24.Bölüm: Bi Tek Ben Anlarım
KARA KEDİ
"Telefonunu bir dakika bile kapatmıyorsun ne zaman ararsam sana ulaşabiliyorum anladın mı beni?"
Dicle kapının önünde sırt çantasını omuzlarına geçirirken Beste'nin ard arda sıraladığı komutları artık duymazdan geliyordu çünkü hepsini daha önce beş kez dinlemişti.
Odasından çıkan Açelya sitem dolu bir şekilde konuştu. "Ya sanki çok uzak bir yere gidiyor. Sanki yüz yıl gelmeyecek. Akşam burada yine."
"Sen sus." diyen Beste Dicle'ye döndü. "Sen ona bakma yine dediklerimi yap."
Dicle ona dönerken konuştu. "Tamam. Annemi özledim diye de ağlayayım mı?"
Beste ona çıkışacaktı ki kapı çaldı. Kapının önündeki Dicle kapıyı açtığında karşısında Deren'i gördü ve yüzündeki kocaman gülümsemeyle ona sarıldı.
"Günaydın."
Deren'de ona sarılırken konuştu. "Günaydın." Ayrıldıklarında eli arka cebine gitti ve arabanın anahtarını uzattı. "Fıstığıma iyi bakın.
''Tekrardan çok teşekkür ederiz.''
Deren gözlerini büyüttü ve gülerken konuştu. ''Yüzüncü kez rica ederim. Bir daha teşekkür edersen kararımdan vazgeçeceğim.
Dicle ona gülerken telefonuna gelen bildirimle ekrana baktı.
Üst Kat Salak: Anahtarı fırlatsana camdan
Bu mesaja göz devirirken kapıya yöneldi. ''Hadi gittim ben.''
Beste'nin tekrar tekrar uyarıları eşliğinde üzerindeki deri ceketi düzelti ve sırt çantasının kollarını düzeltti. Apartmanın önüne çıktığında Fıstık'ın kaputuna yaslanmış olan Aybars'ın camdan biriyle konuştuğunu fark etti ve başını yukarı doğru kaldırdı.
Camdaki Toprak'a işaret ve orta parmağını birleştirip dudaklarına götüren Aybars parmaklarını oraya kaldırarak Toprak'a öpücük atarken konuştu. ''Özle beni bebeğim.''
Toprak ona el sallarken Dicle'yi de görerek konuştu. ''Hadi iyi yolculuklar.'' diyerek camı kapattığında Aybars Dicle'ye döndü.
''Günaydın.''
''Günaydın.'' dedi Dicle arabanın arka kapısını açıp sırt çantasını fırlatırken. Kapıyı kapatırken Aybars'a döndü ve elindeki anahtarı ani bir refleksle ona doğru fırlattı. Aybars aynı ani refleksle anahtarı yakalarken konuştu.
''Hazır mısın yolculuğa?''
Dicle sürücü koltuğunun yan koltuğuna oturmadan arabanın yukarısına elini atarak konuştu. ''Arabayı sen sürüyorsun nasıl hazır olabilirim ki?''
Aybars bununla alayla güldü. ''Görelim.'' dediğinde arabaya bindiler.
Yaklaşık beş saatlik bir yolculuğun ardından sonunda İzmir'deydiler. Yola çıktıklarında saat yediydi. Şimdi ise 12.00
Yolda mola vermemeyi tercih etmişlerdi çünkü gece çok geç kalmak istemiyorlardı.
''Eveet.'' diyen Aybars arabayı durdurduğunda Dicle etrafa bakındı. Kalabalık ve renkli bir yerdeydiler. ''En iyi karşılaştırmaları bu esnafla yaparız. Bir sürü esnaf var bu çarşıda. Mobilyacısından tut çömlekçisine takıcısına..''
Dicle bununla gülümsedi ve süslerle süslenmiş çarşıya baktı. ''Ne güzelmiş.''
''Öyledir.'' diyen Aybars ile aşağı indiklerinde kaşlarını çatan Dicle'ye baktı. ''Noldu?''
Dicle aralıklı taş döşemeleri olan çarşı yoluna baktığında konuştu. ''Botlarım topuklu.''
Aybars bakışlarını Dicle’nin ayaklarına indirdiğinde o ince ama iddialı topukların taşlı yolda pek şansı olmadığını anlaması uzun sürmedi. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı; bu durum tam da onun dalga geçebileceği türden bir şeydi.
"E yani." dedi Aybars ellerini cebine sokup Dicle'ye doğru bir adım atarken. "İzmir’in esnafına geliyoruz dedik sen podyuma çıkar gibi hazırlanmışsın."
Dicle kaşlarını çattı. "Sen esnafı küçümsedin mi az önce?"
"Ne münasebet ya." diyen Aybars bir o kadar ciddileşmişti. İzmir hakkındaki her şeyin onun kırmızı çizgisi olduğu belli oluyordu.
Dicle bunu fark ederek küçük bir gülüş yerleştirdi dudağına sonra fark ettirmeden sildi. "Küçümsedin küçümsedin. Esnafı ciddiye alma bu kadar demek istedin."
"Ne alaka kızım?" diyen Aybars ona döndü ve elleriyle onun ayaklarını işaret etti. "Ben seni küçümsedim asıl."
"Pardon?" diyen Dicle arabanın arkasındaki kocaman sırt çantasını almak yerine onun içinden ona lazım olan eşyaları seçip küçük kol çantasına koydu ve kapıyı kapattı. Güneşin gözüne vurmasıyla gözlerini kısarken konuştu. "Neyim varmış küçümsenecek?"
