21.Bölüm: Bi Tek Ben Anlarım

                             Çatlak

"Abartmışsın işte Minel çatlakmış sadece." diyen Açelya hastane yatağında yatan Minel'e bakarken kurmuştu bu cümleyi.

"Bi daha baksınlar belki kırıktır." diyen Minel ekledi. "Çok acıdı ama."

"Kuş götünü yara sanmış-"

Aybars'ın cümlesini Dicle kesti. "Kedi."

"Ne?" diyen Aybars ona dönerken Dicle açıkladı.

"Kedi götünü yara sanmış."

Aybars kaşlarını kaldırdı. "Ha kedi ha kuş ne fark eder?"

Dicle gözlerini kıstı. "Kedi kuşu yer."

"Kedi sen mi oluyorsun burada?" diyen Aybars sırıtırken göz kırptı.

"Sizde bi susun ya." diyen Açelya ekledi. "Kedi köpek gibi didişip durmayın."

"Kedi ve kuş yalnız." diyen Toprak altını çizer gibi bir hareket yaptığında Açelya göz devirdi.
 
Minel'in çıkışını yaptıklarında Deren sürücü koltuğuna geçerken yanındaki koltuk için Aybars ve Dicle kapının kolunu tutuyorlardı.

"Ben zaten arkada geldim bu kez sen geç arkaya." diyen Aybars kapı kolunu çekiştirirken Dicle konuştu.

"Önde geldim önde giderim. Sen taksiyle falan gitsene ya."

Diğerleri taksiyle gitmiş sadece Minel Deren Dicle ve Aybars kalmıştı.

"Bıraktılar beni ne yapayım?"

Dicle alt dudağını büzdü. "Ah kıyamam."

"Kıyamaz mısın gerçekten?" diyen Aybars sırıtarak kapıyı açarken hızla ön koltuğa oturduğunda Deren'e gülümseyerek selam verdi. "Merhaba."

Dicle ona doğru konuştu. "İn şuradan."

"İnmeyeceğim." diyen Aybars ekledi. "Çok istiyorsan öne binmek kucağıma gelebilirsin."

Dicle'nin gözleri bu cümleyle büyürken kapıyı hızla kapattı. "Hoşt ya."

Deren yanındaki Aybars'a bakarken onu ayıpladı. "Yuh yani."

Minel'de bununla onlara katıldı. "Çüş hatta."

Dicle arabaya binerken Aybars konuştu. "Şaka yaptım şaka."

"Gülmedik." dedi Dicle.

"Komik değildi çünkü." diyen Deren'de Aybars'a dönerken Aybars'ın korku dolu bakışları Minel'e döndü.

"Komik değildi. Gülmedim. Şakan o kadar kötüydü ki kafamın üstünden geçip gitmesini tercih-"

Arabanın önündeki taksiden gelen uzun korna sesiyle hepsi şaşkınlıkla oraya dönerken Deren kapıyı açtı.

"Noluyo abi noluyo?"

Taksinin arka kapısı açılırken içinden inen Rüzgar konuştu.

"Neredesin sen ya?" diyen Rüzgar onun yanına gelirken arabanın ön camından gördüğü Aybars'a el sallayıp geri Deren'e döndü. "Neredesin?"

"Sanane oğlum?" diyen Deren kaşlarını çattı.

"Aradım ulaşamadım." diyen Rüzgar elini ensesine götürüp gergin bir şekilde kaşıdı. "Toprak'tan duydum burada olduğunuzu."

"Ulaşamazsın." diyen Deren ekledi. "Çünkü engelledim. Niye aradın?"

"Bulut kayıp."

"Nee?" diyen Deren hızla arabanın kapısını çarparken Rüzgar'ın önüne geldi. "Ciddi misin sen?"

"Evet." diyen Rüzgar'la arabadan inen Dicle konuştu.

"Noluyor?"

"Nasıl kaybolur?" diyen Deren Rüzgar'a bakarken Rüzgar konuştu.

"Balkonun kapısını açık unutmuşum."

"Aferin!" diyen Deren elleriyle alkış tutarken bir kez daha bağırdı Rüzgar'a. "Aferin sana! Tek güvendiğim konuda da haksız çıkardın ya pes!" 

