfın üzerindeki Önder'in ismi geldi. Başını hızlıca salladı.

"Dışarıdaki kış bahçesine aldım gelen bir aileyi. Oraya alayım sizi de."

Gece adımlarını dışarıya yöneltti. Kış bahçesinin içindeki gölgelerden bu ailenin Beliz'ler olduğunu anlamış ve hızlı adımlarla kış bahçesine girmişti.

"Selam tanışıyo muyuz?" dediğinde akşam olmasına rağmen taktığı güneş gözlüklerini indirip gülümsedi.

Bora yüzünü buruşturdu. "Pardon pek çıkaramadım."

Gece kaşlarını çatıp işaret parmağını Bora'ya doğrulttu. "Turuncu kafa mıydı?"

Bora sırıtırken kollarını açtı. "Gel kız buraya." dediğinde onlar sarılırken Beliz gülümseyerek onlara baktı.

Gece Bora'dan ayrıldığında Beliz kucağındaki Asel'i Bora'ya vererek Gece'ye kollarını açarken konuştu. "Bende namı diğer yabani oluyorum." dediğinde Gece ile sarıldı.

Bora sırıtarak konuştu. "Zebaniydi o zebani."

Beliz Bora'ya ters bakışlar atarken babasının kucağındaki Asel ellerini babasının yanaklarına koyarak kıkırdadı.

"Ya sen nesin böylee?" diyen Gece Asel'in yanaklarını sıktırırken Beliz konuştu.

"Aşk olsun yani teyzesi. Bir de en teyze sensin ama neredeyse doğumundan beri görmüyordum kızımı."

"Görüntülü konuştuk ya." diyen Gece Asel'e döndü. "Dimi teyzecim hatırlıyor musun beni?"

"Ayaz nerede?" dedi Bora kaşlarını çatarken. "Ayrıldınız mı yoksa?"

Gece kış bahçesinin köşesinde duran tahta masaya doğru ilerlerken Bora ve Beliz onu anlamsız bakışları ile izledi. Gece yumruk yaptığı elinin eklem yerlerini dişlerine üç kere vurduktan sonra tahta masaya vurduğunda konuştu.

"Ayrılmadık." dedi geri yanlarına gelirken. "İşleri var gelicek."

"Selaam." diye bir ses duymalarıyla kapıya dönerlerken kapıdan el ele giren Aren ve Sarp'ı gördüler.

"Ayy bebek bebekk." diyen Aren koşarak Bora'nın yanına giderken Bora ona doğru başını eğdi.

"Bende Bora bu arada. İlkokulda falan aynı sınıftaydık."

Aren burnunu kıvırdı. "Aynı Beliiz ama buu." dediğinde Bora'nın yüzü düşerken Beliz kıkırdadı.

"En sevdiğim arkadaşımsın bundan sonra." dediğinde Sarp Bora ve Gece ile selamlaştı.

Sonunda sandalyelere otururlarken Bora sordu. "Eee sizde yok mu evlilim falan?"

"Yok canım." diyen Aren ekledi. "Biz şuan dünyayı geziyoruz."

Bora kaşlarını kaldırdı. "Evlenince gezemiyor musunuz?"

"Ay sanane." dedi Gece ona dönerken. 

"Merak ettim ya." diyen Bora'yla Sarp konuştu.

"Oğlum öyle olmuyor işte. Evlenince bi düzenin bi evin bi sorumluluğun var üzerinde." Kaşlarıyla onu işaret etti. "Bak sana."

Bora kaşlarını çattı. "Ne var lan bende?" dediğinde Gece'ye döndü. "Nolmuş ne değişmiş liseden beri?'

Gece başını salladı ve Bora'yı daha çok korkutmak ister gibi mırıldandı. "Değişmiş."

"Ne?" dedi Bora.

Gece sırıtarak cevap verdi. "Sakal."

