Güneşin Sözü Var Bize Özel Bölüm
-biz sonu kendimize başlangıç yaptık.
YAZAR'DAN
Düşüyorum ona biri tutsun
Dalıyorum dibe beni yutsun diye
Çalmaya başlayan şarkı ile Beliz'in eli direkt radyonun kısma tuşuna giderken dikiz aynasında Çağrı'ya bakmıştı.
Çağrı konuştu. "Saçmalama ya kalsın."
"Ama şey.." diyen Beliz bu şarkının Hazal ve Çağrı'nın sevgili olduğu gece arka fonda çaldığını hatırlıyordu.
"Şarkılardan bile kaçacak kadar çocuk değiliz artık." diyen Çağrı omuz silkti. "Umrumda değil." hemen ardından gözleri camdan dışarıya çevrildi.
Bora onların bu muhabbetine oflarken şarkının sesini biraz daha açtı ve Beliz'e bakarak şarkıyı söylemeye başladı. "Bilmem bu neyin nesii? Güzelliğin böylesii..."
Onları buluşturan mektup akşamında bir daha kopmak istemediklerini fark etmişlerdi. Şimdi ise oraya gidiyorlardı.
Onlara ilk birlik olmayı öğreten yere. İlk aile gibi hissettiren yere ve kişiye. Namı diğer Hanife Sultan'a.
O buluşmanın üzerinden bir ay geçmiş ve daha lise bitmeden herkesin o gece apar topar çıktığı whatsapp grubu tekrar kurulmuştu. Ve dün Berk'in attığı mesajla bu plan yapılmıştı.
Herkes kendi aracıyla yolculuğa çıkarken Beliz Çağrı'nın başının etini yemiş ve kendi arabanla gelirsen terliklerini patlatırım bizimle geliyorsun diye de tehdit etmişti. Çağrı direnmişti ama şuanda bulunduğu konum bebek pusetinde oturan Asel'in yan koltuğuydu.
Beliz şarkıyı kısarken konuştu. "Basım şişti yeter."
"Yaşlılık belirtileri arttı sende de hayatım." diyen Bora sırıttı. Karısıyla uğraşmak favori aktivitesiydi.
"Hadi ya." diyen Beliz kaşlarını kaldırdı. "Daha genç biriyl-"
"Şşş." diyen Bora gözlerini yoldan ayırmadan işaret parmağını Beliz'in dudağına koyarken ekledi. "Söylemedim say." Sonra gözleri dikiz aynasından Çağrı'yı buldu. Camdan dışarıya daldığını görünce alayla konuştu. "Sende girdin yine triplere. Bak indiririm koşarsın peşimizden."
Beliz bununla güldü. "Koşamaz." dediğinde arkaya döndü ve Çağrı'ya bakarak konuştu. "Çünkü spor yapmıyor."
"Yapıyorum bir kere."
"Bir kereyse inanırım. Ayda mı yılda mı bir kere." dedi Beliz ve ekledi. "Evinde koşu bandı halter falan olup kullanmayan tek insan falansın."
"Son zamanlarda saldım Beliz Hanım. İki yıldır görüyor musun ki beni?"
"Tamam tamam burdan vurma." diyen Beliz şarkının sesini yükseltti.
Herkes yavaş yavaş toplanırken arabasından inip Berk'le sarılan Alaz konuştu. "Çınar ve Lavin geç kalacaklarmış haberiniz olsun."
"Ohoo." diyen Ege ekledi. "Bunlar her buluşmaya böyle geç mi gelecek?"
"Oğlum koşma oralarda." diyen Berk ıslak çimenlerin üzerinde sevinçle koşuşturan Atlas'a döndü.
"Ne var baba ya? Çok güzel burası." diyerek koşmaya devam eden çocuğa yüzüne vuran güneş nedeniyle kısık gözleriyle bakan Çağrı konuştu.
"Düşsün bi öğrenir koşmaması gerektiğini."
Ege ve Berk'in gülüşleri bununla yüzlerinde donarken gözleri yere döndü.