Aybars gülerken konuştu. "Şuan bir şeyin yok. Birazdan görücem ben seni."
Dicle gözlerini devirdikten sonra onun taklidini yaptı. "Şoon bor şoyon yok. Borozdon gorocom bon sono." sonra saçını düzeltti ve yürümeye çalışırken arabadan tutunarak konuştu. "Önce kahvaltı yapalım çok acıktım."
"Tamam." diyen Aybars onu izlerken ayakta kalma çabasıyla yüzünü buruşturdu. "Gir istersen koluma."
Dicle arabadan tutunmayı bırakırken konuştu. "Yok toparlarım şimd-"
Adım attığı an topuğunun taşların arasına sıkışmasıyla sendeleyip Aybars'ın koluna tutundu. Aybars bununla bir kahkaha patlatırken konuştu.
"Tut ordan tut. Hadi yürüyoruz." dediğinde Dicle onun koluna girerken söylenerek yürüdü.
"Hayır arabaya binmeden önce de gördün topuklu giydiğimi. Çarşının yolları taştan deseydin gidip değiştirmez miydim?"
Aybars yürürlerken kaşlarını kaldırdı. "Düşüneyim." dedi ve çok geçmeden sırıtarak ekledi. "Değiştirmezdin." dediğinde Dicle'ye döndü. Dicle'de ona bakarken ekledi. "Yanlış mıyım?"
Dicle ona hak verdi. Aybars ne derse kararından vazgeçmez burnunun dikine giderdi bunu kendi de biliyordu. "Şaşırarak söylüyorum." dediğinde ekledi. "Doğrusun."
Çarşının içine girdiklerinde Aybars kahvaltı yapacakları bir mekan ararken Dicle onun kolunu biraz daha sıkı tutarak konuştu. "Yavaşlat az adımlarını yoruldum."
Aybars durup onu baştan aşağı süzdü ve bir sabır çekti. "Allah'ım sen bana sabır ver." Sonra adımlarını biraz daha yavaşlatarak yürümeye başladı. "Ne yiyelim?"
"Ne yiyebiliriz?"
"Sen böyle papağan gibi sorularımı tekrar mı edeceksin?"
Dicle kaşlarını kaldırdı. "İzmir'li olan sensin. Ben mi bilicem İzmir'de ne yiyeceğiz?"
"Doğrusun." dedi Aybars ona gülümserken. "O zaman biraz yürümemiz gerekiyor İstanbul Hanımefendisi." dediğinde merağına yenik düştü. "Sen nereliydin sahi?"
"Samsun."
Çarşı boyunca yürümeye devam ederlerken yanlarından koşarak geçen çocuklardan birinin saçlarını karıştıran Aybars konuştu.
"Oranın nesi meşhur?"
"Bafra pidesi var ama effsanesi çakallı menemeni."
Aybars kaşlarını çatarken sordu. "Çakallı mı? Farkı neymiş bizim halis mulis menemenimizden."
Dicle başını ona doğru kaldırırken aynı zamanda yürüdükleri ve önüne bakmadığı için daha dikkatli girdi koluna. "Domatesi püre haline getiriyoruz, kaşar olmazsa olmazı ve yumurtanın sadece sarısını katıyoruz."
"Hmm." diyen Aybars ona döndüğünde göz göze kaldılar. "Beklerim o zaman bir çakallı menemen."
"Düşünülür." dediğinde ekledi. "Sen beni ne yemeye götürüyorsun?"
"Boyoz."
Dicle bununla burnundan güldü. "Hamur işi. Biraz basit geldi. O kadar yol geldik bi de şu topuklularla."
"Yalnız." diyen Aybars işaret parmağını kaldırdı. "Boyoza bunları dediğini esnaf duyarsa seni yaka paça atarlar buradan. Yedin mi ki daha önce?"
"Yemedim."
"Yemeden konuşma o zaman." diyen Aybars geldikleri mekanı gösterdiğinde Dicle başını kaldırıp karşılarındaki dükkana baktı.
Oldukça eski taş duvarlı ve önünde küçük ahşap taburelerin olduğu buram buram taze pişmiş hamur kokan bir yerdi burası.
İçeride bir kadın ve genç bir çocuk çalışıyordu. Ailelerin sabah gelip kahvaltı yaptığı o favori mekanları gibiydi. Köşede iki çocuklu bir aile oturuyordu.
Kadın kapıda onları görünce hayretle kaşlarını kaldırdı ve yüzünde bir parıltı ile karışık kocaman bir gülümseme oluştu. "Aybars oğluuum! Hoşgeldin." dediğinde Dicle'ye baktı ve ekledi. "Hoşgeldiniz." dediğinde gözleri birbirine dolanmış kollarına döndü. "Hanım kızımız kim?"
Dicle hâlâ kol kola olduklarını yeni fark eder gibi kolunu hemen çekti.
"Hoşbulduk Aysel Abla." diyen Aybars Dicle'yi gösterirken ekledi. "Arkadaşım. Dicle."
"Memnun oldum kızım." diyen Aysel Abla elini Dicle'ye uzattı.
Dicle sıcak bir gülümseme ile elini sıkarken konuştu. "Bende memnun oldum. Aybars tanınıyor galiba buralarda." dedi kaşlarını kaldırıp Aybars'a bakarken.
"Ailecek geldiğimiz nadir mekanlardandır." Aysel Abla’ya dönüp göz kırptı. "Dicle İstanbul’dan biraz yabancı buralara. Boyozun kıymetini henüz bilmiyor ona İzmir’in şanına yakışır bir sofra kurar mısın abla?"