Rüzgar bu cümleyle yutkunurken başını yere eğdi. "Özür dilerim."

"Noluyor oğlum?" diyen Aybars ekledi. "Bulut kim?"

"Benim kedim." diye Deren ekledi. "Geçen sene evde yaşadığım için getirmiştim. Sonra da ona alıştı diye ayırmak istemedim."

"Buluruz ya." diyen Aybars ekledi. "Bi sakin olun."

Rüzgar bununla konuştu. "Ben astım birkaç ilan. Komşular da arıyor."

Deren gözlerini ondan kaçırırken titrek bir nefes verdi. 

"Siz taksiyle eve geçin o zaman." diyen Aybars elini Deren'e uzatırken ekledi. "Bizde Minel'i bırakıp gelelim. Daha hızlı buluruz." Deren çaresizlikle anahtarı Aybars'a uzatırken Aybars Dicle'ye arabayı işaret etti. "Hadi ortak."

Onlar arabayla uzaklaşırken Deren ve Rüzgar taksiye bindiler. Apartmanın önünde duran taksiden inen Deren derin bir iç çekerken gözlerini önündeki apartmanda gezdirdi.

"Ciddi ciddi evimiz var şuan bizim." diyen Deren elindeki Rüzgar'ın elini biraz daha sıkı tutarken gözlerinin içi gülerek binaya bakıyordu.

Rüzgar Deren’in bu çocuksu heyecanına dayanamayıp onu birden belinden kavradığı gibi havada döndürmeye başladı. Deren’in şaşkınlık dolu kahkahası sokakta yankılanırken apartman girişindeki emekli amca bile başını camdan uzatıp gülümseyerek onlara baktı.

Deren gözlerini kapatıp bir nefes daha verdikten sonra gücünü toplayıp önündeki Rüzgar'a yetişti. Sonra boğazını temizleyerek konuştu. "Bahçedeki ağaçların arasına baktın mı? Oraları seviyordu."

"Bahçede ağaç yok artık." diyen Rüzgar ona döndü. "Apartman yönetimi öyle bir karar almış. Geçen kestiler tüm küçük ağaçları. Baktım ama oraya."

"Anladım." diyen Deren apartmanın kapısına gelirken yutkundu. Bu apartmandan ağlayarak bavulu ile çıktığı gün belirdi aklında. 

Apartmanın o ağır demir kapısı gıcırdayarak açıldığında Deren anılarını da beraberinde getirdi. Geçen yıl bu kapıdan çıkarken hissettiği o kimsesizlik duygusu şimdi Bulut’un yokluğuyla birleşip boğazına koca bir yumru gibi oturmuştu.

Rüzgar onun duraksadığını fark edince elini sırtına koydu. "Deren bak bana." dedi sesi alt perdeden bir güvenle geliyordu. "Bulacağız onu. Çok uzağa gitmiş olamaz."

Deren ona cevap vermek yerine asansör düğmesine basmayı seçti. Asansöre bindiklerinde aralarındaki sessizlik katlandı. 

Bu sessizlik kapıya gelene kadar devam etti. Deren kapıda gördüğü kapı süsüyle konuştu. "Çıkarmamışsın."

Rüzgar buruk bir şekilde gülümsedi. "Çıkarmadım."

"Bize ne yaptırdııım." diyen Deren heyecanla elindeki kapı süsünü gösterdiğinde Rüzgar yüzünü buruşturdu.

"Aşkım ciddi misin ya?"

"Eveet. Beğenmedin mi?" diyen Deren ona beklentiyle bakarken Rüzgar konuştu.

"Ne bileyim fazla çiçek böcek sanki."

"Takmayalım o zaman." diyen Beren kapı süsünü kutusuna kaldıracakken Rüzgar konuştu.

"Takalım."

"Niye?"

"Çünkü." dedi Rüzgar elini Deren’in elinin üzerine koyup o süsü yavaşça kavrayarak. "Bu kapıdan içeri girdiğimizde dışarıdaki her şeyi, bütün o kavgaları, yorgunlukları geride bıraktığımızın işareti olsun bu. 'Burası bizim dünyamız' demek gibi..."