Bu söz üçünün de içinde bir yerleri deldi geçti.
Ege'nin aklına masasının üzerindeki icra kağıtlarına bakarak ağladığı o gece geldi mesela. Bir şekilde kalkmıştı ayağa. Gözleri az ilerde kızının elinden tutmuş onu gezdiren Zeyno'ya kaydı. Dudaklarına bir gülümseme yerleşti teşekkür eder gibi zamana.
Berk'in aklına sekiz yıl öncesi geldi. Önce babasının hapse girişi sonra babaannesinin ölümü. Sağlam düşmüştü yani. Ama sağlam da kalmıştı.
Çağrı'nın aklına da iki yıl öncesi geldi. Hazal ile kavga ettikleri en son dayanamayıp Hazal'ın "bitsin o zaman" diye bağırışı. Hayatının o zamana kadarki bölümünü gözünün önünden geçirmişti. O zamana kadar çevresindeki herkesi güldürmüş saçma şakalar yapmış insanlar için çabalamıştı. İnsan sevdikleri için çabalardı. Ama o cümle çabalarının hepsinin bomboş olabileceğini hissetirmişti ona. Sonra da bırakmıştı çabalamayı. Ne güldürmek için çabaladı ne de güldürmek için. Hayat o günden sonra Çağrı'nın suratına büyüdüğünü çarpmıştı. Henüz kalabildiği söylenemezdi. Ama sadece bunun için çabalıyordu. Ve inanıyordu. Bir gün başaracaktı.
"Baba babaa!" diyen Atlas üçünün yanına gelirken ilerideki koca Çınar ağacını işaret ederken ekledi. "Baksana ne kadar büyük bir ağaç."
Berk oğlunun kendisine benzeyen uzun sarıya çalan saçlarını parmaklarıyla geriye doğru tararken konuştu. "Evet oğlum." dediğinde hafif bir tebessümle ekledi. "Işık takmıştım ben o ağaca biliyor musun?"
"Ohaaaa! Korkmadın mı?" dedi Atlas büyülenmiş gibi.
"Korkudan altına işiyordu az kalsın." diyen Ali yanlarına gelirken Atlas gülümseyerek ona döndü. "İnemedi de geri." dediğinde Ege güldü.
"Sen almaya çıkmıştın değil mi?"
Ali gülerek başını sallarken Atlas babasına döndü.
"Yükseklikten mi korkuyosun seen?" dediğinde ekledi. "Anlaşıldı neden dönme dolaba annenle bin diye ısrar ettiğin."
"Eskidendi oğlum eskiden." diyen Berk ekledi. "Şimdi çık diyin.."
""Çık lan." dedi Ali ağacı işaret ederken. "Hadi çık dedim. Çıksana."
"Beeerk!" diye evden bağıran Cemre'nin sesiyle Berk gülümsedi. "Şu perdeyi çıkarmama yardım eder misiin?"
Berk sırıtarak diğerlerine döndü. "Canım karım çağırıyor." dediğinde eve ilerlerken bağırdı. "Geliyorum karıcıım."
Çağrı gülerken Atlas'ın yanına çöktü onun boyunda olmak için. "Korkuyu gördün mü?"
Atlas güldü. "Babalar korkmaz ki Çağrı." dediğinde Ege güldü.
"Hadi girelim bizde içeri." dediğinde Hanife Sultan'ın şivesiyle ekledi. "Dondum da."
Atlas onların peşinden küçük adımlarıyla ilerlerken kıkırdadı. "Uşağum."
"Sen nereden biliyorsun lan Karadeniz şivesini?"
"Halam buraya geleceğimizi söylerken öyle konuşmuştu benimle." diyen Atlas'la içeri girdiklerinde Ege'nin göğsü derin bir iç çekme ile havalandı.
Gözleri köşedeki tekli koltuğa dönerken Hanife Teyze'nin orada oturduğu anları hatırladı. Sonra gözleri yavaş yavaş tüm evde gezdi. Hanife Teyze burada büyütmüştü onları her yaz misafir ederek. Şimdi ise merdivenlere oturmuş Asya'nın yanına oturup oyuncaklardan birini uzatan Atlas'a baktı.