"Doğru yerdesiniz." diyen Aysel Abla köşedeki masaya siparişlerini bırakan çocuğa döndü. "Yavuz size arka bahçeyi gezdirs-"
"İstemez." diyen Aybars Dicle'nin topuklularını gösterirken ekledi. "Zor yürüyor zaten. Hiç zahmet etme sen Yavuz kardeş."
Onlara doğru yönelen çocuk Aybars'ın yüzüne bakmadan Dicle'ye elini uzattı. "Hoşgeldiniz. Yavuz ben." dediğinde Aysel ablayı gösterdi. "Annem."
"Hoşbulduk. Dicle bende."
"Bahçeye oturalım diyorum." diyen Aybars Dicle'ye dönerken Dicle durumu garipsese de başını salladı.
"Tamam olur."
Dışarıda küçük çardağın altında kalan masaya oturdu Aybars. Dicle de otururken söylendi. "Ne kadar centilmensin ya."
"Taş yok bir şey yok." diyen Aybars sandalyeyi işaret etti. "Sandalyeyi de mi çekemiyorsun?"
Dicle bununla sandalyeyi yere çarparak çekti ve oturdu. "Çekebiliyorum." dediğinde ekledi. "İçerideki çocuk?" dediğinde onun yüzüne baktı. "Değişik davrandın sanki?"
"Sevmem pek."
"Sebep?"
"Sebebi mi olması lazım?"
"Gerekmez mi?"
Aybars başını iki yana salladı. "Gerekmez." sonra gözü biraz onun yüzünde gezindi. "Birini sebepsiz sevebilirsin ama sebepsiz gıcık olamaz mısın?"
"Sebepsiz de sevmezsin." dedi Dicle hazır cevap bir şekilde.
"Nasıl?"
"Aşk diyoruz biz ona."
Aybars'ın kaşları bununla havalanırken aralarında bir sessizlik hakim oldu. Buna rağmen gözleri ayrılmıyordu. O kısa bakışmayı bozan masaya koyulan tabaklar oldu.
Tabakları koyan Yavuz sordu. "İçecek ne alırsınız?"
"Çay." dedi Aybars ona bakmadan. Sonra Dicle'ye boyozun yanındaki yumurtaları işaret etti. "Bak bunlar fırınlanmış. Bildiği-"
"Siz ne alırsınız içecek?" diyen Yavuz onu yok sayarak Dicle'ye sorarken Dicle kaşlarını çattı ve gözlerini Aybars'tan çekip Yavuz'a çevirdi. Ona niye çatık kaşlarla baktığına anlam veremedi. Aybars'ın ona hevesle anlattığı cümleyi bölmesine mi sinirlenmişti? Bunun saçma olduğunu düşünerek yüz ifadesini düzeltti.
"Çay alayım bende."
Yavuz yanlarından ayrılırken Aybars sandalyesinde geriye yaslandı ve az önceki neşeli halinin aksine memnuniyetsiz bir yüz ifadesiyle etrafta gezindirdi gözlerini.
Dicle bundan rahatsız olarak sesine biraz ilgi ekledi ve sordu. "Eee? Neymiş bu yumurtanın özelliği?"
Aybars gözlerini yumurtalara çevirirken konuştu. "Sabır."
Dicle kaşlarını çattı. Sabır dileniyor sandı bir an. Bu kadar mı gıcıktı Yavuz'a?
"Efendim?"
Aybars yumurtaları kaşıyla işaret etti. "Bunlar akşamdan fırına atılır Dicle. Kısık ateşte boyozla beraber bütün gece o sıcaklığın içinde pişer. Tadı da rengi de o yüzden normal yumurtaya benzemez. Daha yoğun daha... nasıl derler isli bir tadı olur."
"Sen bu kadar hakimsen yemekte yapıyorsun demek?" dedi kaşlarını kaldırarak. "Çok şaşırtıcı."
Aybars bununla az önceki neşesini geri kazanırken Dicle'nin dudaklarındaki gülümseme de büyüdü.
"Yapmam ben yemek." diyen Aybars ekledi. "Sadece çok iyi bir yiyici ve izleyiciyim."
"Peki bir şey soracağım. Simide neden gevrek diyorsunuz?"
"Adı gevrek çünkü. Siz neden gevreğe simit diyorsunuz?"
"Ne gevreği ya halis mulis simit o."
Yer yer tartışmalar sonunda kahvaltılarını bitirip dükkandan ayrıldıklarında Dicle yine Aybars'ın koluna girmiş çarşının içinde ilerliyorlardı. "Bir gün buraya gelmem lazım." dedi Dicle büyülenmiş gibi etrafa bakarken.
"Niye? Beğenemedim mi benle gelmeyi? Bensiz gelmeyi planlıyorsun." diyen Aybars'la güldü.
"Spor ayakkabıyla gelmeyi planlıyorum." dediğinde Aybars sırıttı ve hafifçe ona dönerken göz kırptı.
"Üzerine alınma diyorsun yani."
Dicle konuyu değiştirdi. "Eee kimlerin istatistiklerini karşılaştırıyoruz?"
"Şurada çok güzel ahşap oyuncaklar yapan bir yer gördüm. Kazancı da fazladır. Diğer hediyelikçi dükkanlarla karşılaştırırız. Olur mu?"
Aybars başını salladı. "Olur. Hadi o zaman." dediğinde yürümeye başladılar.
Ama Dicle'nin bir anda Aybars'ın kolunu çekiştirerek durmasıyla hızı yavaşladı ve o da durdu. "Şuradaki dükkana girelim."