Rüzgar kapıyı anahtarla açtığında önden girmesi için Deren'e evi işaret ettiğinde Deren tüm düşüncelerini kapatmaya çalışıp düşünmemeye çalışarak adımını içeri attı. Düşünürse giremezdi çünkü. Boğulurdu.

"Buluuut!" diye seslendi belki Rüzgar'ın bakmadığı bir yer vardır diye. 

Koltuğun üzerindeki kumanda ve yanındaki Bulut'un en sevdiği oyuncağı olan topa baktı. Büyük ihtimalle Rüzgar maç izlerken bir yandan da Bulut'la oynamıştı burada. Öyle yapardı yani. Beş ay öncesine kadar.

Balkon kapısına ilerledi ve kapıyı açtı. Korkuluklara yaslanarak aşağıdaki bahçeye baktı. Rüzgar'ın dediği gibi ağaçları kesmişlerdi. Hiçbir şey bıraktığı gibi değildi. Gözleri bununla dolmaya başlarken yanına gelip korkuluklara yaslanan Rüzgar'la daha fazla dayanamadı. Gözünden süzülen bir damla yaşla titreyen sesiyle konuştu.

"Ağaçları neden kestiler ki? Saklanacak bir yer bulamazsa korkar o."

Rüzgar Deren'in yan profilinde gezinen bakışları ile daha fazla dayanamayıp kendi tarafındaki yanağından süzülen yaşı silmek istedi. Elini tereddütle kaldırdı ve uzattı ama dokunamadı. Elini geri yumruk yapıp aşağı indirirken onun ağladığını görmemek için gözlerini kapatıp başını diğer tarafa çevirirken titrek bir nefes verdi.

"Bulur o kendine saklanacak bir yer." dedi teselli etmek ister gibi. Deren kadar o da endişeliydi. Ama bunu göstermekten korkuyordu. Sanki bir suçmuş gibi.

Dicle ve Aybars Minel'i bırakıp Rüzgar'ın attığı konuma geldiklerinde arabadan inip binanın etrafına baktılar. 

"Bir daha göstersene şu fotoğrafı." diyen Dicle ile Aybars oflarken telefonunu açtı ve Rüzgar'ın ina attığı kedi fotoğrafını gösterdi. 

"Alzheimer misin kızım sen? Yüz kez gösterdim."

"Ah keşkee." diyen Dicle bir yandan binanın yan tarafına dizimiş tahtaların kenarındaki boşluktan bakıyordu. "Alzheimer olsam da seni unutsam."

Arkasında hissettiği nefesle irkilerek ani bir hareketle arkasına dönerken Aybars'la burun buruna kaldı.

Aybars sırıtırken bakışları Dicle'nin dudaklarına değdi bir anlık. "Unutamıyorsun yani beni?"

Dicle Aybars’ın göğsüne koyup onu hafifçe itti. Ama çocukta gram kıpırdama olmadı. Dicle gözlerini kaçırırken konuştu. "Egon binadan daha büyük farkında mısın? Ayrıca ayrıca lafın gelişi söyledim." dediğinde başını dikti. "Suratını görmesem gelmiyorsun bile aklıma."

Aybars yüzlerini biraz daha yakınlaştırırken sırıtarak konuştu. "Öyle mi? Uzaklaştı-"

Tahtaların altından gelen bir 'miyav' sesiyle ikisi de aceleyle tahtaların kenarından bakarken Aybars telefonunun fenerini açtı ve karşılarında onlara fotoğraftakiyle aynı olan ve bal rengi gözleriyle bakan kediyi gördüler.

"Bulduk!" diyen Dicle gülümseyerek Aybars'a döndü. "Bulduk Aybars." 

Aybars gülümserken ekledi. "Sakın kollarıma falan atlayayım deme."

Dicle ona gülerken aşağı doğru eğildi ve biraz ilerideki kediye seslendi. "Bulut. Gel pisi pisi pisi."

Bulut ismini duyarak Dicle'nin yanına yaklaştığında Dicle önce onu korkutmamak için başını sevdi. Sonra da yavaşça kucağına aldı. 

Aybars bununla gülümserken konuştu. "Hadi gidelim." dediğinde göz kırptı. "Ortak."