Beliz Bora'nın yüzünde oluşan ifadeyi işaret parmağı ile göstererek kahkaha atarken içeri giren Berk Cemre ve Atlas'la duraksadılar.

"Noldu lan?" dedi Berk. "Eğlencenizi mi böldük?"

Bora sevinçle ayağa kalktı. "İyi ki geldin be Berk Yağızoğlu." dediğinde Berk ile kafalarını tokalaştırırken ekledi. "Seni gördüğüme bu kadar sevineceğim aklımın ucundan geçmezdi."

"Aslan parçası." diyen Sarp Atlas'a elini uzatırken Atlas babası ve dayısından örnek alarak onunla toklaşıp bir de başlarını tokuşturduğunde Sarp sırıtarak konuştu. "Oğlum üçüzünüz mü bu?"

Herkes bu kötü espri ile dururken Berk konuştu. "Allah allah. Etrafta Çağrı'da yok ama.. Sarp o sen deği-"

"Çağrı da yok derken?" diyen Çağrı'nın sesiyle Berk'in sözü yarım kalırken kapıya yöneldi.

"Bro?" dediğinde ikisi de liseden beri kullanmadıkları o tabirle gülümsedi.

Çağrı elini uzatırken Berk el sıkışmayı kabul etmez gibi başını salladı ve kolunu Çağrı'nın sırtına koyarak ona sarıldı. "Özledim lan." dediğinde Çağrı gülümsedi.

"Bende bende." dediğinde Berk'ten ayrılırken sırıttı. 

O da bir sandalyeye oturduğunda Beliz ve Bora'ya şakacı bir tavırla göz kırptı. "Hayırdır? Küçük kız kim?" dediğinde sırıtarak ekledi. "Noldu alakamız yok falan diyordunuz noldu?" 

"Sözünü tutmadın kırgınım sana." dedi Beliz ona doğru.

"Ne sözü?"

"İlk evlilik yıldönümümüzde okul bahçesinde sarılırken olan fotoğrafımızı hediye edecektin bize." 

Çağrı arkasına yaslanırken güldü. "Kaç yıl oldu?"

"Üç." dedi Bora üç parmağını gösterirken.

Çağrı kaşlarını kaldırdı ve yüzündeki gülümsemeyle konuştu. "Dörde artık."

Uzun zaman sonra bu kadar mutlu hissediyordu. Uzun zaman sonra evde gibi hissediyordu. Sekiz yıl kadar uzun zaman sonra.

Gülümsemesinin solması bir cümleyle mümkün olmuştu. "Ayy hellöö!"

Başını bu sesle kapıya kaldırırken kapıdan giren Hazal'ı ve arkasından giren Umut'u gördü.

Bora'nın gözleri direkt Çağrı'yı bulurken gözlerindeki duyguyu gördü. 

Çağrı başını eğip telefonuna bakmaya başlarken masadakiler Hazal ile selamlaştı.

Hazal'ın gözleri bir an için Çağrı'ya değdi ama ona bakmama çabasını fark edip seslenmedi. Bir geceydi sonuçta. 

"Sizin arkadaşlarınız ne kadar kalabalıkmış böylee." diyen Atlas'la masadan bir gülme sesi yükselirken Beliz konuştu.

"Daha bu yarısı gelmemiş hali teyzecim." 

"Selam gençler." diyen Alaz'la da herkes selamlaştıktan sonra Berk Alaz'a dönerken sordu.

"Çınar'dan haberin var mı?"

Alaz başını iki yana salladı. "Yok."

"Lavin'den?" diyen Berk'le Alaz yine başını iki yana salladı.

"Ohoo herkes gelmiş." diyen Zeyno Asya'yı hızla Sarp'ın kucağına bırakırken Sarp şaşkınlıkla kucağına konulan bebeğe baktı. 

"Lan zaten kalabalıktık biz bi de artı bir getirmiş herkes."