Dudaklarına bir tebessüm yerleşti.
Mutfaktan elindeki temizlik beziyle çıkan Berk'le sırıttı. "Sen en son perde çıkarmıyor muydun ya?"
"Karım sağolsun." diyen Berk'le Cemre arkasından çıkarken konuştu.
"Hadi sizde yapın bir şeyler. O kadar tozlu ki çocuklar hasta olacak."
Çağrı konuştu. "Ben çocukları terasa çıkarır onlarla oyun oynarım." dediğinde Ege ona yan yan baktı.
"Yine en kolay görevi aldı."
"En zor olmasın o." dedi Beliz ve Çağrı'ya dönerken ekledi. "Benim kızım yeni yeni emekliyor yalnız dayısı. Çok hareketli." dedi onun gözünü korkutmak için.
"Ooo Asel Hanım." diyen Çağrı yerde oturan Asel'i kucağına alırken ekledi. "Biz anlaştık sen hiç merak etme annesi." dedi Çağrı yüzlerini Asel ile yan yana getirip gülümserken.
"Merak etmeyin ben yardım ederim Asel ile başa çıkmasına." diyen Atlas merdiven korkuluklarına tutunurken babasına dönerek göz kırptığında Berk'te ona göz kırptı.
"Kız sen Berk'ten bi tane daha doğurmuşsun ya." dedi televizyon ünitesindeki tozları alan Aren Cemre'ye bakarken.
Cemre gözlerini kıstı. "Biraz öyle oldu."
Çağrı'nın çocuklarla merdivenlerden çıktığını gören Sarp konuştu.
"Hazal da gelecek mi?"
Cemre konuştu. "Geleceğim demişti en son bu sabah. Umut gelemiyormuş arabasının servisten çıkmasını bekliyordu çıkmıştır yola."
"Gerilim hattında gibi hissediyorum kendimi o ortamda." diyen Bora kendini koltuğa atarken ekledi. "Gerim gerim geriliyorum."
Perdeleri takan Cemre koltuğun üst kısmından onun omzuna basarken konuştu. "Oturmasana gerizekalı halıları falan topla."
"Yoruldum kızım ya." diyen Bora kapının çalması ve Alaz'ın kapıyı açmasıyla kapıya döndü.
"Ooo kardeşiiim!" diyen Alaz Çınar ile sarılırken Berk'te yanındaki Lavin ile sarılıyordu.
"Sonunda." diyen Bora onlara bakarken ekledi. "Assolistler en son gelir hesabı mıdır bu?"
"Yoo Cemre geç gelin dedi." diyen Lavin koltuğun üstündeki Cemre ile selamlaşırken Bora konuştu.
"Neden dedin böyle bir şey?"
"Temizliği bitirelim öyle gelsinler diye." diyen Cemre ekledi. "Hamile onlar Bora."
"Hamileyse Lavin hamile canım. Beliz hamileyken evde saçımı süpürge ettim ben." diyen Bora ile Beliz kahkaha atarken gelip onun omzuna vurdu.
"Ne ağladın kardeşim ya." diyen Çınar kollarını sıvazlarken konuştu. "Yaparız şimdi bir şeyler."
"Bebiş ne kadar olduu?" diyen Beliz Lavin'in yanına gelirken Lavin konuştu.
"Üç aylığız henüz."
"Oyy daha minicik." diyen Aren'e gülerken Gece konuştu.
"Cinsiyet partisini ben organize etmek isterim."
"Doyamadın organizasyonlara." dedi Bora ona yan yan bakarken.
"Kız hayatımıza organizasyon düzenleyerek geldi öyle de gidiyor maşallah." dedi Ege sırıtarak.
"Ben bebeğin amcası mıyım dayısı mıyım bilmiyorum. Bezmiş hissediyorum." diyen Alaz'a gülen Berk konuştu.
"Yok mu sende aşk meşk?"