Tıklayan kapıyı Rüzgar açarken peşinden gelen Deren Dicle'nin kucağında gördüğü Bulut'la şaşkınlıkla gülümsedi. "Bulmuşsunuz." dedi hâlâ şok içindeyken. Dicle'nin ona uzattığı kediyi alırken kedinin kafasına bir öpücük bıraktı. "Anneem. Neredesin sen ya? Kafayı yedik burad-" gözleri Rüzgar'ı bulup bir farkındalık yaşarken düzeltti. "Kafayı yedim burada."

"Binanın dibindeki tahtaların arkasındaymış." diyen Aybars sırıttı. 

"Çok teşekkür ederim sizden."

"Ne teşekkürü canım. Bi daha kaçsın bi daha buluruz." Dicle'nin ona yan bakışlar atmasıyla düzeltti. "Tamam yani bi daha kaçmasın da."

Rüzgar bununla gülümserken Deren ona dönerken konuştu.

"Bulut'un kedi çantasını verir misin?"

Rüzgar'ın bu cümleyle yüzü düşerken kaşları çatıldı. "Anlamadım. Neden?"

"Götüreceğim çünkü."

Rüzgar sinirli bir nefes verirken sakinleşmek için gözlerini kapattı. "Deren saçmalama. Görürsen nereye götüreceksin? Yurduna mı? He? Ne yapacaksın?"

"Sanane?" diyen Deren ekledi. "Emanet edilenilecek birine emanet ederim belki."

Deren'in bu sert çıkışıyla Dicle araya girmek için ağzını açmıştı ki Aybars onu kolundan tuttu. "Karışma. Bırak tartışsınlar."

Rüzgar gergin sessizliği sert bir gülüşle böldü. "Emanet edilebilecek biri mi?" dedi sesi o kadar soğuktu ki odadaki hava bir anda buz kesti. "Pardon ben unuttum. Senin hayatında artık her şeyin bir yedeği var değil mi? Kedinin de evin de... Belki de kalbinin de."

Deren duyduklarıyla sarsılsa da geri adım atmadı. "Öyle." dedi. Öyle değildi. "Demek ki o yedekler senin gibi elindeki her şeyi kaybetmeye yemin içmemiş." dediğinde kucağındaki Bulut'un hareketlenmesiyle kollarını gevşetti ve Bulut'un kanepeye atlamasına izin verdi. Sen bugün sadece bir kapıyı açık bırakmadın. Onun da gitmesine izin verdin. O gün bana bir kere bile kal diyemediğin gidişimi izlediğin gibi!"

"İzledim çünkü gitmeyi kafasına koymuş birini durduracak kadar gurursuz değilim!" diye kükredi Rüzgar. Adımları Deren’e doğru yaklaşırken gözlerindeki o kırgın öfke parlıyordu. “Bu evde sabahlara kadar seninle kavga edip yine sabah kahvaltı yapan ben değil miydim? Her seferinde ‘tamam ben hatalıyım’ deyip kavgayı kapatan ben değil miydim?" Kaşlarını çattı gözlerindeki buğuyu gizleyemezken Rüzgar’ın sesi evin duvarlarında yankılandı. “Sen şimdi bana çabalamadın diyemezsin Deren. Bunu bana söyleyecek son insan bile değilsin."

Deren’in çenesi gerildi.

“Çabaladın mı?” diye güldü ama o gülüşün içinde hiç neşe yoktu. “Rüzgar sen çabalamadın… sen sadece ben gitmeyeyim diye durumu idare ettin.”

“Ne farkı var?”

“Çok farkı var!” diye bağırdı Deren. “İdare etmek sevgi değil. İdare etmek… sadece kaybetmemek için oyunu uzatmak.”

Rüzgar başını iki yana salladı.

“Yine dramatize ediyorsun.”

“Dram mı?” dedi Deren bir adım daha yaklaşarak. “Gece üçte balkonda ağlarken yanımdan geçip ‘yarın konuşuruz’ deyip yatağa girmen çabalamak mıydı?"