Bora kaşlarını kaldırdı. "Sıra sizde."

Aren ona döndü. "Senin bizle derdin ne?" Çok istiyorsan sen yap ikinci çocuğu."

"Yok yoook." diyen Bora ellerini havaya kaldırdı. "Bana kızım yeter."

"Ben yaparım ikinci çocuğu." diyen Berk'le Ege kahkaha atmadan duramadı. "Ne oğlum?" diyen Berk ekledi. "Ben kız istiyorum bi tane de."

"Berk!" diyen Cemre ile Atlas konuştu.

"Anne bence babamı evden atlamıyız."

Masadan bir kahkaha sesi daha yükselirken Berk konuştu. "Sen istemiyor musun kardeş?"

"Hayır istemiyorum." diyen Atlas omuz silkti. "Ben annemin biricik oğlu olmak istiyorum."

"Oğlum kız kardeş istiyorum bende zaten. Bi tane daha erkeği napayım?" dediğinde Ege'nin kucağındaki Asya'yı ve bebek arabasındaki Asel'i gösterirken konuştu. "Şu güzelliklere bak mesela."

"Of baba." diyen Atlas önündeki milkshakeine dönerken ekledi. "Şuan seninle tartışamayacağım."

Çağrı yanındaki Atlas'a eğilip fısıldadı. "Bundan sonra brom sensin." dediğinde yumruğunu uzattı. "Çak."

Atlas yumruklarını birleştirdi. 

Herkes yavaş yavaş toplandığında sohbet ediyorlardı. Ama hepsinin bir yanı da Çınar ve Lavin'in gelip gelmeyeceğindeydi. Lavin'in gelmeme ihtimaline biraz daha hazırlardı ancak Çınar gelir diye düşünüyorlardı.

Berk boğazını temizlerken konuştu. "E sahile falan geçelim başka gelecek yok gibi."

"Oo bizsiz mi?" diyen Çınar ile herkes şaşkınlıkla kapıdan giren Çınar'a ve yüzündeki gülümsemesine baktı.

Henüz onun şaşkınlığındalarken gözleri ellerine kaydı ve ellerinin birleşik olduğu ellerin sahibine döndü. Lavin'i gördüklerinde hepsi adeta şoka girmişti.

"Siz-" diyen Beliz'in sözünü arkadan giren Devin kesti.

"Evet biz geldiik." dediğinde öne çıktı ve konuştu. "Geç kalmadık dimi? Uçağım sabahtan beri üç kez rötar yaptı da. Hayır yani Önder Hoca'da dün falan gönderseymiş hiç beni düşünmediniz mi?"

"Kızım sen şaka yapıyosuuun?" diyen Aren hızla Devin'e sarıldı.

"Yoo gayet gerçegim." diyen Devin gülerken kollarını ona sardı.

Devin Aren'den ayrıldıktan sonra ayakta dikilen ama büyük ihtimalle Çınar ile sarılmayı bekleyen Alaz'a döndü ve kollarını açtı. 

"Naber?" diyerek ona sarıldığında Alaz başta afallasa da sonra sarılırak cevap verdi.

"İyidir senden?"

"İyiyim bende."

Onlar ayrıldığında Lavin'in ilk sarıldığı kişi Alaz olurken, Çınar Bora ve Çağrı ile tokalaşıyordu.

"Şimdi." dedi Ege. "Çok özel olmayacaksa bir şey soracağım." Çınar ve Lavin ona dönerken Ege başını salladı. "Siz barıştınız mı?"

Çağrı bu soruyla gülerken konuştu. "Yok canıım. Hâlâ küsler bi el ele girip şoka sokalım tekrar küseriz demişler."

Çınar gülümseyerek başını salladı ve Lavin ile gözlerini birleştirdi. "Evet barıştık." dediğinde ekledi. "Dört yıl önce falan." 

"Geri kalan dört yıl?" dedi Bora sorgular bir şekilde.