Alaz çekmeceden aldığı vazoyu komidinin üzerine koyarken konuştu. "Bizim aşktan yana yüzümüz gülmedi be oğlum." dediğinde ekledi. "Ordan bi beklentim yok zaten."
Lavin bununla Berk'e dönerek konuştu. "Yazan yürüyen herkesi anında reddettiği için."
"Oğlum niye öyle yapıyorsun? En azından bi iki kere konuş. Anlaşamazsan kesersin konuşmayı."
Alaz bununla konuştu. "İstemiyorum oğlum. Yalnızlık güzeldir."
Bora onun omzuna elini atarken konuştu. "Tamamdır ıssız adam." sonra ekledi. "Sende fetüs Bora'yı gördüm."
O sırada tıklayan kapıyla Aren kapıyı açarken kapıdan giren Hazal evdeki tozla elini önüne doğru sallarken öldürdü. "Burası ne böyle ya?"
"Erkencisin Hazal'cım yine." diyen Berk onunla sarılırken Hazal konuştu.
"Navigasyon kurbanıyım. Orman yoluna soktu beni." sonra hâlâ koltuğun üstünde eski perdeyi çıkarmış temiz olanını takmaya çalışan Cemre'yi gördü. "Kız sen napıyosun orda?"
Bora bununla güldü. "Vardır onun öyle zevkleri. Oralarda takılıyor. Farklı biri işte." dediğinde ekledi. "Napıyora benziyor Hazal?"
"Assla formdan düşmemişsin ya. Bi sus." diyen Hazal ekledi. "Cemre in ben yaparım onu."
"Boyun yetmez senin." diyen Cemre ile Hazal'ın yüzü düşerken Berk Ege Bora Çınar ve Sarp birbirlerine dönerek gülmeye başladılar.
"İyi o zaman." diyen Hazal getirdiği poşetlerle merdivenlere yönelirken konuştu. "Bende şu getirdiğim temizlik malzemelerini yerleştireyim." diyerek yukarı çıktı.
Banyoya yöneldi ve temizlik eşyalarını yerleştirdikten sonra kapıyı kapatıp merdivenlere yöneliyordu ki terastan gelen seslerle oraya çevirdi başını.
Atlas Çağrı'nın kucağındaki Asel'e oyuncak ile oyun yapıyor Asel bununla kahkahalara boğuluyordu. Asya ise onları izlerken gülümsüyordu. Adımları merdivenlerden uzaklaşırken balkonun biraz gerisinde durdular.
Çağrı Asel'i kucağında yan çevirerek uçağa dönüştürüp uçurur gibi yaparken Asya ve Atlas'ta onun peşinden koşuyorlardı.
Çağrı'nın gülüşünde takılan yüzünde bir tebessüm oluştu.
Tam o sırada önüne düşen Asya'nın peluş dinazoru ile yere eğildi. Tam doğruluğu sırada ona doğru gelen Atlas bağırdı. "Hazal Teyzeee!"
Bununla Çağrı duraksarken yavaşça oraya döndü. Hazal ile gözleri kesiştiğinde ilk gözünü kaçıran Hazal'dı.
Atlas sabırsızlıkla sıçrarken konuştu. "Neden geç kaldın?"
"Yolumu kaybettim çünkü bebeğim." diyen Hazal Atlas'ın saçlarını karıştırdı.
"Nasıl karıştırdın ki? Dümdüz yol değil mi Çağrı?" dedi Çağrı'ya dönerken. Çağrı'nın bakışları Atlas'a dönerken konuştu.
"Dümdüz yol da olsa insan bazen bir sapağa sapmayı seçiyor. O yolda seni bambaşka bir yere sürüklüyor." dediğinde Hazal'ın gözleri onun üzerinde dururken yutkundu.
"Aşağı ineyim ben." dedi Hazal bir şeyden kaçmak ister gibi. Dinazoru Asya'ya uzattıktam sonra merdivenlere yöneldi hızla.
Akşam olduğunda çocuklar çoktan uyumuşlardı.
Ayaz getirdiği şarapları masaya koyarken Çınar konuştu.