Aybars onun işaret ettiği dükkana baktı ve vitrinlerde dizili olan dijital kameralara baktı. "Antikacıya?"
"Evet Aybars evet hadi." diyen Dicle aynı zamanda Aybars'ın kolundan destek alırken hem de onu çekiştiriyordu. Dükkana girdiklerinde bu kez kolundan çıkmayı unutmadı. Büyülenmiş gibi etrafı incelerken gördüğü adama gülümsedi. "Merhaba kolay gelsin."
"Eyvallah. Hoşgeldiniz." diyen adam oturduğu yerden kalkarken Aybars bodoslama daldı.
"Günlük kazancınız ortalama kaç?"
Adam bu soruyu garipserken Aybars Dicle'nin kınayıcı bakışlarına aldırmadı.
"Alıcı mısınız sayıcı mı?" dedi adam yüzünde ufak bir gülümseme.
Aybars hafif sırıttı. "İkisi de olabiliriz."
Dicle bununla araya girdi. "Yok biz gerçekten merak ediyoruz. Bu kadar değerli şeylerin müşterisi de kazancı da çok olur bence. Kameralarınız hakkında bilgi alabilir miyim ayrıca?"
Adamın bakışları bu sefer Dicle’de durdu.
“Sen merak ediyorsun.” dedi. “Bu çocuk hesap yapıyor.” sonra kameraların olduğu raflara yöneldi ve en zarif duran kamerayı eline aldı. "Mesela bunun fiyatını bilen çok." dedi bakışları onlara dönerken. "Ama değerini bilen az."
Aybars sordu. "Farkı ne?"
"Fiyatı cebini etkiler değeri neye tutunduğunu." diyen adam ekledi. "Buna tutunmanı sağlayacak şey ise içindekiler olacak."
"Fiyatı ne kadar?" diyen Dicle ile adam bir rakam söyledi. Dicle gülümseyerek konuştu. "Şimdi alıcıyım işte." dediğinde elini çantasına soktu ve cüzdanını çıkarttı.
Aybars kaşlarını kaldırdı. "Ciddi misin?"
"Evet."
Adam kasayı açmaya giderken Aybars Dicle'nin kulağına fısıldadı. "Normal bir dükkanda daha iyisini daha uyguna alırsın."
Dicle omuz silkti. "Ben onu istiyorum."
Dicle yanından geçip giderken Aybars arkasından onu izliyordu. Dicle kasada adamla gülerek sohbet ederken Aybars'ın dudaklarına engelleyemediği bir gülümseme yerleşti.
"Çıkabiliriz." diyen Dicle ona doğru gelirken kapıya ilerlemedi. Dicle bununla başını iki yana salladı. "Yürüsene?"
Aybars bununla kolunu işaret ettiğinde Dicle bir anlık şaşırsa da koluna girdi. Dükkandan çıktıklarında Aybars konuştu. "Al işte ilk girdiğimiz dükkanda da sadece alışveriş yaptın. Ödev arkadaşımı yanlış seçtim."
"Düşük baya günlük kazancı." diyen Dicle ekledi. "Söyledi bana abi."
"Kaç?" dedi Aybars merakla. Dicle rakamı söyledi. Aybars kaşlarını kaldırdı. "Baya düşükmüş."
"Çok can sıkıcı." dedi Dicle. "İnsanlar ne kadar saçma şeylere para harcıyorlar. Böyle değerli şeylere gözlerinin ucuyla bile bakmıyorlar."
Aybars göz ucuyla ona baktı ama Dicle o sırada etraftaki dükkanları incelemekle meşguldu. "Belli." dedi Aybars mırıldanır gibi.
Akşama kadar sekiz dükkan gezdiler.
Aybars'ın ısrarlarıyla geldikleri kumrucuda siparişlerini beklerken Aybars verileri kağıda aktarıyor Dicle ise göz ucuyla kontrol ediyordu.
"Ayaklarım öyle bir ağrıyor ki." dedi Dicle geriye yaslanırken. Aybars kağıttan başını kaldırmadan konuştu.
"Akılsız başın cezasını ayaklar çeker."
Dicle bununla göz devirdi ve Aybars'ın duymayacağını düşündüğü bir ses tonuyla taklidini yaptı. "Akolsoz boşon cozosono oyoklor çokor."
Aybars yine başını kağıttan kaldırmadan bu kez yüzünde bir gülümsemeyle konuştu. "Duyuyorum Dicle."
"Aman her şeyi de duy." dedi Dicle. Sonra ekledi. "Sonra da tatlı yiyelim mi?"
Aybars bununla başını kaldırdı. Yüzüne anlamsız bir gülümseme yerleşti. Hani birinin sizin tanıdığınız herkesten farklı olduğunu hissedersiniz ya. Öyle baktı.
"Olur." dediğinde ekledi. "Ama bi kahve de içeriz."
Dicle onunla aynı şekilde bir gülümseme takındı. Sanki tüm yorgunluğunu unuttu. "Kırk yılı garantiledin yine ayaküstü." dediğinde Aybars güldü.
"Beş santim topuk üstü." dediğinde Dicle işaret parmağını kaldırdı itiraz eder gibi.
"Dört buçuk santim."
Buna gülerlerken önlerine yemekleri geldi.
Dicle büyük bir iştahla kumrusuna gömülürken Aybars hâlâ önündeki verilere son bir bakış atıyordu. Dicle ağzındaki lokmayı bitirmeden ama sesini de ayarlayarak konuştu. "Mmmm." Aybars başını kaldırıp ona baktı ve gözlerini kapatmış kumrusunu yiyen Dicle'yi izlemeye devam etti. "Bu mükemmel bir şey."