"Yani." diyen Lavin konuştu. "İki yıl ikimizin de toparlanma süreci desek bir yılı üniversite süreci falan."

"Bir yıl kaldı yalnız." diyen Bora ile Çınar konuştu.

"O bir yıl varya o bir yıl. Bitirdi beni."

Bora ve Çağrı aynı anda sordu. "Nasıl?"

Lavin gülerek cevap verdi. "Biraz süründürmüş olabilirim de onu." 

Berk'in içini bir huzur kaplarken gülümsedi ve sandalyesine oturmaya hazırlanıyordu ki Lavin'in sesiyle şaşkınlıkla duraksadı.

"Berk."

Berk kaşlarını çatarken oturmaya yeltendiği sandalyenin kenarından tutunarak Cemre'ye sordu.

"Gaipten ses mi duyuyorum gerçek mi o ses?"

Cemre bununla gülmeden edemezken kaşıyka yanlarına gelmiş olan Lavin'i gösterdi. "Bak bakalım gerçek mi?"

Berk Lavin'e dönerken Lavin konuştu. "Ee?" dedi Lavin ve kollarını açtı. "Sarılmayacak mıyız?"

Berk'in yüzüne bir gülümseme yerleşirken konuştu. "Sarılacak mıyız?"

Lavin'in ina sarılması ile cevabını almıştı. Sırtını tereddütle Lavin'in sırtına koyarken gülümsedi ve gözlerini kapattı.

"Allah sizin belanızı versin ya!" dediğinde Berk'e bağırdı. "Ben ilk sana geldim be ilk sana! Kimsem yoktu ölüyordum yalnızlıktan." omuzları çökerken sesi titreyerek ekledi. “Ben sana sarıldım Berk!"

Lavin Berk'ten ayrılırken konuştu. "Ben anladım seni." dediğinde gülümsedi. Sonra Beliz'e döndü. "Çok şanslısın kızım böyle bir ikizin var." dediğinde Beliz gülümserken başını yana yatırdı ve bakışları ona dönen Berk'e öpücük attı. 

"Affettin yani beni."

"Affetmek ne kelime Berksu." dediğinde Çağrı sırıtırken konuştu.

"Çok özlemişim lan." 

Berk Çınar'a döndüğünde Çınar konuştu. "Bir yıl önceden beri nasıl denk getiririm de Berk'le konuşurum diye düşünüyor bu sabah zarfı görünce zor tuttum yemin ederim sabahtan gelip oturacaktı buraya."

Lavin gülerken Çınar'a döndü. "Abartma ustasısın."

Berk gülerken konuştu. "İyi ki varsınız lan."

"Bi dakika o fasıla sonra geçicez çünkü güzel bir haberimiz var bizim." diyen Lavin Çınar'ın yanına geçerken gülümseyerek önce onun gözlerinin içine baktı.

"Biz hamileyiz."

"Neee!" diyen Aren onlara sarılırken herkes tebrik ediyor ve sarılıyordu.

Herkes yerine otururken eskilerden konuşulmaya başlanmıştı.

O gece değildi onlarım milatları. Ondan öncesiydi. Ve bunu bugün anlamışlardı. 

"Babaa." diyen Atlas oturduğu sandalyesinden etrafa bakarken konuştu. "Ne kadar kalabalık arkadaşların." dediğinde Berk konuştu.

"Oğlum biri teyzen biri dayın biri de amcan zaten. Kimse kalmadı doğru düzgün."

"Amcaa." diyen Atlas Ali'ye döndü.

Ali göz devirirken konuştu. "Oğlum amca amca diyip durmayın geriliyorum. Abi desin çocuk işte."

"Aaa olur mu öyle şey." diyen Cemre gülerek ekledi. "Amca de oğlum amcan o senin."

Berk'le birbirlerine bakarak zevkle gülerlerken Ali onlara kınayıcı bakışlar attı. 