"Biz içmiyoruz."
"Niye?" dedi Berk onlara dönerken.
Lavin ve Çınar aynı anda konuştu. "E çünkü hamileyiz."
Bora kaşlarını çattı. "Oğlum bak gerçekten Çınar'ın da hamile olduğunu düşünmeye başlayacağım. Sen niye içmiyorsun lan?"
"Çarpıyor çünkü." dedi Ege sırıtırken. "Tüh ya çocuklar uyumasaydı da geleceğe dair bir hayalimizi daha gerçekleştirseydik."
Ege telefonu indirirken konuştu. "Sonrası da mekandan atıldık işte."
"Bende kaşımdaki yaranın nasıl olduğunu sorguluyordum." dedi Bora başını sallarken. "Anlaşıldı."
"Tek mantıklı hareketim olmuş kendimi tebrik ediyorum." dedi Çınar ve ekledi. "Ege lütfen sil."
"Hayır." dedi Ege itiraz ederek. "Asla olmaz. İlerde çocuklarımızla izleyip güleriz."
"Çocuklarımız mı?" dedi Çağrı kaşlarını çatarken. "Kavga kısmını göstermeyelim."
"Niye?" dedi Ege kaşlarını çatarken ekledi. "Örnek alsınlar bizi kollasınlar birbirlerini."
Çağrı gülerken konuştu. "Hatta Cemre gözlerini kapatır falan demiştin." dedi Berk'e dönerken.
"Benim çocuğuma izletemezsin." dedi Berk bir yudum daha alırken.
"Sebep?" dedi Ege sorgulayarak.
Berk sırıttı. "Cemre gözlerini falan kapatır kesin hatta sana videoyu kapattırır çocuğa kötü örnek olmasın diye."
"Biz Fransız kaldık yalnız olaya." diyen Lavin ile Ege konuştu.
"Ya biz bi ara bağ evine gitmiştik burada." dediğinde Berk işaret parmağını kaldırarak araya girdi.
"Bizi evden atmıştınız kız partisi yapacağız diye."
"Yuh." diyen Lavin ekledi. "Nasıl bir kindir?"
Berk gülümsedi. "Unutmam biliyosun Lavinsu."
"Eee sonra noldu?" diyen Zeyno sabırsızlıkla sordu Ege'ye dönerken.
"Hani Çınar'ın şiir okuduğu gece vardı ya.."
Çınar elini Lavin'in karnına koyarken konuştu. "Sen duyma babacım."
Bora bununla konuştu. "İçim rahatladı."
"Niye?" dedi Beliz ona dönerken.
"Bi an kendi karnına elini koyup konuşacak sandım."
Bununla masadan bir kahkaha sesi yükselirken Ege anlatmaya devam etti. "İşte biz o gece o videoyu izledik. Çınar sildirtmeye çalışınca da ilerde çocuklarımıza izleriz falan demiştim onu diyoruz."
Cemre başını iki yana salladı. "Sakın Egee bak sakın."
Berk kaşlarını kaldırdı ve böbürlenerek konuştu. "Alim değilsem de arifim işte."
"Niye ya?" dedi Ege mızmızlanır gibi.
"Atlas şuan size o kadar özeniyor ki anlatamam. Gider saçma salak hareketler yapmaya başlar sonra. Aman diyeyim." dediğinde Çınar konuştu.
"Çok sağol Cemre ya."
"Yedirtmeeem!" diyen Alaz elini yanındaki Çınar'ın omzuna koyarken ekledi. "Atlas zaten Berk'in kopyası saçma sapan hareketler yapmaya ihtiyacı mı var?"
Çağrı bununla şakayla karışık doğruldu. "Hooop yedirtmeem!" diyerek Berk'in omzuna elini atarken ekledi. "Ne saçma sapan hareketini gördün?"
Bununla masadan bir kez daha kahkaha sesleri yükseldi. Sonra kısa bir sessizlik oluştu.
"Yarın sabah Hanife Sultan'ın yanına gidelim." diyen Ege ile herkesi bir düşünce sararken masadan sadece bardak alıp koyma sesleri çıkıyordu.