Aybars kağıdı bir kenara bırakırken Dicle'nin önündeki kutu ayranı aldı ve çalkaladı. Yanına getirilen pipeti de açıp batırdığında önüne koyarak kendininkine de aynısını yaptı.
Dicle bununla ağzındaki lokmayı yutarken bakışlarını Aybars’ın ellerinden çekip gözlerine dikti. Hiçbir şey demedi ama bu küçük jestin yarattığı o sıcak dalga kumrunun lezzetinden daha baskın gelmişti bir an.
"Teşekkür ederim." dedi sesi normalden biraz daha yumuşak bir tonda çıkarken. Pipeti dudaklarının arasına götürdü.
"Rica ederim." diyen Aybars'ta kumrusundan bir ısırık alırken konuştu. "Ailen Samsun'da mı yaşıyor?"
Dicle başını sallarken bir ısırık daha aldı. "Doğma büyüme oralı annemde babam da."
"Maşallah." diyen Aybars'la Dicle konuştu.
"Senin ailen burada yaşıyor değil mi?" dediğinde kaşlarını kaldırdı. "Aybars senin ailen burada yaşıyor." dedi bir kez daha hayretle. "Ziyarete niye gitmedin bugün?"
"Zamanımız mı vardı?" dediğinde ekledi. "Hem sana da ayıp olmasın. Hem şehiri ben belirledim. Bahaneyle getirmişim gibi olmasın."
Dicle onun bu düşünceli yaklaşımına bugün kaçıncı olduğunu bilmediğim hayrete düşerken konuştu. "Saçmalama." dediğinde ayranından bir yudum daha alırken ekledi. "Yemekten sonra gidelim."
Aybars gözlerini büyüttü. "Ciddi misin?"
Dicle yaptığı teklifin saçmalığını fark etti. "Yani şey tabi. Ben arabada otururum sen çıkar oturursun biraz ailenle."
Aybars elindeki ekmek arasını tabağa bıraktı ve ağzını peçete ile silerken konuştu. "O anlamda demedim. Kahve ve tatlı planımız vardı ya. Geçe kalırız baya ondan dedim. Nereden çıktı arabada oturmak?"
"E kalırsak kalalım." diyen Dicle omuz silkti. "Her zaman mı geliyoruz sanki İzmir'e?"
Aybars bununla gülerken konuştu. "Doğrusun." dediğinde ekledi. "Yalnız annem kolay kolay bırakmaz birden albümlerimi incelerken falan bulabilirsin kendini baştan uyarayım da."
Dicle ayranından bir yudum daha aldıktan sonra ellerini sildi ve konuştu. "Sen kesin en yaramaz çocuktun." diye tespit yaptığında Aybars başını iki yana salladı.
"Hayır bir kere evin en uslu çocuğu bendim." dedi yüzündeki munzur gülümsemeyle.
Dicle bununla gülerken işaret parmağı ile onun gülüşünü gösterdi. "Kesin tek çocuksun dimi?"
"Evet." diyen Aybars gülerek ayağa kalktığında kasaya yöneldi. Dicle'de peşinden kalkarken elini çantasına attı ve cüzdanını çıkarttı. Bu sırada Aybars geri yanına gelmişti. "Hadi gidiyoruz." dedi Aybars kapıyı gösterirken.
"E hesap?"
"Hadi Dicle hadi." diyen Aybars onu dinlemeden önden giderken Dicle bu emrivaki ile onu takip etmeye başladı. Arabaya bindiklerinde Dicle konuştu.
"Kahve ve tatlıyı ben öderim o zaman."
Aybars onu duymamak için eli radyoya giderken konuştu. "Deren'in şarkı zevkine başvurmayı seçiyorum." dediğinde radyoyu açıp sesi arttırdı.
Radyoda Mavi Işıklar'dan Ankara Rüzgarı çalıyordu.
Pembe küçük dudağın,
söyledi şarkımızı
"Ben beğendim." dedi Dicle. "Deren'in şarkı zevkini."
İndi bahar Ankaranın sisli yamaçlarına
İçli sesin ah ne kadar açtı gönül yasımı
"Bunu nasıl dinliyor Deren?" diyen Aybars'la kaşlarını çattı Dicle.
"Niye? Gül gibi şarkı."
"Yok güzel şarkı da.." diyen Aybars kuracağı cümlenin saçmalığıyla önce gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı sonra konuştu. "Ankara Rüzgarı ya. Rüzgar falan."
"Iyyyy." diyen Dicle önüne döndü. "İğrenç bir tespitti sus lütfen." dediğinde radyoya elini uzatıp sesi biraz daha açtı.
Aybars yüzündeki gülümseme ile Dicle'ye döndü. Ve şarkı sanki onun için çalmaya başladı. Sanki ona yazılmış gibi...
Açtığı camdan dolayı saçlarını uçuran rüzgar ve yüzündeki huzurlu gülümseme ile yolu izleyen Dicle'de takılı kaldı bakışları.
Her gören ağladı, kalbini bağladı dalgalı saçlarına
Her gören ağladı, kalbini bağladı dalgalı saçlarına
Sonra yola döndü derin bir iç çekerek. "Çarpar yalnız." dedi işaret parmağı ile camı işaret ederken. "Kapat biraz istersen."
Araba müstakil bir evin önünde durduğunda Dicle kaşlarını kaldırdı. "Burası mı evin?"
"Evet."
"Çok güzeel." diyen Dicle arabadan inerken Aybars konuştu.