"Geldi onun yaşları artık yangın Ali'm." dedi Arap sırıtırken.

"Dayı bi anınızı anlat o zaman." dediğinde Bora omuzlarını dikleştirdi.

"Hobaaa!" diyerek ceketini düzeltti ve gülümsedi. "En sevdiğim yer işte burası." dediğinde Ege ona bakarak konuştu.

"Uzatma lan."

"Hatırlıyor musunuz?" dedi Bora. "Lavin'le Çınar ormanda kaybolmuştu Hanife Sultan'ın orda."

"Oğlum sen benim rezilliklerim hariç hiçbir anıyı hatırlamaz mısın?" diyen Çınar'ın sitemiyle sırıttı Bora.

"Beni aşkın varlığına siz inandırdınız oğlum. Nasıl unutayım?"

Beliz başını iki yana sallarken konuştu. "Bakın bir adam bunları normalde karısına söyler dimi? Ama benimki gençliğinde odunun hası olduğu için.."

"Ayıp oluyo aşkım."

"Eeee sonra nolduu?" diyen Atlas dayanamamış gibiydi. 

"Sonra Atlas'cım." diyen Çağrı ondan şaşırılacak bir şekilde devam ettirdi. Çünkü Hazal geldiğinden beri muhabbete katılmamaya özen gösteriyordu. "Ben ormana doğru bağırdım."

Beliz gülerken konuştu. "Ama ruh hastası olduğu için bir anda bağırdı." dediğinde ekledi. "Hadi canlandıralım hatırlıyorsanız." dedi Beliz Bora ve Çağrı'ya meydan okur gibi.

Çağrı sırıttı. "Unutanın kanı da kurusun mu?"

Hazal ona bakarken bakışlarında duygu var mıydı bilmiyordu. Sadece onun mutlu olmasına sevinmiş ve dudakları hafifçe kıvrılmıştı.

Çağrı role girerek sesini biraz yükseltti ve bağırdı. "Çınar!" 

Ege ona dönerken hızla konuştu. "Oğlum yavaş kızım uyanacak.

Beliz ina göz devirdi. "Araya girme benim kızım da uyuyo uyanmazlar." dediğinde Ege ağzına fermuar çekerken geriye yaslandı.

Beliz role girdiğini belki ederek baş parmağını dudaklarının arasına götürürken korkmuş gibi yaptı.

"Sen salak mısın?"

"E duysunlar diye." dedi Çağrı omuz silkerken.

"Haber verir insan." dedi Bora elinde çerez varmışta ağzına atar gibi. "Hem rahat bıraksanıza belki baş başa kalmak istiyorlar."

Beliz kaşlarını kaldırırken ona döndü. "Ormanda?"

"Herkesin romantizm anlayışı farklı Beliz'cim." dedi Bora ağzına bir çerez daha atarken.

Lavin kaşlarını kaldırırken ağzını açtı şaşkınlıkla. "Arkamızdan ne kadar edepsiz konuşuyorsun sen ya?" dedi Bora'ya dönerken.

"Sekiz yılın hesabını şimdi soruyorsak benim de soracak hesaplarım var." dedi Alaz ve Vefa'ya döndü. "Sen sarhoşken arabaya kusmuştun."

"Iıyy." dedi Berk. "Allah kahretsin kokusu burnumda belirdi."

Bora ve Çınar gülerek birbirine döndü. 

Hep birlikte minibüse bindiklerinde Çınar'ın yan koltuğundaki Bora konuştu. 

"Beyler durumlar nasıl arkada?" dediğinde arkadan bir öğürme sesi gelmesiyle yüzünü buruşturdu.

"Laan!" diye bağırdı Çağrı. "Vefa kustuu!" 

"Öf be!" dedi Alaz öne doğru. "Durdursana oğlum!" 