"Gidelim." dedi Beliz ve önündeki bardakta gözleri takılı kalırken konuştu. "Hoşgeldunuz çocuklarum' demeyecek ama gidelim." dediğinde buğulanan gözlerini gizleyemedi.
Hanife Sultan'ın ölümü hepsini çok derinden sarmıştı. Ama en çok sarsılanların başında Beliz ve Ege geliyordu.
Ege'nin de gözleri buğulanırken gözlerini yere çevirerek masadan kalktı ve lavaboya ilerledi.
Berk bununla konuştu. "Bu halinizi görse dalga geçerdi sizle." dedi ortamın dramatikliğini dağıtmak için.
"İlk geldiğimiz gün.." diyen Bora ekledi. "Ege kapıda torunların diye şaka yapmıştı ya bizim için." dediğinde masaya dönen Ege kendini toparlamıştı. "Gerçekten torunları olduk lan." dediğinde gülümsedi. "Bu halimizi görse kesin gurur duyardı bizimle."
"Tabi." diyen Aren Bora'ya bakarken ekledi. "Arada bir sana turuncu kafa diye bağırırdı da."
Bora bununla gülümsedi.
Herkes odasına dağılırken uykusu tutmayan Çağrı üst kattaki terasa çıkarken sandalyelerden birine oturdu. Sigara pakedinden bir sigara çıkarıp ucunu yakacağı sırada kapıdan giren kişilerle bakışları Berk ve Ege'ye döndü.
"Siz nerden çıktınız lan?"
"Uyku tutmadı." diyen Ege bir sandalye çekip Çağrı'nın yanına otururken sırtını duvara yasladı.
"Aynısından." diyen Berk'te yanlarına otururken ekledi. "Hem dedik Çağrı'nın susma süresi doldu." dediğinde Çağrı'ya döndü ve elindeki sigara pakedinden bir sigara alırken yakması için uzattı. "Yak ve anlat."
Çağrı onun sigarasını yaktıktan sonra kendi sigarasını da yaktı ve elindeki pakedi Ege'ye uzattı. "Ben kullanmıyorum." diyen Ege sosyal medyadan bir video taklit ederken güldüler.
Sonra oluşan sessizlikle anladı Çağrı onun bir şey anlatmasını beklediklerini. Derin bir nefes çekerken dumanı bir süre ağzında tuttu ve en son üflerken konuştu.
"Umut'la aynı şirkette çalışıyorlardı. Yakınlardı da baya. Bende rahatsız oluyordum bundan işte. Kafamda mı kuruyordum bilmiyorum." dediğinde ekledi. "Kavga ettik bi gün işte. Bitsin artık dedi." dediğinde sigarasının külünü küllüğe bıraktı. "Bi yıl sonra da evlendiler işte." dediğinde dudaklarına bir gülümseme yerleşti. "Bu kadar."
"Kızmıyor musun onu gördüğünde mesela şuan?" diye sordu Ege.
Çağrı yüzündeki gülümsemeyi silmeden ağzına sigarayı götürüp bir nefes daha çekerken konuştu. "Ben oraları çoktan geçtim." dediğinde ekledi. "Hayat devam ediyor sonuçta." dedi başını duvara yaslarken.
"O yüzden mi iki yıldır robot gibi yaşıyorsun lan?" diyen Berk'le Çağrı konuştu.
"Robot değil. Büyümek." dediğinde Berk başını iki yana salladı.
"Yok robot." dediğinde Çağrı sigarasını küllükte söndürürken o da aynısını yaptı.
"Tamam robot." diyen Çağrı güldü.
"Dedin ya bugün." dedi Berk bakışları ina dönerken. "Düşsün koşmaması gerektiğini anlar diye. Atlas düştüğünde naptı biliyor musun?" dediğinde Çağrı ona döndü.
"Naptı?"
Ege bununla konuştu. “Ağlamadı. Kalktı üstünü silkeledi yine koştu. Çünkü arkasında bizim olduğumuzu biliyordu."