"Sen bir de yaz akşamları gör burayı." dediğinde göz göze kaldılar. O an Aybars içinden istemsizce bir şey geçirdi. Lütfen bir yaz akşamı görebilsin burayı.
Dicle önüne dönerken Aybars eliyle evi işaret etti.
Demir bahçe kapısından girdiler. Bahçe akşamın karanlığında nostaljik ve huzurlu bir hava yansıtıyordu. Meyve ağaçlarının kokusu İzmir’in serin rüzgarıyla birleşip etrafa yayılıyordu. Taş döşeli yolda ilerlerken Dicle Aybars’ın çocukluk anılarını anlatmasını dinliyordu.
"Burası benim oyun alanımdı." dedi Aybars bahçenin ortasındaki geniş bir çim alanı işaret ederek. "Burada koşturur futbol oynardık. Mahalledeki tüm çocukları toparladım bahçeyi birbirine katar annemin saksılarını devirirdik. Annem akşam işten gelip hepimize kızana kadar da bitmezdi oyunumuz."
Dicle gülerken konuştu. "Gerçekten evin en uslu çocuğuymuşsun."
"Rakibim yok." diyen Aybars Dicle'nin adımlarının arka bahçeye yöneldiğini görerek hızla konuştu. "Dicle du-"
Dicle'nin dudaklarından şok içinde kaçan çığlığı duyduğunda geç kaldığını anladı. Sensörlü fıskiye açılıp su fışkırtmaya başladığında Dicle şok içinde Aybars'a döndü.
Aybars adımlarını hızlandırdı ve eğilerek fıskiyeyi kapattı. "İnatsan inatsın dimi?" dedi Dicle'ye dönerken.
Dicle yüzündeki suları silerken konuştu. "Ne bileyim ben fıskiye olduğunu hemde sensörlü." dediğinde ekledi. "Sırılsıklam oldum."
Aybars onu baştan aşağı süzerken konuştu. "Bir de beyaz giyinmiş Allah'ım sen bana sabır ver." dediğinde Dicle sinirle çıkıştı.
"Nolmuş beyaz giyindiysem?"
"Kirlenecek Dicle ıslak ya elbisen şuan."
"Kirlenmek güzeldir." diyen Dicle adeta bir reklam filmi pozitifliğiyle üzerine bakarken o kadar ıslanmadığını fark etti. "Sadece saçlarım fazla ıslak."
"Kurutursun yürü." diyen Aybars evin kapısını çaldığında kapıyı açan kadının yüzüne önce şok sonra sevinç ekledi.
"Oğluum!" dediğinde Aybars'a sarıldı. "Hoşgeldin."
"Hoşbulduk annem." diyen Aybars annesinin yanağına bir öpücük kondurduktan sonra ondan ayrıldı ve yanındaki Dicle'yi gösterdi. "Dicle. Sınıftan arkadaşım. Aynı zamanda alt komşum."
"Hoşgeldin kızım." diyen kadın Dicle'ye sarılırken ekledi. "Canan bende memnun oldum."
"Hoşbuldum." diyen Dicle gülümseyerek ondan ayrıldığında konuştu. "Bende çok memnun oldum."
"Gelin içeri gelin kapıda kaldınız böyle." diyen Canan Dicle'nin ıslak saçlarını fark etti. Oturma odasına geçerlerken sordu. "Yağmur mu yağıyor?"
Aybars bununla güldü. "Yok. Bahçedeki fıskiyenin azizliğine uğradı."
"Hay Allah." diyen Canan yukarıya doğru seslendi. "Adnan sana demedim mi kaç kere akşamları kapat şu fıskiyenin sensörünü diye."
"Unutmuşum bitanem." gelen adam sesi yavaş yavaş yaklaşıyordu. Merdivenlerdeki adım sesleriyle merakla ekledi adam. "Noldu yine komşunun köpeği mi girmiş bahçeye neyi algılamış?"
"Çocukları algılamış." diyen Canan'la Adnan garipseyerek oturma odasına yöneldi.
"Hangi çocukla-" oturma odasındaki Aybars'ı görmesiyle o da başta şaşırsa da sonra gülümsedi.
"Baba!" diyen Aybars ayağa kalkarken babasıyla sarıldı.
"Hangi dağda kurt öldü? Yaza kadar gelmem diyordun eşşek sıpası?" dediğinde Dicle'ye elini uzattı. "Memnun oldum kızım Adnan ben. Kusura bakma valla fıskiye için."
"Bende memnun oldum. Dicle bende." diyen Dicle gülerken ekledi. "Bir şey olmadı o kadar." dedi.
"Hangi rüzgar attı bakalım sizi buraya?" diyen Adnan otururken Aybars konuştu.
"Valla Dicle rüzgarı attı baba." dediğinde ekledi. "Biz sabahtan beri buralardayız ödev yapıyoruz da gelmişken aileni ziyaret etmezsen olur mu dedi. Geldik bizde."
"İyi demiş." diyen Canan getirdiği havluyu Dicle'ye uzatırken konuştu. "Al kızım saçlarının nemini al bununla sonra da kurutursun lavaboda."
"Teşekkür ederim." diyen Dicle havluyu alıp saçlarını kurutmaya başladığında Adnan konuştu.
"Ee nasıl gidiyor hayat gençler? Vallahi imreniyorum size. O yılların yaşların tadı başka."
"Ne demezsin." diyen Aybars'ın bu cevabıyla Canan konuştu.
"Bu hep böyleydi. Hep hayattan bir memnuniyetsiz hep bir isyan." dedi Dicle'ye açıklar gibi.
"Sen nerelisin kızım?" dedi Adnan Dicle'ye dönerken.