Çınar dikiz aynasından onun burnunu kapatmış sinirli halini görünce keyifle sırıttı. Hiç duymamış gibi sürmeye devam etti.

"Çınar arabayı durdur lan!" dedi Çağrı çaresizlikle.

Bora Çınar'a döndü. "Durdursana oğlum."

"Ben senin yapacağın işe sıçayım Vefa!" dedi Berk hızla arabadan inerken. 

Alaz Cemre'ye dönerken konuştu. "İki dakika Atlas'ın kulaklarını kapatabilir misin?"

Cemre hızla ellerini Atlas'ın kulağına götürürken Alaz Çınar'a döndü.

"Tam bi şerefsizsin kardeşim."

Çınar güldü.

Cemre tehlikenin geçtiğini anlayıp ellerini Atlas'ın kulaklarından çekerken Berk konuştu.

"Lan bi de temizlemeye de yardım etmemişlerdi."

"Siz yardım etmeyecek misiniz lan?'' dedi Berk önde oturan Bora ve Çınar'a bakarken.

Bora omuz silkti. ''Benim oturduğum yer temiz.''

Berk'in bakışları Çınar'a kaydı. Çınar sırıttı. ''Aranızdaki tek kafası yerinde olan adam o kusmuk kokusunu koklarsa bir de üzerine arabayı sürerse riske girebiliriz. Sırf sizin için yardım etmiyorum.'' dediğinde Berk onlardan beklentiyi keserek arkaya ıslak mendil pakedini fırlattı.

"Ay siz niye bu kadar komik anlar yaşadınız ya." diyen Zeyno ekledi. "Biz kızlarla hiç böyle anlar yaşamıyoruz."

"Hayatım çünkü onlar mal." diyen Hazal ile Çağrı'nın gülüşü solarken gözleri tekrar onları buldu. Gözleri Umut ve onun arasında gidip gelirken burnundan sıkıldığını belirten bir nefes verdi.

"Biz içmesek aslında çok iyiyiz." diyen Vefa ile Ege konuştu.

"Valla içmek diyince kaç sene geçerse geçsin akla tek gece geliyor." dediğinde işaret parmağıyla Çağrı'yı işaret ederken Çınar başına gelecekleri bilerek onlara sitem dolu bakışlarla bakıyordu.

Çağrı sırıtarak Çınar'ın taklidini yaptı. "Böyle bir aşk görülmemiş dünyadaaa."

Berk gülerek masaya vururken konuştu. "Bi de garsonu çağırdı."

Çınar araya girdi. "Nolur sus lütfen sus."

Berk gülüşlerinin arasında ekledi. "Kalbimin kırıklarını da toplar mısın dedi."

Çınar elini alnına koyarken Lavin gülerken onun kolunu tuttu. "Yaptın mı bunu cidden?"

"Yapmışım." diyen Çınar başını iki yana salladı.

"Dur bende şimdi şiirin olduğu videoyu açacağım." diyen Cemre galerisine girerken Çınar kaşlarını çattı.

"Lan video mu çektiniz bi de." dediğinde Cemre başını salladı. "Ege almıştı telefonumu."

"Ege.." diyen Çınar Ege'ye döndü. "Kardeşim sen sıkıntılı mısın?"

Ege sırıtarak Cemre'nin açtığı videoya döndüğünde Çınar'ın sesi duyuldu.

"Sen gecelerin en aydınlık karanlığısın. Sen... en karanlık zamanımda açan tek çiçeksin."

Onlar gülmeye başlarken Lavin Çınar'a teselli eder gibi konuştu. "Bakma aşkım sen onlara. Kıskanıyorlar onlara hiç şiir yazılmadığı için."

"Çok kıskanıyorum valla." diyen Ege başını sallarken güldü.

"Oo saat on iki olmuş." diyen Berk etrafa bakındı. "Veda zamanı herhalde."

"Sekiz yıldır veda etmeden ayrılmışız şimdi mi vedalaşıyoruz?" dedi Sarp.