Berk ekledi. “Sen de düştün. Ama biz yoktuk." dediğinde elini Çağrı'nın omzuna koydu ve hafifçe sıktı destek vermek ister gibi. "İzin ver de artık olalım."
Çağrı bununla ikisine bakarken gülümsedi. "İyi ki varsınız lan." diyerek onlara sarılırken Ege konuştu.
"Şu sigarayı da azalt boğulacağım."
Üçü de güldü. O akşam anladılar. Düşselerde kalkarlardı. Yara açılsa da sararlardı. Çünkü dostluk sadece güneşli günlerde yan yana yürümek değil; fırtınada aynı hırkanın altına sığınabilmekti. Birinin sesi titrediğinde diğeri kelimelerini ödünç verir biri yorulup durduğunda öteki onun adına adımlardı.
Kaderin onlara ne getireceği belirsizdi ama ne götüremeyeceği artık netleşmişti: Beraberlikleri.
Sabah mezarlığa geldiklerinde Atlas mezara çiçek bırakan babasına sordu. "Baba bu kim?"
"Hanife Sultan." diyen Beliz onun yanına eğilirken ekledi. "Bizim böyle hepimizin babaannesi." dediğinde Atlas ekledi.
"Benim babaannemin de böyle mezarı var." dediğinde Cemre'nin dudaklarına bir tebessüm yerleşti.
"Evet annecim. Hanife Sultan da bizim babaannemiz." dediğinde Atlas merakla sordu.
"Nasıl biriydi?"
"Güneş gibi." diyen Bora ekledi. "Onun olduğu yerde ne üşürdük ne karanlıkta kalırdık."
"Ben babaannemi hiç görmedim." diyen Atlas babasına döndü. "Senin görmene sevindim baba."
Berk'in dudakları bu cümle ile titrerken boğazına oturan yumruyla yutkundu. Elinin içine yerleşen Atlas'ın küçük elinden destek alır gibi kavradı oğlunun elini.
"O bizi görüyordur." diyen Beliz sesi titrese de konuştu. "Belki esen bir rüzgar belki yanına gelen küçük bir kedi olarak yanımıza geliyordur. Bizi hissediyordur."
Atlas bununla gülümsedi. "O zaman o hiç ölmemiş ki." dediğinde Lavin gözünden süzülen yaşı silerken yüzündeki tebessümle Atlas'ın saçlarını karıştırdı.
"Ne kadar mantıklı konuşuyorsun öyle sen?" dediğinde mezara gözlerini çevirirken ekledi. "Gördün mü Hanife Sultan?"
"Ona bir şey söylesem duyar mı?" diyen Atlas sorusuyla Lavin'e dönerken Lavin gülümsedi.
"Duyar tabiki."
"Hanife Sultan." diyen Atlas gülümseyerek ekledi. "Onlar kocaman oldular ama seni çok özlüyorlar. Dün akşam gördüm onları. Sen görsen dalga geçermişsin hatta." dediğinde ona anlamsızca baktıklarını gördü. "Ben uyanmıştım merdivenlerden dinledim sizi akıllılar."
"Bak sen şuna." diyen Bora ekledi. "Boşuna zıpzıp demiyorum buna ben."
"Dayııı!" diyen Atlas'ın sinirli sesiyle güldü.
Berk gülümserken gözleri toprağa döndü. "Öyle işte Hanife Sultan. Biz hâlâ biraz çocuğuz galiba. Ne kadar büyüdük de desek.." dediğinde derin bir nefes verdi.
"Dağılmadık Hanife Sultan." diyen Ege ekledi. "Dağılsakta toplandık."
Onlar giderken güneş tepedeydi. Ve güneş onlar için hep tepede kalacaktı. Çünkü onları hep güneş birleştirmişti. Ve Atlas'ın da dediği gibi o hiç ölmemişti. Çünkü bazı insanlar toprağa girmekle ölmezdi.
Aile olmayı öğrettikleri her yerde yaşamaya devam ederlerdi.
Yorumlar
Yorum Gönder