"Konuşacak durumda değildim." diyen Rüzgar ekledi. "Sadece sen üzüldün sanıyorsun değil mi? Sadece senin kalbin kırıldı sadece sen ağladın? Rüzgar'ın kalbi yok ki niye üzülsün? Rüzgar'ın işi yok ki senin peşinden koşsun."

Deren’in yüzündeki ifade bir an dondu. Sonra yavaşça konuştu.

“Koşmadın zaten.”

Bu iki kelime Rüzgar’ın göğsüne taş gibi oturdu.

“Bak hep aynı şeyi yapıyorsun.” dedi Rüzgar dişlerini sıkarak. “Her şeyi tek bir ana indiriyorsun. O kapıdan çıktığın güne. Sanki ondan önce hiçbir şey yaşanmamış gibi.”

“Çünkü o gün her şey bitti!” diye patladı Deren. 

Rüzgar sinirle saçlarını karıştırırken konuştu. "Tamam bitti." dediğinde derin bir nefes verdi. "Şimdi ne yapacaksın? Al bu kediyi götür o yeni pırıl pırıl, içinde benim olmadığım hayatına. Ama şunu unutma Deren; o kedi bile bu evdeki yerini arayacak. Senin gibi her şeyi yakıp yıkıp gidemeyecek kadar sadık çünkü."

Bu cümle Deren'in gözünde hazırda bekleyen bir damla yaşın süzülmesine sebep olmuştu. Yutkundu.

Gözü koltuğun üzerindeki Bulut'a kaydı. Burada mutluydu. Titreyen sesiyle Rüzgar'a bakmadan konuştu. "Kalsın." dediğinde kapıya yöneldi. Aybars ve Dicle duvarın önünde olanları sessizce ve hayret içinde izliyordu. Deren tam kapıdan çıkarken gözü kapı süsüne takıldı. Yüzüne acı bir tebessüm yayılırken sert bir hareketle kapı süsünü söktü. Rüzgar'a dönerken gözlerine baktı. "Bu kapı süsünü de sök." dediğinde elindeki kapı süsünü gösterdi. "Çünkü burası artık bizim dünyamız değil."

Rüzgar Deren’in elindeki kapı süsüne sanki bir ceset parçasına bakıyormuş gibi baktı. Gözlerindeki o son umut kırıntısı da Deren’in sert hamlesiyle yere dökülen yapay çiçekler gibi dağıldı. Gözünden bir damla yaş yanaklarına doğru süzüldü. 

Deren kapıyı çekip çıktığında koridorun soğuk havası yüzüne çarptı. Beş ay önceki o gidişi aklında belirirken bina önündeki çöp konteynerine elindeki süsü fırlattı ve arabasına ilerledi.

Dicle Deren'in çıkışıyla peşinden ilerlerken Aybars Rüzgar'a doğru konuştu. "İyi misin?" dediğinde Rüzgar yanağındaki yaşı silip durgun bir şekilde konuştu. 

"İyiyim." dediğinde ekledi. "Git sen." dedi ve Bulut'u işaret etti. "Teşekkürler tekrardan."

Aybars onun omzuna elini koyup hafifçe sıkarken konuştu. "İhtiyacın olursa bi telefon uzağındayım. Biliyorsun." dediğinde Rüzgar başını sallarken Aybars evden çıktı.

Deren onları evin önünde bıraktığında tekrar teşekkür ederken Dicle konuştu.

"İstersen gel bu akşam bizde kal."

"Yok teşekkürler." diyen Deren ekledi. "Gideyim ben yurda."

"İyi geceler." diyen Dicle arabanın arkasından bakarken sıkıntılı bir nefes verdi. "Çok kötü kavga ettiler ya."

"Kavga edemediklerinden gelmişler zaten bu hale." diyen Aybars'a kaşları çatık bir şekilde dönerken dudaklarına alaycı bir gülümseme yerleşti ve konuştu.

"Allah allah. Aşk profesörü mü kesildin şimdi de başımıza?"

"He." diyen Aybars bir adımla yine dibinde bitti kızın. "Olayım mı aşk profesörün ne dersin?"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

şu kalsın ki aklınızda, kadının sessizliği vedadır..

21.Bölüm: Uyan

23.Bölüm: Yeni Çocuk