"O zaman fırsat olmadı." diyen Berk'le Ege şakacı tavrıyla konuştu.

"Ayrılıklarda sevdaya dahil midir peki bro?" dediğinde Çağrı bu soruya ciddi bir şekilde cevap verdi.

"Değildir."

Hazal'ın gözleri onu buldu. Tek kelime edemeden geri çekti. 

"Fotoğraf çekinicez." diyen Aren'le Gece konuştu. 

"Bi dakika kocam geliyoo." dediğinde Berk onun baktığı yöne döndü ve kış bahçesine doğru yaklaşan Ayaz'ı görerek güldü ve konuştu.

"Bi cisim yaklaşıyor."

Ayaz geldiğinde konuştu. "Valla tam sona denk geldim galiba ama anca bitti işim." dediğinde elindeki çerçeve dolu poşeti kaldırdı. "Bi de sürprizim uzun sürdü."

"Bunlar ne?" diyen Berk poşetteki çerçevelerden en üstte olanı çıkardı ve gülüşü biraz buruk bir gülüşe dönüştü. Bu fotoğraf babaannesinin evinde çekindikleri fotoğraftı.

Hanife teyze aniden ayağa kalktı. Çekmeceye doğru giderken konuştu.

"Yenisi eklenmeyeli epey oluyor." dediğinde çıkardığı kamerayla gençlere döndü. "Bugüne kısmetmiş." dediğinde kamerayla karşılarına geçti.

Çağrı sırıttı. "Zeytin mi diyorduk?" hepsi ona gülerken yüzlerine bir flaş patladı. 

"Bu karımın." diyen Ayaz poşetteki çerçeveyi alırken ekledi. "Gerisi aynı naparsanız yapın."

Gece ona uzatılan çerçeveye baktığında fotoğrafa shoplanmış kendi resmiyle gülerken diğerlerine gösterdi.

"Nerden çıktı bu?" diyen Berk'le Ayaz Beliz'e göz kırptı.

"Beliz'le planladık." dediğinde Beliz sırıttı.

"Hanife Sultanla fotoğrafımız yok ama Hanife Sultan'ın hepimizi çektiği bir fotoğraf var." dediğinde gözleri dolarken gülümsedi.

Ayaz Gece'ye dönerken konuştu. "O shop benim fikrim ama."

"Seni yerim." diyen Gece Ayaz'ın yanağına bir öpücük kondurdu. 

Aren bununla çantasındaki kamerasını çıkardı.

"Hadi o zaman." dediğinde karşıdaki masaya kamerayı yerleştirdi. Düğmeye basmadan oraya dönerken konuştu. "Hanife Sultan'a gülümsüyormuş gibi." dediğinde herkes kameraya döndü.

Çağrı o anı eskisi gibi hissettirmek için konuştu. "Zeytin mi diyorduk?" 

Flaş yüzlerine patladı.

Sekiz yıl sonraydı ama gülüşleri aynıydı. Sadece biraz daha buruk. Ama mutlulardı her şeye rağmen birlikte.

Ayrılmak ve susmak en kolayıydı, en zoru ise bir arada kalmaktı. Onlar zor olanı seçtiler.

Çünkü hepsinin içinde bitmeyen bir umut vardı. Çünkü güneş her sabah doğduğu sürece her ihtimal imkan dahilindeydi ve en önemlisi Güneşin Sözü Vardı Onlara. Ne kadar karanlık olursa olsun yine doğacaktı üstlerine.

Umut her zaman vardır. Tam bitti dediğiniz yerde başlar aslında hikayeniz. O yüzden umut etmeyi bırakmayın. Çünkü Güneşin Sözü Var Bize.

                              SON...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

şu kalsın ki aklınızda, kadının sessizliği vedadır..

21.Bölüm: Uyan

23.Bölüm: Yeni Çocuk