"Samsun."
"Annen baban ne iş yapıyorlar?" diyen Adnan'la Dicle cevap verdi.
"Annem emekli öğretmen ama hâlâ çalışıyor. Evde oturmak pek onluk değil. Babam da doktor."
"Kızı hemen sorguya çekti yahu." diyen Canan sitemle Adnan'a yakındıktan sonra çocuklara döndü. "Ceketlerinizi verin bana yavrum."
"Yok anne." diyen Aybars ekledi. "Biz öyle çok kalamayacağız malum daha dört saatlik bir yolumuz var hemde kahve ve tatlı sözüm var Dicle'ye. Çok geç kalmayalım."
"Neyle geldiniz?" dedi Adnan ilgiyle. "Dönemezseniz al benim pikabı."
"Arkadaşımız arabasını ödünç verdi." diye açıkladı Aybars. Sonra Dicle'ye döndü. "Sen lavaboda saçlarını kurut soğudu iyice hava." dediğinde Canan Dicle'ye banyonun kapısını gösterdi.
Evden çıktıklarında ellerinde birer poşet zeytinyağlı sarma vardı. İki eve de ayrı ayrı koymuştu Canan düşünceyle.
"Çok tatlılar." dedi Dicle arabaya binerken. Güldü ve Aybars'a dönerken ekledi. "Senin aksine."
Aybars bununla gülmeden edemezken Dicle'nin ağzını kapatıp esnemesiyle konuştu. "Direkt gidelim mi?"
"Hayır kahve içeceğiz." diyen Dicle arkasına yaslandı. "O kadar kolay yırtamazsın."
"Haklısın tabi. Seksen yılı garantilemek istiyorsun."
Kahvelerini içmiş tatlılarını yemişlerdi. Üstüne bir de hesap ödeme kavgası yapmışlar ama galip gelen Aybars olmuştu. Arabaya bindiklerinde saat 11:00'dı. Bu da sabah dört ya da beşte evde olmaları anlamına geliyordu.
"Sabahki derse gidecek gücüm yok sanırım." dedi Dicle boş yola bakarken.
Aybars gözünü yoldan çekmeden gülümsedi ve konuştu. "Tüh ya bende sana imza at bana diyecektim."
"Bende kesin atardım dimi?" dedi Dicle mırıltıyla. Çalışan kaloriferle iyice mayışmıştı. Sabahta epey erken uyanmıştı. "Aybars.." diye mırıldandı.
"Efendim."
"Teşekkür ederim bugün için. Çok güzeldi her şey... Eğlendim." dediğinde defalarca zorla açtığı gözlerini kapattı. "Gelince uyandır."
Aybars son duyduğu cümleyle burnundan gülmeden edemezken Dicle'nin duymadığını bile bile konuştu. "Ben teşekkür ederim."
Başını yana çevirdiğinde uyuyan Dicle'ye baktı. Başı hafifçe diğer tarafa düşmüş olan kızın yüzünü belki de ilk defa bu kadar ayrıntılı inceledi. Daha önce de incelemek istediği anlar olmuştu. Kavga ettikleri çoğu zaman kızın yüzünde gezinmişti gözleri. Ama kaçamak bakışlarla.
Bu kez bakışları sadece bir göz ucuyla süzmekten ibaret değildi; daha derin daha keşfedilmeyi bekleyen bir merakla doluydu.
Bugün onun farklı biri olduğunu fark etmişti. Tanıdığı o hırçın dümdüz kişilikten daha fazlasıydı.
Tanıdığı hayatına giren diğer herkesten farklı bir enerjisi vardı Dicle’nin. Bu zamana kadar bir sürü kızla fazlaca zaman geçirmişti. Ama hiçbiri onunla kumru yememişti mesela. Ya da hiçbiri ailesini ziyaret etmesi için ikna etmemişti onu. Hiçbirine annesi saçlarını kurutması için havlu vermemişti.
Aybars o an fark etti ki; bugün sadece veri toplamak için sekiz dükkan gezmemişlerdi.
Aybars sekiz dükkan boyunca aslında Dicle’nin dünyasında bir keşfe çıkmıştı.
Arkadan kısık bir şekilde çalan şarkı doldu kulaklarına. Dönünce Deren'den teşekkür etmesi gerekecekti galiba şarkılar için. Bugün çalan şarkılar sanki Dicle'ye çalıyordu onun için.
Bugünlerde bir şeyler oluyor bana, acep neden?
Yalnızlık geçiyor gönlümdeki ıslak caddelerden
Bakarsan buğulu penceremden
Dünyam kapkaranlık, neden bilsen
Aç kapıyı, gir içeri, gönlüm bekliyor seni
Bana ne şu yalan dünyadan yanımda sen olmazsan
Gözleri tekrar uyuyan Dicle'ye döndü.
Gözlerim kapanmaz seni sinemde uyutmazsam
"Sevmeyince hayat bomboş" dedin
Yaşamayı bana sen öğrettin
Aç kapıyı, gir içeri, gönlüm bekliyor seni
İki saatlik yolun ardından Dicle arabanın durmasıyla irkilerek uyandı. Arabadan inen Aybars'a bakarken hâlâ ıssız bir yolda olduklarını fark etti.
"Noldu?" dedi gözlerini ovuştururken. Kapıyı açtı ve peşinden çıktı. "Aybars." dedi bagajı kapatan Aybars'a. "Noldu?"
"Uyandın mı sen ya?" diyen Aybars konuştu. "Fıstık biraz yaşlanmış galiba. Bagajı açıldı da onu kapattım."
"He." diyen Dicle sordu. "Ne kadar kaldı?"
"Bir bilemedin bir buçuk saat." diyen Aybars Dicle'nin arkasındaki çimenlerden gelen hışırtı ile onu kolundan tutup yanına geçtiğinde telefonunun fenerini çimenlerin arasına tuttu.
Çimenlerin arasında küçük siyah bir kedi gördüklerinde kedi ürkek bir şekilde onlara bakıyordu. Aybars bununla Dicle'den yavaşça uzaklaşırken kediye doğru konuştu. "Korkuttun bizi." dedikten sonra ona doğru eğildi ve başını okşadı. Kedi bununla ona doğru yürüyüp kendini onun koluna sürttü.
"Annen nerede senin?" dedi Dicle sanki cevap alabilecekmiş gibi. Aybars kediyi kucağına alıp kediyi severken onlara gülümseyerek baktı. "Annesi nerede acaba?" dedi bu kez cevap alma ümidiyle Aybars'a
"Bilmiyorum ki." diyen Aybars kedinin başını biraz daha okşadı. "Yemek aramaya gitmiştir belki. Gelir birazdan." dediğinde kediyi yavaşça çimenlerin arasına koydu. "Hadi git annen bulsun seni."
Kedi koşarak ona geri gelip parçalarından Aybars'a tırmanmaya çalıştığında Dicle alt dudağını büzerek onu izledi. Aybars kediyi alıp geri koyarken kedi her seferinde aynı şeyi yapıp Aybars'ın paçalarına yapışıyordu.
"Ama ya yoksa annesi?" dedi Dicle Aybars'ın parçasına tırmanmaya çalışan o kediye bakarken.
"Ama ya varsa?" dedi Aybars ve kedinin pençelerini parçasından ayırırken. "Hem yoksa da ileride bir kaç ev ışığı var. Bakıyorlardır. Hadi gidelim."
Kedi bu kez hızla koşarak tırmandığında ilk kez dizine kadar tırmanmıştı. Sanki Aybars'ı bırakmamak için elinden gelen her şeyi yapıyordu.
"Burada mı bırakacaksın?" dedi Dicle.
"Sahiplenmek istiyorsan at cebine." dedi Aybars kediyi işaret ederek.
"Yok bakamam ben." diyen Dicle Aybars'ın indirmesiyle bir kez daha miyavlayarak parçasına yapışan kediye baktı. "Seni bırakmıyor. Sen alsana."
"Ben böyle bir sorumluluk alamam." dedi Aybars kediyi bu kez daha uzak bir noktaya koyarken. Kedi geri koştu Aybars'a.
"Ya nolur alsan?" dedi Dicle kedinin haline üzülerek. "Hem yol kenarı. Arabalar da ezer onu burada. Seni de çok sevdi."
"Bakamam dedim Dicle." diyen Aybars kediyi bir kez daha çimenlerin arasına koyarken Dicle konuştu.
"O zaman bende gelmem." dediğinde küçük bir çocuk gibi kollarını önünde buluşturdu. "Git sen."
"Kızım saçmalama." diyen Aybars çatık kaşlarla Dicle'ye bakarken ekledi. "Nasıl bırakayım seni gecenin bir yarısı burada?"
"Onu nasıl bırakacaksan öyle bırak." dedi Dicle her zamanki hazır cevaplığıyla.
"Ne alakası var?"
"Ya kediyi al ya da beni burada bırak. Binmem o arabaya."
"Dicle beni kızdırma." diyen Aybars'la Dicle adımlarını diğer yöne yöneltti. Yürürken konuştu.
"İyi ben bu gece kalacak bir yer bulayım o zaman. Anlaşılan seninle gelmiyorum."
Aybars'ın onu durduracağından çok emindi.
"Tamam." diyen Aybars parçasındaki kediyi alırken konuştu. "Hadi bin arabaya götürüyorum bin."
Dicle yüzündeki zafer gülümsemesi ile Aybars'a döndü. "Adını ne koyacaksın?"
Aybars sıkıntılı bir nefes verdi. "Bilmem." dedi kedinin başını okşarken kediye baktı. "Gece."
Dicle kaşlarını kaldırdı. "Gece?" dediğinde Aybars başını salladı.
"Gece'ye benzemiyor mu?" dediğinde Dicle gülümsedi ve uzanarak küçük siyah yavru kediyi sevdi.
"Gece." sonra Aybars'ın gözleriyle birleşti gözleri. "Bekle bi dakika."
Aybars sıkıntılı bir nefes verdi. "Allah'ım sen bana sabır ver." dediğinde Dicle'nin bugün aldığı kamera yüzüne doğrultulunca kaşlarını çattı. "Ne yapıyorsun?"
"Poz ver hadii. Test ediyorum kamerayı." dediğinde Aybars kucağındaki kediye bakarken flash patladı. "Şimdi gidebiliriz." dediğinde Aybars kediyi arka koltuğa koydu. Dicle ise bununla rahat bir şekilde başını koltuğa yasladı.
Sessizce eve girip kendini odasına atan Dicle kendini yorgun bir şekilde yatağın üzerine attı. Sonra aklına gelen şeyle eli yatağın üzerindeki çantasına uzandı ve içinden kamerayı çıkardı. İçindeki tek fotoğrafı açtı. Yüzünde bir gülümseme belirdi.
Kulaklarında bunu satan abinin kurduğu cümle yankılandı.
"Fiyatı cebini etkiler değeri neye tutunduğunu. Buna tutunmanı sağlayacak şey ise içindekiler olacak."
Yorumlar
Yorum Gönder